Bizim Ali: Anarşist bir demiryolcunun hikâyesi

Kapakta kullanılan fotoğraf, kitabın öyküsünü tek bir kareye sığdıran bir ânı yakalamış; bir eylem alanında, birlikte olmaktan memnuniyet duyduğu insanların arasında ve en sevdiği renkleri elindeki bayrakta taşıyor Demiryolcu Ali.

Tarkan Tufan  ttufan@gazeteduvar.com.tr

Cem Gök’ün yaklaşık bir yıllık araştırma ve söyleşileri sonucunda bir araya getirdiği ilk eseri, ‘Bizim Ali / Bir Demiryolcunun Hikâyesi’ adı altında Kaos Yayınları tarafından yayınlandı. Kitap, bir demiryolu emekçisi olan Ali Kitapcı’yla ilgili tanıklıklar ve anılardan oluşurken, Türkiye’nin yakın tarihini etkileyen siyasal olaylarla birlikte Anarşist ve Sendikalist akımların ülkemizdeki gelişimine de ışık tutuyor.

Kronolojik bir kurgu içerisinde aktarılan söyleşiler, aynı anda paralel yollardan ilerleyen katmanlarıyla tek düze bir anlatım yerine zengin ve akıcı bir yapıya sahip. Anlatı, söyleşilerin yanı sıra yazarın ayrıntılı biçimde aktardığı dönemsel bilgilerle bezenmiş.

Önsözün ilk cümlesi, kitabın içeriğini isabetli biçimde özetliyor: “Her hikâyenin bir başlangıç ânı olmalı sanırım. Ama bu hikâyenin yok; çünkü hikâyesi kendisinden önce başlamış bir kahramanı anlatıyor. Baskı, zorbalık, sömürü ve bunlara karşı direniş ne zaman başladıysa o an…”

Bizim Ali – Anarşist Bir Demiyolcunun Hikâyesi, Cem Gök, Kaos Yayınları, 2019.

ALİ KİTAPCI’NIN KİŞİSEL YAŞAMI VE TOPLUMSAL MÜCADELE İÇİNDEKİ YOLCULUĞU 

Cem Gök tarafından gerçekleştirilen söyleşiler, Ali Kitapçı ekseninde emekçilerin, öğrencilerin, birçok farklı politik kesimden onlarca insanın aktardığı öyküleri bir araya getirerek, alabildiğine geniş ve renkli bir yaşamı gözler önüne seriyor. Kitabın odağını Ali Kitapcı’nın kişisel yaşamı ve toplumsal mücadeleler içindeki yolculuğu oluştururken, Türkiye, İngiltere, Libya gibi ülkelerde yaşadığı olaylarla dünya genelindeki dönüşüm ve mücadelelere de sayfalarında yer veriyor.

Kitabın çocuksu kahramanı Ali’yle birlikte kimi zaman Neo-Liberalizmin azgın zamanlarının yaşandığı 80’ler İngiltere’sine, kimi zaman askeri darbenin tarumar ettiği Türkiye’ye, kimi zaman Diyarbakır, kimi zaman da İstanbul’a doğru yol alıyor hikâye. Ali Kitapcı’nın portresini oluşturan olaylar dizgesi ve aktarılan anılar, neredeyse yerinde duramayan ama kimi zaman da yerinden kalkmayan, baş eğmez, çocuksu ama mücadeleci bir tasvir çiziyor. Çelişkileri ve tutkularıyla, baştan sona insan bir kahramanı anlatıyor. “Bu noktada vurgulanması gereken şudur; eksiklerine, hatalarına rağmen Ali’yi değerli kılan sınıf mücadelesi çizgisindeki teorik ve pratik tutarlılığı ve sürekliliğidir,” diye not düşüyor sayfalarına.

Kapakta kullanılan fotoğraf, kitabın öyküsünü tek bir kareye sığdıran bir ânı yakalamış; bir eylem alanında, birlikte olmaktan memnuniyet duyduğu insanların arasında ve en sevdiği renkleri elindeki bayrakta taşıyor Demiryolcu Ali. Kaos Yayınları’nın editoryal desteğiyle yakın dönemde yaşanan toplumsal mücadelelere ve olaylara yakından bakma olanağı sağlayan çalışma, içerdiği faklı görüş ve bakış açılarının zenginliğiyle bir hafıza bankası niteliğinde.

Çok katmanlı anlatı, nihayetinde, 10 Ekim 2015 sabahı Ankara Gar’ının önünde, acı dolu bir sabahta birleşiyor… Son sayfalarında, yaşanan katliam sonrasındaki sürece de yer veriyor.

Bizim Ali’de anlatılan, çok sık rastlayamayacağımız türden, ardında derin izler ve kökler bırakmış, sevmekten, hayaller kurmaktan ve bunların peşine düşmekten korkmamış bir kahramanın öyküsü.  Demiryolcu Ali’nin öyküsünü okurken, ister istemez İrlandalı yazar Samuel Beckett’in unutulmaz sözleri geliyor aklıma: “Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Yine dene, yine yenil. Daha iyi yenil!”