Volta Dergi Genel Yayın Yönetmeni Utku Aktaş: Felsefemiz etiket değil, nitelik!

Volta Dergi ekibinden Utku Aktaş ile Türkiye dergiciliğini, Volta Dergisi’nin felsefi temellerini ve sosyal medya ve okur ilişkisini konuştuk. Aktaş, "Dergiciliğin büyük isimli insanların tekelinde olduğu hissi, bizler gibi edebiyata gönül vermiş ancak tanınmayan yazarlara bir alan oluşturmaya itti bizleri" dedi.

Soner Sert  soner_sert17@hotmail.com

DUVAR – Geçtiğimiz aylarda ilk sayısı yayımlanan, kültür ve sanat dergisi olma hasebiyle yola çıkan Volta Dergisi, iki ayda bir yayımlanıyor. Neredeyse tamamı mail yoluyla gelen yazılardan oluşan derginin içeriği, ikinci sayısında da benzeri bir işlem ile hazırlandı. Edebiyatı ön plana alarak, değerlendirme yazılarına da yer veren dergi ekibinden Utku Aktaş ile Türkiye dergiciliğini, Volta Dergisi’nin felsefi temellerini ve sosyal medya ve okur ilişkisini konuştuk.

Utku Aktaş

İlk olarak, bir edebiyatı konu edinen herhangi bir yazı kaleme alan bir yazar, derginize nasıl ulaşıyor?

Dergimizin çok büyük bir kısmını bize e-mail yoluyla ulaşan yazarların yazılarından oluşturmaktayız. Twitter ve Instagram üzerinden yazıların geldiği oluyor ancak biz onları da mail adresimize yönlendiriyoruz.

‘ETİKET DEĞİL, NİTELİK’

Volta Dergisi, varoluş ve biçimleniş durumunu hangi felsefi temel üzerine şekillendirir? Düşünsel sürecinizin altyapısını hangi sözlerle anlatırsınız?

Volta Dergi’yi yetenekli kalemlerin bir durağı olması gayesiyle kurduk. Her sayımızda yeni yazarların yeni işlerine yer vermek en büyük isteğimiz. Dergiciliğin büyük isimli insanların tekelinde olduğu hissi, bizler gibi edebiyata gönül vermiş ancak tanınmayan yazarlara bir alan oluşturmaya itti bizleri. Çoğu değerli kalemin ismen bir ağırlığı olmadığı için işlerinin toplumda yankı yaratmadığının bilinciyle, bu güzel eserlere bir ışık tutabilmek için kolları sıvadık. Felsefemizi “etiket değil, nitelik” olarak tanımlayabiliriz.

Dergicilikte editör-yazar ilişkisini nasıl yorumlarsınız? İlk kez bir dergiye yazı gönderen bir yazarın editörle ilişkisi, ona bakış açısı ne oluyor?

Yazarlarımızın çoğu yazısını bitmiş bir şekilde bize mail yoluyla ulaştırdığı ve bizimle ortak bir çalışma yürütmediği için yazar ve editör ilişkimiz bazı yazım hatalarının düzeltilmesi gibi konularla sınırlı oluyor. İkinci sayımız için küçük bir ekip kurduk, editörün de bu ekiple iletişimi daha yüksek oluyor haliyle. Karşılıklı bir saygı havası oluşturabildiğimizi yazarların yazı işleri ve editöre yaklaşımından görebiliyorum. Hepimizin amacı lezzetli bir dergi oluşturabilmek ve bu uğurda dergi bünyesindeki herkesle fikir alışverişi yapıyoruz. Volta Dergi adına, editör sıfatının korkunç bir çağrışıma sahip olmadığını söyleyebilirim.

‘KRİZİN SEKTÖRE ETKİSİ DERGİYİ PLANLADIĞIMIZDAN 2 AY SONRA YAYINLAMAYA İTTİ’

Bu seneki üretiminiz nasıldı? Ekonomik krizin yaptırımı oldu mu? Krizin sürekliliğinden ve üretiminizin niteliğini etkilediğinden bahsetmek mümkün mü?

Biz ikinci sayısı çıkmak üzere olan bir dergiyiz. İlk sayımızı kriz halinin en belirgin hissedildiği bir dönemde çıkarmaya niyetlenmiştik ancak krizin sektöre etkisi bizi dergimizi planladığımızdan iki ay sonra neşretmeye itti. Dergi adedini, sayfa sayısını ve materyalini de bu doğrultuda kararlaştırdık. Dergicilikte yer bulmak sabır ve zaman isteyen bir şey, bizler de bu piyasada şartlarında uzun soluklu olabilmek adına bir sürü şeyden kısmak veya feragat etmek zorunda kaldık.

Sosyal medyanın okur ile iletişimde dergiciliğe ne gibi katkıları oldu? İnternetin üretim ve tüketim bağlamında bilimsel yazılara etkisi sizce nedir?

Tamamen sosyal medya üzerinde varlığını sürdüren bir dergi olmasak da, bizler de genç okurlara seslenmek isteyen her edebi oluşum gibi sosyal medyadan faydalanıyoruz. Çağdaş olmayı hedefleyen her dergi de bu fikirdedir, bu da sosyal medyada aktifliği sektörün bir gereği haline getiriyor. Bilginin çok kolay ulaşılabildiği bu dönem herkese aristokrat olma şansı verdi, bu yüzden bilimsel yazılara talep artmış durumda.

