‘Giderek özgün şiir ve şairden uzaklaşıyoruz...’

2016 Ömer Asım Aksoy Ödülü’nün sahibi şair Ömer Turan Duvar'a konuştu. Turan, "Şiirimiz, düne göre bugün daha olumsuz bir tablo sergiliyor. Çoğu organları hastalıklı yazık ki" diye konuştu.

Enver Topaloğlu  envertopaloglu@gmail.com

Ömer Turan bu yılki Ömer Asım Aksoy Ödülü’nün sahibi. Bir başka şair Şeref Bilsel onu, “Bir taraftan toplumsal meseleleri odağına alan, diğer taraftan anlatacaklarının sertliğini, katılığını sözcük tercihiyle yumuşatan bir şair. Bir elinde ölüm, diğerinde hayat olduğunu unutmaz” diye tanımlıyor. Şair Turan’a ödüllerle ilgili tartışmaları, şiirin tarihsel ve güncel sorunlarını, şiirin geleceğini sorduk…

Bu yıl şiir kitabına ayrılan Dil Derneği Ömer Asım Aksoy Ödülü, “Dünyanın İlk Sabahı” adlı yapıtına verildi. Ödüllerin, özellikle şiir ödüllerinin uzunca bir süredir tartışıldığı biliniyor! Ödüller ve bu tartışmalarla ilgili ne düşünüyorsun?

Dilersen öncelikle bu ödüle katılış öykümü ve gerekçemi anlatarak gireyim konuya. Bu ülkede takip etmediğim üç şey vardır: Spor, magazin ve şiir ödüllerinin tarihleri… İlk ikisi ile hiç ilgilenmem, şiir ödülleri ise verildikten sonra girer ancak ilgi alanıma. Kimin aldığı, hangi yapıta verildiği, yazarla yapılan söyleşiler, edebiyat dünyasına yansımaları ve ödül sonrası kopan fırtınalar… Diyebilirim ki Ömer Asım Aksoy Ödülü’nün -varlığını uzun yıllardan beri bildiğim halde- tarihinden de haberim olmayacaktı. O sabah elektronik postama bir mektup düştü, sevgili Attila Aşut’tan. Ödülü ve ödülün koşullarını duyuran bir mektup ve kendisi de bu ödülle ilgilenmemi öneriyordu. Doğrusu o an kararımı verdim. Çünkü ömrünün neredeyse tamamını Türkçenin gelişimine ve güçlenmesine adayan Ömer Asım Aksoy, araştırma ve derlemeleri sonucunda bizlere onlarca kaynak yapıt bıraktı. Dil Devrimi’ne yürekten inanmış bu yazın insanının dilimize kattığı yenilikçi ve devrimci anlayış; yazın yaşamımda benim de benimsediğim, izinden gittiğim yoldu. Gerek yazın sürecimde, gerekse iş alanımda (düzeltmen / editör) sürekli yararlandığım ana kaynakların başında, Dil Derneği’nin sözlük ve yazım kılavuzu ile Ömer Asım Aksoy’un dil yanlışları üzerine kaleme aldığı yazılar gelmektedir. TDK’nin 80 sonrası yenilikçi niteliğini kaybedip gericileşmesi sonucunda Dil Devrimi’ni sürdürmek için kurulan Dil Derneği ile Ömer Asım Aksoy adının böyle anlamlı alanda yan yana gelmiş olması beni oldukça heyecanlandırdı; böylece yazın yaşamımda ilk defa bir şiir yarışmasına katılma kararı almış oldum. Ödülün ilk düzenlendiği tarihten (1995) bugüne doğru baktığımızda; sonuçları açısından gürültüsüz patırtısız biten birkaç yarışmadan biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Gerek seçici kurulun seçimlerindeki tutarlılık gerekse de kazanan yapıtların nitelikleri açısından adına yakışır saygınlığını hep korudu.omerkitap

