Çevirmen Merve Sevtap Ilgın: Metni Türkçe aktarabileceğimi hissetmeliyim

2009 yılından bu yana çevirmenlik yapan Merve Sevtap Ilgın'la çeviri üzerine konuştuk. Ilgın, "Kaynak metni okuduğumda kendimi yazarın yerine koyabiliyorsam, onun kimliğine bürünüp metni Türkçeye onun sesiyle aktarabileceğimi hissedebiliyorsam o metin benim için 'çevrilebilir' oluyor" dedi.

DUVAR – Hacettepe Üniversitesi İngilizce Mütercim Tercümanlık lisans, İstanbul Üniversitesi Çeviribilim yüksek lisans mezunu olan ve şu günlerde aynı bölümde doktora öğrencisi olan Merve Sevtap Ilgın, henüz lise yıllarında çevirmen olma hayali kurduğunu ve eğitimini bu yönde şekillendirdiğini söylüyor.

2009 yılından bu yana çevirmenlik yapan Ilgın, başta Sylvia Plath, Joyce Carol Oates, Donna Tartt, Philip Roth olmak üzere, pek çok yazarın eserini Türkçeye çevirdi. Aynı zamanda İTÜ’de öğretim görevlisi olarak çalışan Ilgın ile çevirinin varoluşunu, biçimlenişini ve Türkiye koşullarındaki durumunu konuştuk.

Hayalet Duvar, Sarah Moss, çev: Merve Sevtap Ilgın, 136 syf., Kafka Kitap, 2019.

Çeviri konusunda hemen herkesin bir fikri var. Siz, bir çevirmen olarak çeviriyi nasıl tanımlıyorsunuz?

Çocukken yazar olma hayalleri kurardım, sonra çeviri diye bir şeyin var olduğunu, okuduğum kitapları dilimize kazandıran birileri olduğunu fark ettim ve bu bana yazarlıkla eşdeğer bir iş, yazar olmanın bir yolu olarak göründü. Başından beri aynı hislerle yapıyorum bu işi. Çeviriyi yaratıcı bir eylem olarak görenlerdenim kısacası. Ayrıca her metinle başka bir yazarın kimliğine bürünüp onun sesini aktarmaya çalışmak çok büyüleyici ve keyifli bir iş. Lydia Davis’in dediği gibi, çeviri yapmaktaki “bir bulmacayı çözme hazzı”nı da unutmamak gerek.

‘UYARLAMADA DENGE ÇOK MÜHİM’

Bir kültür aktarımı yolu olan çeviri, uyarlamaya ne derecede dâhil edilebilir? Kültür karşılıklarının bağlayıcı yönünü nasıl açıklarsınız?

Uyarlama çok geniş bir kavram, ama burada uyarlamadan kastımız kaynak metni erek kültüre, erek dile daha yakın hale getirmek ise, bu noktada dengenin çok mühim olduğunu düşünüyorum. Çeviri doğası gereği bilinçli ya da bilinçsiz birtakım uyarlamaları gerektiriyor zaten. Okur kendisine okuma zevki veren, akıcı ve anlaşılır metinler görmek istiyor, bu da bir gerçek. Ama ben çeviri bir metnin çeviri bir metin olarak görülmesi gerektiğini düşünüyorum. Bazen kaynak metindeki farklı ağız veya lehçelerin “fazla” Türkçe, “fazla bizden” aktarıldığını görüyorum mesela. Okur olarak rahatsız edebiliyor bu durum beni. Bu yüzden çevirmen olarak bu gibi noktalara dikkat etmeye çalışıyorum. Okur kimliğiyle beni rahatsız eden şeyleri yapmaktan kaçınıyorum. Çeviri kültür aktarımının bir yolu, evet, ama bu, başka bir kültürü kendi potamızda eritip görünmez kılmak anlamına gelmemeli; çevirinin güzelliği bizi farklı olanla tanıştırmasında saklı bence.

Editör-çevirmen ilişkisi nasıl yürüyor?

Bu konuda ciddi bir sıkıntı yaşadığımı söyleyemem. Çevirmenlerin de editörlerin de farklı çalışma şekilleri var. Çalıştığım editörlerle çeviriyi teslim ettikten sonra neredeyse hiç irtibat kurmadığımız da oldu, yayımlanıncaya kadar sıkça konuşup paslaştığımız da. Birbirimizin görüşlerine, kararlarına ve yaptığı işin sınırlarına saygı duyabildiğimiz sürece ben çevirmen olarak editörümle iletişim kurmaya, metin üzerinde konuşup tartışmaya her zaman açığım.

Sizin için bir metnin “çevrilebilir” olmasının gerekçesi nedir?

