Adım 10 Ekim kalacak!

Falkland Hâkimi imzasıyla çıkan “Benim Adım 10 Ekim”: farklı yaş, cinsiyet, etnisite ve hayat görüşlerine sahip 9’u hayali, biri gerçek 10 canlının anlatısıyla çıkıyor karşımıza.

Seyithan Aytekin

10 Ekim 2015 günü Ankara-Ulus (Gar)’taki “Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi”ne düzenlenen iki bombalı saldırı, derin ve bir o kadar da kalın çizgiler çekti insanların hayatlarına. “Benim Adım 10 Ekim” öykü kitabı bu iddiadan yola çıkarak, tanıkların yaşamının nasıl devam ettiği ve edeceğiyle ilgilenmekte. 10 Ekim 2015, saat 10:04 öncesine ve sonrasına ve tabii ki o an’a dair bir öykü kitabı.

Falkland Hâkimi imzasıyla çıkan “Benim Adım 10 Ekim”: farklı yaş, cinsiyet, etnisite ve hayat görüşlerine sahip 9’u hayali, biri gerçek 10 canlının anlatısıyla çıkıyor karşımıza. 10 Ekim 2015 Ankara Katliamı’nın öncesi, an’ı ve sonrası üzerine eğilmekte. Kurgusal anlatıcılar, bireysel hayatlarının Ankara Katliamı sonrası nasıl bir kırılmaya uğradığını hikâyeleriyle anlatmakta. Kitap bu yöntemle, o gün miting alanında bulunan ya da bulunmayanların deneyimleri üzerinden saldırının toplumsal karşılığının arayışına girmekte.

Kitaptaki hikâye anlatıcılarının tek ortak noktası Ankara’da yaşamış olmaları.

Benim Adım 10 Ekim, Falkland Hâkimi imzasıyla İga Kültür Kitaplığı tarafından yayımlandı.

BİR TRANS BİREY… BİR DEVRİMCİ AVUKAT… BİR KÖPEK… 

Bir trans birey, devrimci bir avukat, bir köpek, bir çevik polis, bir mahpus… İlk başta, her birinin hayatı izole görünür. Oysa ki, gündelik hayatta hepsi toplumsal bir çatışma hali içerisindedir. Fakat, 10 Ekim Ankara Katliamı’ndan sonra anlatıcılar, hayat hikâyelerinin Gar’da kilitlendiğinin, bir çıkış yolu arayışına girdiklerinin farkına varırlar. Saldırının tahribatı o denli büyüktür ki, hayat hakkında kararlar kendiliğinden gelmektedir. Saldırı sonrası, kurgusal da olsa anlatıcılar kendinden olmayanı nasıl görecektir? Kitap, -bir anlatıcı dışında- genel itibariyle “toplumsal bir dayanışma mümkün mü?” sorusunun arayışı içindedir. Bunun cevabı da kitapta hayali olmayan tek kişide, “Ben Bir İnsanım” anlatısında güçlü bir öneriyle karşımıza çıkıyor.

Hikâyelerdeki tüm anlatıcılar kişisel geçmişlerinden saldırının düzenlendiği an’a kadar bir köprünün olduğunun, bir benzeşim olduğunun farkına varmışlardır. Fark edilmesine neden olan şey, hikâyelerin son sayfalarında ardı ardına patlayan bombalardır. Öyle anlaşılıyor ki, saldırı miting alanında gerçekleşmiş olsa bile hedef, daha geniş bir çeperdir. İnsanların zihinlerine, bilinçaltına yerleşen bir saldırı.

Her ne kadar apayrı görülse de “Adalet”, “Barış”, “Eşitlik” gibi kavramlar, iç içedir ve birbirine bağlam oluştururlar. Kitap, yasal bir ‘adalet’ arayışına girişmemiştir. Sorumluların peşine düşmek ya da hukuk arayışı gayretinde de bulunmaz. Herhangi bir talebinin olmadığını “Ben Çeviğim”de gayet anlaşılır bir şekilde ele alıyor. Kitapta “eşitlik”, arzusu dile gelmekten kaçmadığı gibi hayati bir ihtiyaç olarak görülür. Biri hariç tüm anlatıcılar, yukarıda işaret ettiğimiz kavramlara bir bütün olarak yaklaşarak, konuşturduğu tüm canlılara temas ederek, dokunarak, empati kurarak çıkış yolu arayışı içinde çözüm/ler üretmekte.

Kitabın kurgusunun gayet başarılı bir şekilde, hatta rahatsız edici bir gerçeklikle ele alındığının ifade etmemiz gerekiyor. Hikâyedeki kişiler hayal ürünü olsa da okuyucu, anlatılan hikâyelerin hiçbirine yabancılık çekmez; 10 Ekim 2015’ten itibaren gördüğü, bildiği hikayelerin toplamıdır. Toplumsal bir travmayı konu edinmek riskli bir girişim olsa da Falkland Hâkimi bunun üstesinden gelmeyi başarıyor.

Başta internet olmak üzere birçok mecrada metin yayınlayan Falkland Hâkimi’ne ayrıca değinmek gerekiyor. Lâkin, kitabın bu kadar gerçekçi kılınmasının sebebi yazarın deneyimlerinin bütünüdür. 90’lı yılların başından bu yana yazar, Ankara’da başta Ulucanlar olmak üzere katliamlara tanık; birçok işçi, memur, öğrenci eylemlerinde sanıktır. Ankara’da yaşayan, sokaklarında mücadele eden mücadele edenlere tanıklık eden biridir.