Gelelim can yakıcı soruna… Şiir ödüllerinin tartışma konusu olması ve kopan fırtınalar… Kuşkusuz ki bütün ödüller iyi niyetli bir düşüncenin ürünü. Adına ödül düzenlenen kişiyi ve yapıtlarını sürekli canlı tutmak, ödül verileni de daha bir özendirmek, gelişimine katkı sağlamak önceliğiyle oluşturulan bu kurumlar özellikle son yıllarda eleştirilerin odağına oturdu. İşte geçen yıl Cemal Süreya ve Fazıl Hüsnü Dağlarca ödüllerinden sonra sosyal medyaya da yansıyan kavga; önce edebiyat çevrelerinde kırgınlıklara sonra da okur gözünde itibar kayıplarına neden oldu. Çünkü okur inandığı, beğendiği şairlerin seviyesizce tartışma ve küfürlerini orada okuyunca şiirlerinden de uzaklaşma tutumu takındı. Hatta birçok okur bunu açıkça yazdı o mecralarda. Kişisel kavgalar bir yana asıl üzerinde durulması gereken sorunlar da yazılıp çizildi ardından. Daha çok Türkiye’deki ödüllerin belirli kişilerin kontrolü altında olduğundan tutun da seçici kurulların aynı isimlerden oluşmasına, ödüllere katılanların birçoğunun yapıtının okunmamasına kadar bir sürü şey. Evet, bence de bunlar önemli sorun. Özellikle de şiir üzerinden gidersek; şiir yarıştırılabilir mi sorusuna cevap bulabilmemiz gerekir. Bana göre zor, ama olanaksız da değil. Kimi seçici kurula baktığımda hayır yarıştırılamaz diyorum, kimisi içinse evet. Şiiri, kendi şiiri ile sınırlandırarak değerlendirecek olanların bir araya toplandığı ödül kurumundan hak edilmiş bir seçim beklemedim, beklemiyorum da açıkçası. Yani seçici kurullarda farklı şiir anlayışları olanlar görev alsın diyorum. Böylelikle yapıtlar evrensel değerler üzerinden daha derinlikli incelenir, estetik kaygısı, dil inceliği ya da yeni buluşlar farklı görüşlerin beğenisine sunulur ve oradan şiir adına güzel kazanımlar çıkar. Az önce değindiğim sorunların çözümüne yönelik adımlar atılırsa; ödüllerin belirli kişilerin kontrolünde olması algısı giderilir ve bir ödül kurumunda görev alan kişinin diğerlerinde bulunamayacağı ilkesi benimsenirse eleştirilerin hedefindeki sorunlar çözülür, bu tür kavgaların da önüne geçilir diye düşünüyorum.

Şiirin zamanla değişen güncel sorunlarının yanı sıra her dönem uğraşılan tarihsel sorunları var. Senin açından şiirin aşılması gereken tarihsel ve güncel sorunları nelerdir?

Şiirin iki önemli atardamarı vardır bence. Estetik kaygı ve toplumsal duyarlılık! Estetik kaygı dediğimiz şey; dil, biçim, ses, içses, dize buluşları, kurgu, tematik estetikler, sanatsal incelik ve metin bütünlüğü gibi önemli öğelerden oluşur. Toplumsal duyarlılıklar ise yerleşik düzene karşı olma, sınıf mücadelesi, kadının yeri, savaşlar, kentleşme sorunları ve doğa gibi konulardan yola çıkarak var olan sistemi sorgulayan ve sermaye olgusuna karşı çıkan bakışa yoğunlaşır. Şiir, yaşamsal yani omurgasını oluşturan bu ana beden organlarından bir ya da birkaçından yoksun kalmışsa şiirsel sağlığını kaybetmiş demektir. Bu eksenden baktığımda şunu net söyleyebilirim: Şiirimiz, düne göre bugün daha olumsuz bir tablo sergiliyor. Çoğu organları hastalıklı yazık ki. Bu durumun nedenlerini; bireyci anlayışın öne çıkması, şiirimizin çok dağınık bir yapıda oluşu, seçiciliğe önem vermeyen dergilerin artışı ve ciddi eleştirmenlerin olmaması şeklinde özetlersem yanlış olmaz kanısındayım. Özellikle dil başlı başına bir sorun; kurulan dilin okuyucunun belleğine sızması gerekiyor. Nurullah Ataç; “Şiiri oluşturan, anlamdan çok, sözcüklerin ‘maddesi’dir” der. Yani şiiri harekete geçirecek olan, anlamdan önce seçilen sözcüklerdir. Oysa dergilerde yavaş yavaş yer bulmaya başlayan genç seslerin bir bölümü -bir akımın etkisinde kalarak- ölü sözcüklere yoğunlaşırken bir bölümü de olağanüstülük, imge yaratma, ağdalı söz söyleme gibi kaygılarla dizelere sözcük yığma yanlışına düşüyorlar. Anlaşılması güç şiir yaratmak gibi bir dertleri var sanki. Bunu da deneysel şiir mantığıyla yaptıklarını söylüyorlar ki, deneysel şiir ayrı bir tartışma konusu.