Çevrilebilirlik-çevrilemezlik tartışmasının kuramsal boyutuna hiç girmeden, çevrilebilirliğin bir çevirmen olarak benim için ne ifade ettiğini söyleyeyim. Ben bir şiir okuru değilim, bu yüzden şiir çevirisi benim için “çevrilemez” kategorisine giriyor. Bu işin altından layıkıyla kalkan çevirmenlerin çevirilerini okuduğumda hayran kalıyorum, ama dediğim gibi, benim yapabileceğim bir şey değil. Bunun dışında, kaynak metni okuduğumda kendimi yazarın yerine koyabiliyorsam, onun kimliğine bürünüp metni Türkçeye onun sesiyle aktarabileceğimi hissedebiliyorsam o metin benim için “çevrilebilir” oluyor.

‘ÇEVİRİ ÇOK GÜÇLÜ BİR ARAÇ’

Ülke kurulduğu günden beri çevirmenin kontrol altında tutulmaya çalışılmasının, sıklıkla yargılanmasının sebebi ne sizce? Sistem, çevirmenden neden korkuyor?

Çeviri tarih boyunca gerek kültürel gerek siyasi devrimin aracı olarak kullanılmış çok güçlü bir araç; doğası gereği, bizden olmayanı bize kazandırma, uzaktakini yakına getirme ve bir bakıma evrenselleşme işi. Bu işi gerçekleştiren kişi olarak çevirmen de yepyeni dünyaların kapısının anahtarını elinde tutan kişi oluyor bu durumda. Yenileşmekten, gelişmekten, ilerlemekten çekinen toplumların bunun önüne bir ket vurmaya çalışması acı bir gerçek ne yazık ki.

Geçmişe nazaran yayınevi sayısının artmasının çeviriye/çevirmene olan faydası ya da zararı nedir? Ek olarak, ekonomik dalgalanma çevirmeni ne oranda etkiliyor?

Yayınevi sayısının artmasının çevirmene zararı var mıdır, bilemiyorum. Daha çok yayınevi olması daha çok kitap basılması, çeviriye daha çok ihtiyaç olması anlamına geliyor. Çevirmenliğin bir meslek olduğunu düşünürsek, daha çok yayınevi daha çok çevirmene daha çok iş imkânı sağlayabilir anlamına geliyor. Bu yayınevi-kitap-çeviri bolluğunda kendi ihtiyaçlarına, zevklerine ve tercihlerine uygun olanı seçmek okura düşüyor.

Ekonomik dalgalanmalar çevirmenlere oldukça zor zamanlar yaşatıyor, bunu hem bizzat yaşıyor hem de başka çevirmenlerin yaşadığı birtakım sorunlara tanık oluyorum. Çevirmen ücreti ekonomik kriz nedeniyle yayınevlerince erteleniyor, taksit taksit ödenerek iyice kuşa dönüyor, hatta bazen hiç ödenmiyor, siz talep edinceye kadar varlığı bile unutuluyor. Üniversiteden mezun olurken birkaç sene çeviriyle eğitmenliği bir arada götüreyim, sonra okulu bırakır sadece çeviri yaparım diyordum, günümüz koşullarında bunun ne yazık ki bir hayal olduğunu görüyorum.

Kaplanın Karısı, Têa Obreht, çev: Merve Sevtap Ilgın, 360 syf., Siren Yayınları, 2011.

Hukuki olarak bakıldığında çevirmenin en nesnel sorunları nelerdir? Hak ettiğiniz güvenceye kavuştuğunuzu düşünüyor musunuz?

Meslek standartlarının olmaması en büyük sorun sanırım. Yasal haklarımızın farkında değiliz ya da biz farkında olsak da bir standartlaşma söz konusu olmadığı için örneğin siz bireysel olarak yayınevinden telif hakkıyla sözleşme yapılmasını talep etseniz bile olumlu yanıt alamayabiliyorsunuz. Sözleşmeden doğan çeşitli haklarınızı tabiri caizse söke söke almaya çabalıyorsunuz. Bu koşullarda güvenceden bahsetmek çok zor. Yine de çevirmenlerin haklarını koruma ve bu hakların herkesçe görünürlüğünü sağlama noktasında Çevbir’in çabalarını çok önemsiyorum.

“Şu çeviriyi bir de benden okusaydınız keşke…” diyebileceğiniz bir metin var mı? Ya da çok beğendiğiniz, okumaktan keyif aldığınız bir çeviri?

Çevirmiş olmayı istediğim çok metin olmuştur, ama bu istek o metinleri kimin nasıl çevirdiğinden değil, tamamen söz konusu metne ya da yazara duyduğum hayranlık ve sevgiden kaynaklanıyor. Okumaktan keyif aldığım çeviriler, daha doğrusu çevirmenler var. Tomris Uyar, Roza Hakmen, Fatih Özgüven, Aslı Biçen gibi isimlerin çevirilerini pek çokları gibi ben de zevkle okuyorum. Ama son yıllarda aynı jenerasyondan olmakla gurur duyduğum Begüm Kovulmaz ve Seda Ersavcı’nın çevirilerini özellikle takip ediyorum ve çok beğeniyorum; son üç dört senedir onlar ne çevirse alıp okuyorum diyebilirim.