Prof. Dr. Aşkın Asan'ın önerisi: Türkiye, İstanbul Sözleşmesi'nden ne anladığını bildirsin

Türkiye'nin, Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesi Komitesi (GREVIO) üyesi Prof. Dr. Aşkın Asan, İstanbul Sözleşmesi'nden imza çekilmesine yönelik tartışmalar üzerine bir öneriyi gündeme getirdi. Hırvatistan örneği veren Asan, “Türkiye’de sözleşmenin temel amacını nasıl anladığını bir ek olarak Avrupa Konseyine yazılı bildirebilir” dedi. Sözleşme üzerinden yapılan 'eşcinsel evlilikleri özendiriyor' tartışmalarına da değinen Asan, sözleşmede LGBT’yi hukuk normu olarak belirlemeye veya teşvik etmeye yönelik herhangi bir hüküm bulunmadığını belirtti.

ANKARA – Türkiye’nin, Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesi Komitesi (GREVIO) üyesi olan Prof. Dr. Aşkın Asan, İstanbul Sözleşmesi’ne ilişkin tartışma yaratan ‘eşcinsel evlilikleri özendiriyor’, ‘aile yapısını bozuyor’, ‘gelenekleri köreltiyor’ gibi söylemlerin doğru olmadığını belirtti. Asan, sözleşmenin aile kurumunu zayıflatmak, LGBT’lere yönelik hukuk normu oluşturmak veya teşvik etmek gibi bir amacı olmadığını de söyledi. Asan ayrıca, sözleşmenin hiçbir maddesinde geleneksel toplumsal cinsiyet rollerine karşı çıkan bir hükmün de bulunmadığına dikkat çekti.

İstanbul Sözleşmesi’nin aile hayatını ve aile yapısını düzenleme ya da belirli bir aile yapısını teşvik etme amacını taşımadığını ifade eden Asan, şunları söyledi: “Sözleşmede ’aile’ tanımı yer almamakta ve sadece şiddet mağdurlarının kim olursa olsun taraf devletlerce koruma altına alınması hedeflenmektedir. Sözleşme aileyle ilgili bir sözleşme olmadığı için herhangi bir aile anlayışına da değinmemektedir. Sözleşmede kadın erkek ilişkilerinde ’cinsiyetsizleştirme’ gibi herhangi bir amaçtan veya ifadeden söz etmek de mümkün değildir. Sözleşme ev içinde yaşayan tüm kişilerin şiddetten korunması amacıyla ’mağdur’ yaklaşımını tercih eder. Üçüncü bir cins oluşturma gibi herhangi bir amaç veya ifade yoktur. ’Ev içi’ kavramı ise hanede yaşayan herkesi içine alması açısından toplayıcı bir ifadedir. Erkekler, kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve engelliler gibi herkesi şiddetten koruma ve önleme faaliyetlerini kapsaması amacıyla kullanılmaktadır.”

‘KADINLAR EN ÇOK EŞLERİ VE PARTNERLERİNDEN ŞİDDET GÖRÜYOR’

Kamuoyunda ’aile yapısı bozuluyor’ gibi ifadelerin kadınların en çok birlikte yaşadıkları kişiler tarafından şiddete maruz kalmalarından kaynaklandığına işaret eden Asan, şöyle konuştu:
“Yapılan bilimsel araştırmalar kadınların en çok eşleri ya da birlikte yaşadıkları kişiler tarafından şiddete maruz kaldıklarını göstermektedir. Ev içi şiddet kapsamına aynı evde resmi birliktelik olmadan, mesela toplumumuzda sıkça görülen imam nikâhı ile yaşayanlar da girmektedir. ’Partner’ kavramı resmi evlilik bağı olmayan kişileri kapsamaktadır. Daha önce vurguladığımız gibi bu sözleşme sadece ülkemiz için yazılmamıştır.”