omerrr1

Giderek özgün şiir ve şairden uzaklaşıyoruz gibi geliyor bana. Birçok dergi editörü ile yaptığım sohbetlerde aynı kaygıyı onların da taşıdığını görüyorum. Çok şiir gelmesine karşılık çok az nitelikli şiirin geldiğini söylüyorlar. Benim de sıklıkla gördüğüm ve dergici arkadaşların da dile getirdiği bir sorun daha var ki, o da şiirlerin bütünlükten uzak oluşu. İyi bir şiirin ses, anlam ve bütünlük kaynaşmasından meydana geldiğini, denetleyici diğer öğelerin de (tematik estetikler, imgelem, buluşlar vs.) onu tamamladığı düşünüldüğünde böylesi yapısal bir sorun şiirin özünü düzensizleştiriyor. Şiir işçiliği iyi olsa da köksüz ve dağınık anlatımlar; o şiirin neye odaklandığını, ne anlatma derdinde olduğunu anlamamızda bizi zora sokuyor. Buradaki “zor” sözcüğü aslında o şiirden çıkış/kaçış amaçlı kullanılmıştır. Galiba modern şiirin çok katmanlı olduğu gerçeğini tersten okuyan genç sesler var.

Şiir bireysel bir eylemdir, doğru. Ama sosyal eşitsizliklerden beslenir ve bu yönüyle ilk başta da söylediğim gibi sınıfsal ilişkilerdeki uçurumları estetik öz yapısını bozmadan kendi içine alır, yani oralardan beslenir. Ülke olarak son yıllarda inanılmaz derecede olağanüstü süreçlerden geçiyoruz. Haziran Direnişi’nde gençlerimizi kaybettik, kentlerin göbeğinde patlamaları, toplu ölümleri gördük, yaşadık; yaşam alanlarımızın sınırladığını, hemen yanı başımızdaki bir savaşın bizi sıkıştırdığını… ve daha birçok derinliğine yaralar açan toplumsal gelişmeleri hep birlikte yaşıyoruz. Bütün bunlara bir şairin duyarsız kalabilmesi mümkün mü? Şiirin bu izleklerden uzak nefes alabilmesi mümkün mü? Ama görüyorum ki, -yazanlar elbette var- bütün bu olan biten karşısında çoğunluğun toplumsal bir derdi yok. Üzücü olduğu kadar da geçmişten bize emanet edilen şiir mirasına (Nâzım, Ahmed Arif vb.) bir ihanet de söz konusu. Şiir, toplumun derdinden çok uzakta. İşte, şiir niye toplumda karşılık bulmuyor sorusunun en önemli cevaplarından biri de burada yatıyor. Kısacası, çokça bireyci bir şiire yaslanmış durumdayız.

Türkçe şiir birikimini gözeterek, düşününce kendi şiirini nasıl değerlendiriyorsun?

Bir şair için cevap verilmesi en zor sorulardan bir tanesi, en azından benim için bu böyle. Şiirsel her sözümü bir görüntü olarak kabul edersek, dışarıdan nasıl göründüğüyle daha çok ilgilenirim. Kendi şiirimi içeriden değerlendirmenin çok sağlıklı olacağını düşünmüyorum. Hepimizde çokça var olan egoya yenik düşebilirim. Bunu bir gizemcilik olsun diye de söylemiyorum, dışarıdan bakanların şiirime bakış açılarını daha çok önemsediğimi anlatmaya çalışıyorum aslında. Dilersen bu soruyu, sevgili Şeref Bilsel’in “Dünyanın İlk Sabahı” hakkında kaleme aldığı yazının birkaç cümlesiyle cevaplayayım.

