Ayberk Erkay: Dramatik yazında şiddet tiyatroya şekil veriyor

İmge Kitabevi Yayınları "Çağdaş Tiyatro Kitaplığı" yayın yönetmeni Ayberk Erkay ile sohbet ettik. Erkay "Son dönemde, Batı edebiyatında, özellikle dramatik yazında şiddet, belki de hiç olmadığı kadar işlenir oldu. Hemen her coğrafyada, oyun yazarlarının genel anlamda yapmış bulundukları ve görebildiğim kadarıyla yapmayı sürdürdükleri bir tercih bu. Dolayısıyla onların bu tercihi, tiyatronun bugününe şekil veriyor ve kaçınılmaz olarak beni de bu tercihi yapmaya, yani onların bu tercihine aracı olmaya bir anlamda mecbur bırakıyor" dedi.

Soner Sert  soner_sert17@hotmail.com

DUVAR – İmge Kitabevi Yayınları “Çağdaş Tiyatro Kitaplığı” yayın yönetmeni Ayberk Erkay ile bir araya gelip, son dönemlerde çağdaş tiyatro metinlerini Türkçe’ye kazandırıp kitap olarak yayımlayan yayınevinin yayın politikasını, çevrilen metinlerin ortak noktalarını ve klasik ile çağdaş olan tiyatro metinleri arasındaki farkları konuştuk.

Ayberk Erkay, aldığı Fransız Edebiyatı, Çağdaş Felsefe ve Tiyatro Kuramı eğitimlerini, çeviri alanına nakşediyor. Uzun yıllardır edebiyat araştırmaları yapan Erkay, bilgi birikimini ve deneyimini de kullanarak, son dönemin en gözde oyunlarını Türkçe’ye kazandırması ile biliniyor.

İlk olarak şunu sorayım: Nasıl bir yayın politikası izliyorsunuz? Bir tiyatro metnini yayımlamak için önceliğiniz ne oluyor? Yerli yazar tercih ediyor musunuz?

Çağdaş Tiyatro Kitaplığı uzun zamandır hazırlığını yaptığım, uygun koşulların oluşması, dizinin bir bütünlük içinde kalabilmesi, dağılmaması adına epey bir süre beklemeyi tercih etmiş olduğum bir koleksiyon. Dizinin içeriğini, aslına bakacak olursanız, Türkçe’deki çağdaş tiyatro alanındaki eksikliğin kendisi belirliyor. Son kırk yıl öncesine kadar, yine bazı önemli eksikliklerle birlikte, çok sayıda araştırmacının, yazarın, çevirmenin, yayınevinin uğraşları sayesinde, tiyatro sanatının uluslararası anlamda belirleyici, yol gösterici metinleri Türkçe’ye kazandırıldı ve bu da hem sanatsal üretim, hem de akademik çalışma anlamında, o dönemin çağdaşıyla güncel bir ilişki kurulabilmesini sağladı.

Fakat uzun zamandır, günümüze yakınlaştıkça, evrensel boyutta önem arz eden dramatik ve kuramsal metinlerin Türkçe’de bulunmasıyla ilgili bir sıkıntı yaşanıyor ve bu da kaçınılmaz olarak, geçmişe nazaran daha hızlı bir değişimle ilerleyen dramatik sanatın güncel olarak algılanmasında geride kalınmasına, yorumun yorumunun kabul edilmesine ya da tartışılmasına sebep oluyor. Bu noktada Çağdaş Tiyatro Kitaplığı, dramatik sanatla ilgilenenlere mümkün olduğunca dolaysız bir yorum kazandırabilmek adına, öncelikle bu dönemdeki eksikliği kapatmak, ardından üretim ve çalışma alanlarımızı genişletmek adına alanı zenginleştireceğini düşünerek bir araya getirdiğim metinlerden oluşuyor.

Özellikle kuramsal metinler anlamında, bir an önce Türkçe’ye kazandırılması gereken metinlerin neler oldukları – ki bu gerekliliği uluslararası düzeyde, sanatsal üretim ve akademik çalışmalarla eş zamanlı ilerleyebilmek adına dile getiriyorum – zaten uzun zamandır ortada. Lehmann’ın “Postdramatik Tiyatro”su, Szondi’nin “Modern Drama Teorisi” ya da Victor Turner’ın “Ritüelden Tiyatroya” başlıklı çalışmaları bu anlamda ilk akla gelen örnekler ve yakın bir zamanda yayınlayacağımız metinler.

Peki, oyun metinlerini seçerken önceliğiniz ne oluyor? Yerli yazarların metinlerini de yayımlamayı düşünüyor musunuz?