İçinde bulunduğumuz yıllar itibariyle portal ve dergi sayısının artması durumunu nasıl yorumlarsınız? 70’li ve 80’li yıllara nazaran, niceliğin ve niteliğin –olumlu ya da olumsuz- değiştiğini söylemek mümkün mü?

Dergi sayısının artmasını -çağın kişisel teşebbüse teşvikini göz ardı etmeden- edebi üretim gücümüzün artmasına bağlayan biri olarak bu durumdan memnun olduğumu söylemek isterim. Türkiye dergicilik kültürünün önemli olduğu bir ülke ve ister uzun soluklu ister kısa soluklu olsun bu kadar çok derginin çıkarılması, insanların içindeki edebiyat tutkusuyla ilgili çok şey anlatmakta bizlere. Bundan otuz kırk yıl önceki dergicilikle bugünün dergiciliği arasında bir fark olduğu aşikâr ancak buradan yola çıkıp geçmişi güzellemek popülist olacak gibi geliyor bana biraz. Sanatın her dalı gibi edebiyat da yıllar içinde değişti ve gelişti. Eskiden hem sektörel olarak daha dar, hem de yazarlığa giden yoldaki yegâne basamak olan dergilerde bugün topluma mal olmuş yazarların ter dökmesi bizde o dönem dergiciliğini yüceltme isteği uyandırsa da, her dönemin kendine has doğruları olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız. Bugün çalışmalarımızı insanlara daha rahat duyurabiliyoruz, basılı yayıncılık eskisi gibi tek çaremiz değil. Eli kalem tutan herkesin yazılarını sosyal medyada paylaşabildiği günümüzde bize çok yavan gelen yazılarla karşılaşıyor olmamız Türk edebiyatının yerlerde olduğu izlenimini yaratmamalı. İyi sanatçıların daima azınlıkta olduğunu unutmamalıyız. Nicelik kadar nitelik konusunda da çok yol kat ettik, çok güçlü kalemlere sahibiz.

‘DERGİNİN YAZARA VAAT ETTİĞİ ŞEY DESTEKTİR’

Yazın dünyasını biçimsel ve içeriksel olarak şekillendiren ilk ortamın dergiler olduğu düşünüldüğünde, yazarın yazdıklarını ilk olarak dergilerde görmesinin etkisiyle, dergilerin yazara vaat ettiği şeylerden en önemlisinin özgüven olduğunu söylemek mümkün mü? Dergiler, yazara ne vaat eder? Ya da karşıtını da sormak mümkün: Yazar, dergilere ne vaat eder?

Yazar ve dergi ilişkisi konusunda çok doğru bir noktaya parmak bastınız. Bir yazarın yazısının yayınlanması yazar için bir özgüven kaynağıdır. Yazar sıfatı biraz silik bir sıfat olduğu için kendini bu sıfatla tanıtmak isteyen insanlar somut bir şeyler aramakta, bunlardan biri de yazılarının dergilerde basılması olabiliyor. Derginin yazara vaat ettiği birinci şey bu bahsettiğim destektir, zira bir yazının onaylanıp dergide basılması, yazarının da onaylanmasıdır. Yazarın dergiye vaat ettiği şey ise keyifli bir dergi bütününün iyi bir elemanı olmaktır. Bütün yazılar derginin bütünlüğüne hizmet etmekte. Tekil olarak yazının güzelliği ve dergideki yerindeki en ufak yanlışlığı okur anında görmekte.

Türkiye’de dergi mefhumunun önemli bir gelenek olduğunu söylemek mümkün. Geçmişten bu yana, pek çok yazar bir araya gelerek ortak üretim yapmış, dergiler çıkarmıştır. Kendinizi yakın bulduğunuz bir gelenek oldu mu? 200 sene sonra bugünlerden bahsedildiğinde, üretiminizin hayatla olan ilişkisinin nasıl tanımlanmasını istersiniz?

Dergimizi bir geleneğe yakın görmüyorum. Çağdaş, hızlı ve değişken bir yapımız var, standart namına da sahip olduğumuz tek şey daha çok okura ve yazara ulaşıp yetenekli yazarları daha fazla insanla buluşturabilmek amacımız. 200 yıl sonra dönüp bakıldığında Volta Dergi’nin dönemin iyi yazarları için bir sıçrama tahtası görevi gördüğünün anlatılması bu derginin amacına ulaşmış olduğunu gösterirdi.


Soner Sert kimdir?

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema - TV bölümünden mezun oldu. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Film Tasarımı bölümünde yüksek lisans yapıyor. "Köprü", "Baba" ve "Ses" gibi ödüllü kısa filmlerin yazarlığını ve yönetmenliğini yaptı. İnsan hakları, ezilenlerin sinemadaki yeri, işçi sınıfının sinemadaki temsili konuları üzerine makaleler kaleme alıyor. Sinemacılığın ve gazeteciliğin ortak noktasının "hakikate ulaşmak" olduğunu düşünüyor ve yanılmamak için elinden geleni yapıyor.