“Şiirlerdeki simalar, kişiler yapıştırma değil, basbayağı aramızdan, elimizi uzatsak dokunacağımız türden insanlar. Bu durum, şiirin dışarıda değil, içeride, olması gereken yerde kurulduğunu da gösterir bize. Bir taraftan toplumsal meseleleri odağına alan, diğer taraftan anlatacaklarının sertliğini, katılığını sözcük tercihiyle yumuşatan bir şair. Bir elinde ölüm, diğerinde hayat olduğunu unutmaz.”

Türkçe şiirin bir gelecek sorunu var mı? Şiirin geleceğini, gelişim ritmi ve yönüne bakınca nasıl görüyorsun?

İkinci soruya verdiğim cevaplar düşünüldüğünde çok karamsar bir tablo ile karşı karşıya olduğumuz gibi bir izlenim ortaya çıkıyor değil mi? Oysa ben o soruda sadece sorunlara yoğunlaştım. Şiirin geleceği karanlık, hatta şiir uçuruma yuvarlanıyor algısı uyanması! Bütün bu sorunlara rağmen iyi izlekler yakalayan, yapay akımlardan uzak, kendi dilini ve öz bilincini şiirin dinamiklerine uyumlamış / zenginleştirmiş arkadaşlar da var. Yukarıda sözünü ettiklerim zaman içerisinde zaten kaybolacaklardır, tutarlı gelişimlere açık olanlar bu bayrağı gelecek kuşaklara yetiştirecektir. İşçilikten, toplumsal duyarlılıklara kadar uzanan o bütünlüklü estetik anlayış, modern şiir geleneğinin ölçütlerine uygun olarak devinimini sürdürmekte, ki bu da şiirin doğal bir yürüyüşü zaten. Bu gelişim, yürüyüş ritmi ama yavaş, ama hızlı. Bu biraz da o bayrağı taşıyanların başarısına bağlı. Daha doğrusu sağlam şiirlerine. Şiir geleneğimize baktığımızda Garip’ten İkinci Yeni’ye oradan 80’lere, 90’lara ve nihayet günümüze; bize bayrağı teslim edenlerin sayıları azdı, ama güçlü bir şiir bıraktılar önümüze. Dolayısıyla bu mirası sahiplenenler, omuzlarına yüklenen ağırlığın farkında ve işte bu yüzden iyimserim gelecek için.

Ama burada iki eksiğimiz var; birincisi, -Memet Fuat gibi- günümüzde etkili şiir, edebiyat eleştirmenlerinin olmaması. Çünkü iyi bir şiir geleceğinin yaratılması, yazılanların iyi bir akıl ve denetleyici göz süzgecinden geçirilmesiyle olur. Eleştirmenler, birer yol göstericidirler aslında. Böylesi eleştirmenlerin varlığı, hem dergilere şiir gönderenlerin önce durup etraflıca düşünmesini hem de dergilerin o şiirleri basarken birazcık korkularının olmasını sağlar ki bu da niteliği ön plana çıkarır. İkincisi ise sadece şiir yazan şairlerin çokluğu ne yazık ki. Oysa şiir üzerine düşünen, yazan ve bunun savaşımını veren şairlerin çokluğu, hem şiire yeni başlayanlara hem de şiirimize yeni yollar, yeni ufuklar açacaktır.

Ömer Turan kimdir?

1971’de Trabzon’da doğdu.
İlk şiiri Hayal dergisinde yer aldı (2006). Yazı, şiir ve söyleşileri sırasıyla Mortaka, Kıyı Kültür Sanat, Maviada, Çalı, Cümle, Kedi Şiir Seçkisi, Ada, Bireylikler, Alaz, Eylül, Melantis, Deliler Teknesi, Her Şeye Karşın, Kurşun Kalem, Evrensel Kültür, Patika, Sincan İstasyonu, Kasabadan Esinti, Patika, Edebiyat Nöbeti, Çevrimdışı İstanbul, Aydınlık Kitap ve BirGün Kitap’ta yayımlandı. Ayrıca bir dönem soL Portal’da kültür ve sanat üzerine yazılar yazdı. Edebiyat Haber’de köşe yazılarına devam etmektedir.