Oyun metinleri anlamında, kurama nazaran daha fazla Türkçe kaynağa sahip olsak da, son otuz, belki kırk yıllık döneme bakınca, Batı dramatik edebiyatında kendilerine kalıcı yer edinmiş çoğu metnin henüz Türkçe’ye çevrilmemiş ya da ciddi semantik ve stilistik hatalarla çevrilmiş olduğunu görüyoruz. Wajdi Mouawad, Sarah Kane, Bernard-Marie Koltès, Robert Lepage, Richard Foreman gibi oyun yazarları, bugünün tiyatrosunun hatlarını oluşturan ve bu açıdan mutlaka tanık olunması gereken ve dramatik sanatı hemen her unsuruyla ele almış, kendi yorumlarını ve teorilerini oluşturmuş, sanatsal bir bütünlük yaratmış tiyatro insanları.

Oluşturduğum bu koleksiyonda, öncelikle tiyatroyu bir bütün olarak yorumlayan bu isimlerin metinleri Türkçe’ye kazandırmayı hedefliyor, bunun yanında her zaman yeni metinlere, yeni yazarlara ihtiyacı olan tiyatro dünyası için evrensel niteliğe ve kaliteye sahip metinlere yer vermeyi amaçlıyorum. Tabii burada ister istemez öznel bir seçimden bahsetmek durumunda kalıyoruz. Yerli yazarların metinlerini bu dizide yayımlamayı, en azından bir süre için düşünmüyorum.

‘ÇAĞDAŞ TİYATRO METNİ TÜM EDEBİYAT OKURUNA SESLENİYOR’

Sizin çevirdiğiniz Koltès’in “Pamuk Tarlarının Issızlığında” isimli oyunu Nisan 2018 tarihinde İmge Kitabevi Yayınları’ndan çıktı. Pek çok topluluk tarafından sergilenen bu oyunu tercih etmenizin sebebi neydi?

Bernard-Marie Koltès

Diziye Koltès’in bu metniyle başlamış olmamızın, çağdaş tiyatroyu ya da Batı tiyatrosunun bugününü ya da Lehmann’ın postdramatik olarak adlandırdığı dönemi temsil etmesi açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Malum olduğu üzere, sanatsal ifadenin her biçimi gibi, dramatik edebiyat da zaman içerisinde dönüşümler geçirdi ve geçirmeye devam ediyor. Yüzyıl ortasının ardından, soğuk savaş öncesinde, özellikle Fransız düşünürlerin de katkısıyla bedenin kendinde bir varlık olarak ele alınmasıyla birlikte, kaçınılmaz olarak bedenle ilişki kurmak zorunda olarak tiyatro sanatı, soğuk savaşla birlikte şekillenmeye başlayan yeni dünyada ciddi bir dönüşüme uğradı. Çağdaş Tiyatro Kitaplığı, dramatik yazının bu dönemine odaklanıyor.

Yazarın, yönetmenin, oyuncunun, sahnenin ve tiyatroya dair hemen her unsurun rollerinin yeniden belirlendiği, dramatik metnin somut anlamda, diğer sanatsal araçların müdahalesiyle birlikte değişim geçirdiği, arayışların çeşitlendiği bu yeni dönemin tabiatını en belirgin biçimde işaret eden metinlerden biri olduğu için Pamuk Tarlalarının Issızlığında’yı dizinin ilk kitabı olarak yayınlamayı tercih ettim.

Pamuk Tarlaları, gelenekle yüzleşen, parçası olduğu dramatik sanatı, onun imkânlarını sonuna kadar zorlayan, yıkıcı bir metin. Hem kâğıt, hem sahne üzerinde okurundan ve izleyicisinden yeni bir bakış açısı, farklı bir yorumlama pratiği geliştirmesini talep ediyor. Bu metni tercih etmenin bir diğer nedeni de, buluşmaya yalnızca tiyatroyla ilgilenen okurları değil, tüm okurları davet ediyor olması. Aslında bu, dizinin geneli için söyleyebileceğim, çok önem verdiğim bir husus.

Yalnızca Türkiye’de değil, dünyada da, genel edebiyat okurunun, dramatik edebiyatın geçirmiş olduğu değişimin henüz bütünüyle farkında olmadığı kanısındayım. Çağdaş tiyatro metni, eski alışıldık yapısından, yani diyaloglara dayalı, direktiflerle kısıtlanmış, belirgin bölümlere ayrılmış, bazı yazılı olmayan kurallara göre işleyen yapısından kopmuş durumda ve tanımlanmayı, çerçevelenmeyi reddeden, özgür yapısı ve içeriğiyle, sadece “oyun metni okumak” isteyen okurlara değil, tanımsız bir edebi metinle karşılaşmak isteyen tüm edebiyat okurlarına sesleniyor. Dramatik edebiyatın bu değişimine tanıklık edilmesini sağlamak da dizinin hedeflerinden biri.