‘SÖZLEŞMEDE EŞCİNSEL EVLİLİKLERİ ÖZENDİREN BİR MADDE YOK’

İstanbul Sözleşmesi’ne ilişkin tartışma yaratan ‘eşcinsel evlilikleri özendiriyor’ gibi söylemleri de değerlendiren Aşkın Asan, sözleşmenin hiçbir maddesinde eşcinsel evlilikleri gerekli görme, özendirme, taraf ülkeleri zorlama ve cinsiyet ideolojisi dikte etme gibi bir durumun söz konusu olduğunu kaydetti. Sözleşmenin LGBT bireylerin şiddete uğraması durumunda ayrımcılık yapılmadan soruşturma, kovuşturma, tedavi, faillerin cezalandırılması gibi şiddet ile mücadele uygulamalarının yerine getirilmesini talep ettiğine vurgu yapan Asan, “Sözleşmede ’Cinsel yönelim’ kavramı sadece sözleşmenin 4. maddesinde geçmektedir. Maddede şiddet ile mücadelede hiç kimseye ayrımcılık yapılmaması, din, dil, ırk, mezhep, vb. pek çok unsurla birlikte, toplumsal cinsiyet ve cinsel yönelime dayalı şiddetin de kabul görmemesi gereği belirtilmiştir. Sözleşme, üçüncü bir tür oluşturmaya ya da LGBT’yi hukuk normu olarak belirlemeye veya teşvik etmeye yönelik herhangi bir hüküm taşımamaktadır” ifadelerine yer verdi.

’SÖZLEME KADINA ŞİDDETİ NORMALLEŞTİREN ÖRF VE GELENEKLERE KARŞIDIR’

GREVIO üyesi olan Prof. Dr. Aşkın Asan, sözleşmenin ’geleneklerin kökünü kazıyacak’ söylemlerin de doğru olmadığı uyarısında bulunarak şunları söyledi:
“Sözleşmenin toplumun din, dil, inanç, örf, gelenek gibi değerlerini yok etmek gibi bir amacı yoktur. Sadece kadına şiddeti normalleştiren örf ve geleneklere karşıdır. Sözleşme’nin 12. maddesi son derece açıktır. Maddeyle ortadan kaldırılmak istenen, kadını aşağılayan, onu ikinci sınıf olarak gören adetler, kalıp ön yargılar ile buna benzer diğer tüm uygulamalardır. Adet ve inanışların kuşaktan kuşağa aktarılması kimliğimizin oluşmasında önemlidir. Ancak bazı adetler ve geleneksel uygulamalar kadınlar ve kız çocukları için zararlıdır ve onları şiddete maruz kalma riskiyle karşı karşıya bırakabilir. Bu nedenle amaç bu tür zararlı gelenekleri haklı göstermek için yaratılan ve kadınlar ve erkekleri etkileyen klişeleşmiş ön yargıların yıkılmasıdır. ’Başlık parası’, ’berdel ’, ’namus cinayetleri’ gibi uygulamaların, ’Kadının saçı uzun aklı kısadır’, ’karnından sıpayı sırtından sopayı eksik etmeyeceksin’, ’kızını dövmeyen dizini döver’ gibi kadına şiddet kültürünü besleyen kalıp yargıların ortadan kaldırılması amaçlanmaktadır.”

’TOPLUMSAL CİNSİYET KAVRAMI DEVREYE GİRER’

Belirli bir toplumda kadına ve erkeğe yüklenen rol ve görevlerin dağılımının her zaman adil ve insan onuruna yakışır şekilde olmayabileceğine dikkat çeken Asan, “Söz konusu rollerin kadın veya erkek açısından mağduriyet oluşturduğu anda toplumsal cinsiyet eşitliği kavramı devreye girer ve adaleti sağlamaya çalışır. Örneğin başlık parası, kız çocuklarının okutulmaması gibi uygulamalar, ’saçı uzun aklı kısa’, ’ elinin hamuruyla erkek işine karışmama’ gibi söylemler kadın açısından adil olmayan ve insan onuruna yakışmayan toplumsal cinsiyet unsurlarıdır. Toplumsal cinsiyet eşitliği kurumu bu tarz söylem ve uygulamalarla mücadele etmeyi amaçlamaktadır” dedi.

Asan, sözleşmenin feshine ilişkin tartışmalara da öneri getirdi. Asan, “Sözleşmenin herhangi bir şekilde feshi durumunda siyasal açından Avrupa Konseyi bünyesinde Türkiye’nin de temsil ettiği insan haklarına dayalı müktesebattan ciddi bir kopuş meydana gelecektir.
Gelinen bu noktada toplumun bazı kesimlerinde oluşan kafa karışıklığının önüne geçmek için takip edilebilecek bir başka yol ise sözleşmeden çekilmek değil, Hırvatistan gibi sözleşmenin temel amacını nasıl anladığını ek olarak Avrupa Konseyine yazılı bildirmek olabilir. Hırvatistan sözleşmeyi imzalarken sözleşmeden neyi anladığını bir metin olarak Avrupa Konseyi’ne sunmuştur” dedi. (DUVAR)