Kitapları:

Üryan ve İsyan (şiir)
Kıyı Dergisi Yayınları, Şubat 2008 (1.Basım)
Artshop Yayıncılık, Mart 2010 (2.Basım)
Kedi Güzü (şiir)
Kanguru Yayınları, Ocak 2011
Dünyanın İlk Sabahı (Şiir)
Yitik Ülke Yayınları, Kasım 2015

Ödülleri:

2016 Ömer Asım Aksoy Şiir Ödülü (Dünyanın İlk Sabahı)

YENİ ÇIKAN ŞİİR KİTAPLARIdolunay

Ödüllü genç şairin ilk kitabı

1994 doğumlu Dolunay Aker’in ilk kitabı “İzdiyar” Yasakmeyve’den çıktı. Yasakmeyve, Mühür, Sincan İstasyonu, Şiirsaati, Roman Kahramanları, Papirüs, Hayal, Akköy, Kurşun Kalem, Patika, Kasaba Sanat, Bezuvar, Kuşak Edebiyat, Amanos Edebiyat, Absent gibi dergilerde şiir, yazı ve söyleşileri yayımlanan üretken bir şair Dolunay Aker. Arkadaşlarıyla beraber 2014’ten beri Amanos Edebiyat dergisini yayına hazırlıyor. Bu yıl ilk kez verilen Altın Defne Genç Şiir Ödülü’nü kitaba adını veren dosyasıyla kazanan Aker için Enver Ercan şunları söylüyor: “Şiir geleneğimizin farkında olan bir şair. Bugünün şiirinin ustalarından olmaya aday. Aynaların içinden geçiriyor şiiri.”

Butik bir şiir yayınevi MedaKitap

Ankara merkezli MedaKitap şiir yayımlayayan butik bir yayınevi. Son olarak biri çeviri dört şiir kitabını birden yayımlayarak çıktı şiir okurlarının karşısına…alfonsina

Arjantinli şair Alfonsina Storni’nin şiirleri, Tozan Alkan’ın çevirisiyle ilk kez Türkçe olarak yayımlandı. “Denize Doğru” adını taşıyan kitabından şairin, yaşadığı coğrafyanın fiziksel uzaklığına rağmen insanların varlık hallerinin ortaklaşmasına, şiirin kökenindeki duygu, durum hallerinin geçişkenliğine odaklandığı düşüncesini veriyor. Şairin kişisel hayatındaki trajik ağırlık, hastalığı, ardından da intiharı tercih etmesi vb. birçok olgu, şiirlerin nüvesinde yer alan dramatik yoğunluğun gerekçeleri olarak saptanabiliyor.
Kişisel deneyimlerin izleri gözlemlenen şiirlerinde, kentlerdeki kadınların sorunlarını ve mücadelesini, feminist bir duyarlılıkla dile getirmiş bir şair Alfonsina Storni.
46 yaşında, 25 Ekim 1938 tarihinde Arjantin’deki Mar del Plata’da yer alan La Perla kıyısına gelmiş ve “denize doğru” yürümüş, bir daha da geri dönmemiştir.
Ölümü, Ariel Ramírez ve Félix Luna’ya esin vermiş ve onların “Alfonsina y el Mar (Alfonsina ve Deniz)” adlı şarkıyı bestelemesine neden olmuştur. Bu şarkı Mercedes Sosa, Nana Mouskouri gibi birçok şarkıcı tarafından yorumlanmıştır.
Kitabın tanıtım bülteninde şairin Arjantin’de, ölüme gittiği Mar del Plata’da bir heykelinin bulunduğu belirtiliyor.