Dünyaca ünlü caz müziği sanatçısı ve tiyatro yazarı Koffi Kwahulé’nin “Üç Oyun”u önümüzdeki günlerde okur ile buluşacak. Ezgi Coşkun’un çevirisini yaptığı bu kitapta yazarın; Bira Fabrikası, Big Shoot, Blue-S-cat isimli oyunları yer alıyor. Yazar, daha çok odağına şiddeti aldığı oyunları ile biliniyor. İçinde bulunduğumuz dönemin, ulusal ya da uluslararası anlamda, şiddet ile sarmalanmış olmasının bu oyunları yayımlamayı tercih etmenizi etkiledi, diyebilir miyiz?

Söz konusu tercihin, benim alanıma ulaşana kadar, aslında birçok farklı alanda, birçok farklı gerekçeyle, sanat üreticileri tarafından yapılmış olduğunu söyleyebilirim. Son dönemde, Batı edebiyatında, özellikle dramatik yazında şiddet, belki de hiç olmadığı kadar işlenir olmuş, görünür olmuş durumda. Hemen her coğrafyada, oyun yazarlarının genel anlamda yapmış bulundukları ve görebildiğim kadarıyla yapmayı sürdürdükleri bir tercih bu. Dolayısıyla onların bu tercihi, tiyatronun bugününe şekil veriyor ve kaçınılmaz olarak beni de bu tercihi yapmaya, yani onların bu tercihine aracı olmaya bir anlamda mecbur bırakıyor. Bu metinler, bugünün tiyatrosunu ve dünyasını işaret ediyor.

Kwahulé, geçtiğimiz günlerde Caz Festivali’ne katılmak için Türkiye’ye geldi. Siz de yazar ile birlikte uzun süredir Moda Sahnesi’nde –Kemal Aydoğan yönetiminde- kapalı gişe oynayan Bira Fabrikası’nı izlediniz. Yazarın, oyuna dair hisleri ne oldu?

Kwahulé oyunu çok beğendi ve asıl önemlisi – hiç bilmediği bir dilde – çok güldü. Bunu özellikle söylüyorum çünkü bunun üzerine uzunca sohbet ettik kendisiyle. Bira Fabrikası şiddetin, acının, acımasızlığın uçlarda gösterildiği fakat aynı zamanda tüm bunların parodisini de barındıran bir metin. Hatta sahneye taşıdığı şiddete ve acılara bu denli “alaycı” yaklaşıyor olması – ki bu sadece bu oyunla sınırlı değil, yazarın hemen her oyununda karşılaştığımız bir tercih – Kwahulé’nin Fransa’da öteye itilmesine, bazı çevrelerce göz ardı edilmesine, sert eleştiriler almasına sebep olan bir durum.

Kwahulé, ‘oyunun farklı ülkelerde birçok farklı temsilini izlediğini ve ilk defa bu kadar güldüğünü ve bu durumdan çok memnun olduğunu’ dile getirdi. Özelikle Fransa’da oyunun komedisinin neredeyse görünmeyecek kadar kapatıldığını, dram yönünün öne çıkarıldığını dile getirdi ve bu seçimden çok da hoşnut olmadığını, zira savaşın şiddetine kahkahayla yanıt vermek için yazdığını, sahnede de bunu görmeyi tercih ettiğini ifade etti. Tabii burada coğrafyalara özgü tiyatro geleneklerinin etkisini de göz ardı etmemek gerek.

Kwahulé Fildişi Sahilli bir yazar ve oyunun Afrika ülkelerindeki temsillerinde şiddetin acımasızca, neredeyse gerçek’le boy ölçüşecek kadar ön plana çıkarıldığını, Fransa’da bireyler üzerinden işleyen bir dramın gösterilmesinin tercih edildiğini, Türkiye’de ise komedinin öne çıkarılmış olduğuna dair bir tespitte bulundu. Bu önemli bir tespit, zira coğrafya, gelenek gibi unsurların metnin üzerindeki değiştirici gücünü açıkça işaret ediyor.

Şu günlerde İmge Yayınevi’nden Wajdi Mouawad imzalı “Kıyı” yayımlanacak. Kıyı’nın çevirisini, dizinin yönetmeni de olan siz yaptınız. Yine şiddetin odağında olduğu bir oyun… Tiyatro, yüzyıllardır savaşı anlatan oyunları konu alıyor. Ve bunun yüce bir barış isteğinden bağımsız olmadığını düşünüyorum. Tiyatro, barışı sağlayabilecek mi?

Kıyı, Wajdi Mouawad, çev. Ayberk Erkay, İmge Kitabevi.