“Eski Mahalle”

M. Mahzun Doğan’ın altıncı şiir kitabı “Eski Mahalle”. 1993’te yazılıp Ece Ayhan’a adanmış olan “Masal ve Tramvay”dan başlayıp 2007’de yazılan, Ahmet Muhip Dıranas’ın “Fahriye Ablası”na göz kırpan “Muâllâ”ya… Ölümün öğreticiliğiyle anneleşen babaların serüvenine bir tanıklık olan “Temmuz Ayında Annem”den, savaşın yıkıcı izlerini, dünyada yıldızların en güzel gözüktüğü eskiyer olan Mostar’da doğrudan gözlemlerken yazılan “Gökyüzü Bunca Güzelken”e dek genişleyen bir zaman yelpazesinde 36 şiir bir arada…

Yirmi beş yıl içinde yazılmış şiirlerden bir demet “Eski Mahalle”. Bu anlamda bir bakıma şairin şiir serüvenini yansıtan bir antoloji olarak değerlendirilebilir.

“Janis’in Yüzleri”

MedaKitap yayını Janis’in Yüzleri’nde şair, zamandan aşkın olarak yaşadığı büyük gerilimin poetik sonuçlarını taşıyor okura. Bir tür yüz okuması ya da görsel ve sessel bir imgenin, bir nehir şiire dönüşmesi de diyebiliriz Aydın’ın kitabı için.
Serdar Aydın, kendi varoluş deneyimine hayata poetik bir şerh de düşüyor. Sesten, sözden, imgeden oluşan bu şerh, ressam Tayyar Eren’in özgün desenleriyle bir kat daha yoğunlaştığı dikkat çekiyor.

janis
Serdar Aydın, kitabıyla şairin şiirden başka mülkü ve şiirden başka sılası, dünyası olmadığını hatırlatarak şiir okurunu hayatın ve zamanın bütün zalimliğine karşı şiire konuk olmaya devat ediyor…

Reddetmeyi öneren şiirler “Red”

Şiire verdiği uzunca bir aradan sonra şair Ali Hikmet Eren, ‘Red’le çıkıyor okurunun karşısına. Şairin sılası şiirse eğer, Ali Hikmet Eren, sılaya yeniden kavuşmanın gerilimini aktarıyor şiirlerinde. Red’in temel sorunsalı ontolojik ve poetik gerilimle ilgili. Kitabında okuruna huzuru değil, reddetmeyi öneren bir şair Ali Hikmet Eren. Nitekim şiirler okundukça bir varoluşsal huzursuzluğun, uyum gösterememe halinin sergilendiği çıkıyor ortaya.

Şair Eren, Ahmet Erhan’a, genç yaşta katledilen Ali İsmail Korkmaz’a atfettiği şiirlerle poetik aurayı ve acının mutlaklığını daha bir yoğunlaştırmayı amaçlamış olabileceğini düşündürüyor!red

KISA… KISA…

Şair Behramoğlu’na “Avrupa Homeros Şiir ve Sanat Madalyası” 

Ulusal ve uluslararası değeri kabul edilmiş şairlere verilen Avrupa Homeros Şiir ve Sanat Madalyası ödülü bu yıl Ataol Behramoğlu’nun oldu. Ödül gerekçesinde Behramoğlu için “Kurulumuzca siz seçkin bir Türk şair ve çevirmeni, aynı zamanda uluslararası değerde büyük bir yazarsınız; çalışmalarınızda hümanizm ve sanatsal bağımsızlık görmekteyiz” denildi. Ödül ve madalya 28 Eylül Çarşamba günü saat 18.00’de Şişli Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı’nda düzenlenen törenle, Avrupa Homeros Şiir ve Sanat Madalyası Ödül Kurulu başkanı, şair-yazar  Dariusz Lebioda tarafından şaire sunuldu.


Enver Topaloğlu kimdir?

Şair. İlk, orta ve liseyi Ordu’da okudu. Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı okudu. Kendi isteğiyle bitirmeden ayrıldı. Cumhuriyet gazetesinde düzeltmen olarak çalıştı. Sürekli basın kartı sahibi. Şiirlerini 1990’dan itibaren Defter başta olmak üzere Varlık, Gösteri, Yasak Meyve, No, Evrensel Kültür, Duvar gibi dergilerde yayımladı. Bugüne kadar yayımlanan şiir kitapları; Yakamoz ve Tebessüm (e yayınları, 1993), Kristal Kral (Noyirmiyedi yayınları, 1997), Divane (Şiirden, 2006), Aşk Kayıtları (Yitik Ülke yayınları, 2013).