Kıyı oldukça kuvvetli bir metin. 1997 yılında yazılmasının ve sahnelenmesinin hemen ardından karşılığını bulmuş, ardından gelen dramatik metinlerde izine rastlayabildiğimiz, dramatik edebiyata yeni bir yön kazandırmış, farklı bir dil olanağı sunmuş, sarsıcı bir anlatı. Merkezinde kuşkusuz şiddet var. Fakat bu şiddet, yalnızca savaşın somut şiddeti değil, insanın kan bağıyla, coğrafya bağıyla, kimlik bağıyla bağlı olduğu ve bu yüzden kopamadığı insanlara ve en önemlisi kendisine yönelttiği bir şiddet.

Kıyı, şiddetin bu farklı öznelerini ve vasıtalarını toparlayıp, gösteriyor, okurunu şiddete farklı açılardan tanık bırakıyor ve bunu yaparken, yalnızca bariz nesne olan acıdan değil, kahkahadan ve alaydan besleniyor, kendine özgü bir dil yakalıyor, gerçek ile masalı bütünleştiriyor ve bana kalırsa gücünü de tüm bunlardan alıyor. Kıyı’da Wilfrid ile arkadaşları savaşın şiddetinden kaçarak kıyıya, açık denizlere yani kuşkusuz huzura, barışa ulaşmaya çalışıyorlar.

‘ÇAĞDAŞ VE KLASİK TİYATRO METİNLERİ FARKI: KİŞİNİN DÜNYAYLA İLİŞKİSİ’

Bilindiği gibi çağdaş tiyatro üzerine çalışıyorsunuz. Sizce, günümüz tiyatro metinlerinde çağdaş ile klasik metin arasındaki en nesnel fark nedir?

En belirgin farklardan biri, kişinin dünyayla olan ilişkisi. Bu ilişki değiştiği sürece sanatsal ifadenin kendisi de değişime uğruyor. Tiyatro söz konusu olduğunda, buna, insanın bedeniyle olan ilişkisine bakışındaki değişim de ekleniyor, zira ister istemez bir oyuncu bedenine seslenen metin, bu yeni bakışı sahipleniyor – ya da reddediyor ki bu da yine ciddi bir değişim demek – ve bu da çağdaş olana kimliğini kazandırıyor. Hem sahnenin kendisi, hem sahneye bakış değiştiği için metin de değişiyor, yapısal bu değişim yaratıyı da farklı bir boyuta sürüklüyor, yaratıcının karşısına yeni rekabet alanları, yeni olanaklar ve yeni engeller çıkarıyor.

Değişen içeriği, anlatıyı, dili tahlil etmek ayrıntılı bir gözlem gerektiriyor olsa da, yapısal değişime şahit olmak için birkaç örneğe bakmak yeterli. Dramatik edebiyatın bugününde, ne bir sahne direktifinin, ne biçimsel bir bölümlemenin, ne bir kişi adının mevcut olduğu, kâğıt üzerinde kütle halinde duran, sayfayı dolaşan, tanımlanmaktan kaçan bir metinle yani örneğin Koltès’in Ormanlardan Hemen Önceki Gece’si ya da bunun aksine sahneyi neredeyse bir oyun kişisi olarak kullanan, sahneyi sonsuz bir ihtimaller alanı olarak tasarlayan Robert Lepage’ın yazdığı Ay’ın Karanlık Yüzü gibi bir metinle karşılaşabiliyoruz.

Bu aralar gündeminiz nedir? Önümüzdeki süreçte hazırlamayı düşündüğünüz çalışmalar nelerdir?

Kalabalık çalışmayı, mümkün olduğunca fazla metni yan yana getirmeyi, bu anlamda bir kalabalıkta üretmeyi tercih ettiğimden dolayı gündemim her zamanki gibi yoğun. Céline, des Forêts, Artaud ve Edward Bond şu sıralar masamda. Öte yandan Asaf Halet’in şiirlerinin Fransızca edisyonunu üzerine çalışıyorum. Hazırladığım diğer edebiyat koleksiyonlarının çalışmalarını sürdürüyorum. Çağdaş Tiyatro Kitaplığı’nın önümüzdeki dönemine yönelik hazırlık ise tamamlanmış durumda. Yakın zamanda yayınlayacağımız oyun metinleri ve önemli kuramsal çalışmalarla diziye devam edeceğiz.


Soner Sert kimdir?

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema - TV bölümünden mezun oldu. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Film Tasarımı bölümünde yüksek lisans yapıyor. "Köprü", "Baba" ve "Ses" gibi ödüllü kısa filmlerin yazarlığını ve yönetmenliğini yaptı. İnsan hakları, ezilenlerin sinemadaki yeri, işçi sınıfının sinemadaki temsili konuları üzerine makaleler kaleme alıyor. Sinemacılığın ve gazeteciliğin ortak noktasının "hakikate ulaşmak" olduğunu düşünüyor ve yanılmamak için elinden geleni yapıyor.