Avukat Derya Yıldırım: Kadın cinayetine intihar süsü veriliyor

İHD Diyarbakır Şubesi Kadın Komisyonu üyesi Avukat Derya Yıldırım, son dönemde bölgede kadın intiharlarının artış gösterdiğine dikkat çekti. Kadınları intihara sürükleyen sürece değinen Yıldırım, intihar olarak gösterilen olaylarla ilgili, “Tamamının cinayet olduğunu söylemek daha doğru olur” dedi.

Vecdi Erbay  verbay@gazeteduvar.com.tr

DİYARBAKIR – Ağrı’da yaşayan 3 çocuk annesi Ceylan Akpolat’ın, 8 Mayıs 2020’de intihar ettiği ileri sürüldü. Ancak intihardan önce Akpolat’ın, kocasının yakınları tarafından şiddete maruz kaldığı ortaya çıktı. Eniştesi İkram Kaya’nın beyanları, Akpolat’ın cinayete kurban gitmediyse bile intihara yönlendirildiğini gösterir nitelikte. Kaya’nın beyanlarına göre Akpolat sadece eşinin şiddetine maruz kalmamış, kayınpederi ve kayınvalidesinden de şiddet görmüş. Akpolat, intihar olayından 10 gün önce uğradığı şiddet nedeniyle karakolu aramış ve hastaneye gitmiş. Bunun üzerine kayınvalidesi ve kayınpederinin de ifadesi alınmış ve serbest bırakılmışlar.

Şiddet olayı sırasında Ceylan’ın eşi Fecri Akpolat, iş için Trabzon’da bulunuyormuş. Fecri Akpolat Ağrı’ya döndükten sonra Ceylan’ın babasıyla yaptığı telefon konuşması hakkında da bilgi veren İkram Kaya, Ceylan’ın “çok telaşlı ve sıkıntılı olduğu” ayrıca “Bunların bana yönelik bir planları var” gibi cümleler kurduğu şeklinde beyanda bulundu. Bir gün sonra ise Ceylan’ın intihar ettiği ve hastaneye kaldırıldığı söylenmiş. Hastanede cenazeyi gördüğünü söyleyen İkram Kaya, “Boynunda ip izi ve yüzünde morluklar vardı” ifadesinde bulundu. Kaya, ayrıca şunları söyledi: “Cenazesini yıkayan yakınlarımız sırt, yüz ve kol bölgesinde morluklar olduğunu söylediler.”

VERİLER İNTİHAR VAKALARINDA ARTIŞI GÖSTERİYOR

Ağrı’da meydana gelen şüpheli intihar, İHD Diyarbakır Şubesi’nin de gündeminde. Esasında son aylarda çok sayıda kadın intiharı yaşandı ve İHD bu intiharları başvurucular üzerinden takip ediyor.

Avukat Derya Yıldırım

Kadın intiharları artış mı gösterdi yoksa daha görünür mü oldu? Bu soruyu sorduğumuz İHD Diyarbakır Şubesi Kadın Komisyonu üyesi Avukat Derya Yıldırım, “Verilere dair kısa bir zaman önce rapor yayınladık. Raporda tespit ettiğimiz intihar vakalarına dair rakamları belirttik. Eski verilerle karşılaştırıldığında ne yazık ki artış olduğunu gözlemliyoruz” dedi.

Yıldırım, kadın intiharları, cinayetler ve İstanbul Sözleşmesi’yle ilgili soruları da cevapladı.

Bu intihar vakalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Eğer bir artış varsa neden?

Aslında bölge genelinde her ne kadar kadın intiharında artış olduğunu görsek de özünde bunların intihar olduğunu düşünmüyorum. Tamamının cinayet olduğunu söylemek daha doğru olur. Dikkat edilirse çoğu kadının ölümü düzgün bir soruşturma yapılmadan bir şekilde örtbas edilerek intihar diye kayıtlara geçiriliyor. Ancak yaşadığı ailede, toplumda ya da iş yerinde neye maruz kaldığı, nasıl bu raddeye geldiği konuşulmuyor bile. Çoğu kadın cinayetine intihar süsü veriliyor ya da aile içinde yaşadığı korkunç olaylar, sonu gelmeyen şiddet kadını buna sürüklüyor. Ancak açık olan bir şey varsa her geçen gün kadın üzerindeki baskının arttığı ve çıkmaza sürüklendiğidir.

İHD, kadın intihar vakalarına şüpheyle yaklaşıyor. Peki şüpheli görülen vakalar nasıl takip ediliyor?

İHD olarak intihar olaylarında şüpheli olduğu kanaatine varılan durumlarda hemen harekete geçiyoruz elbette. İntihar iddiasında şüphe fark edildiği durumlarda ailelerle iletişime geçip başvuru yapmalarını sağlıyor ve hemen ilgili mercilere gerekli başvuruları yapıyoruz. Şunu belirtmeden edemeyeceğim, bölgede kadının çocukluktan itibaren mücadeleyle büyüdüğü herkesçe bilinmektedir. Eril bir toplumda olmaktan kaynaklı sürekli baskı ve yıldırma politikası aile içinde başlamakta ve dış dünyada da devam etmektedir. Bu sebeple mücadeleyle yetişen kadınların intihar ettiği haberleri hele ki evlenip mutlu olduğu iddia edilirken bunun olduğunun söylenmesi en büyük şüphe sebebi. Bu durumlarda insan hakları savunucuları olarak elbette ki harekete geçme zorunluluğumuz olmalı.

İntihar olarak bilinen ama aslında cinayet olduğu anlaşılan vakalardan örnekler var mı?

Geçmiş dönemlerde takip edilen bu tarz vakalar olmuş ne yazık ki. Yakın tarihte intihar süsü verilmiş bir kadın cinayeti için aileyle irtibata geçip vekalet aldık ve işlemleri başlattık. Şu aşamada doğrudan kişi bilgilerini veremiyoruz. Ancak çoğunda olduğu gibi genelde aile içinde öncesine dayalı uzun süreli şiddet (burada şiddet uygulayan evlendiği kişi bu kişinin anne baba ya da başkaca bir şeyi oluyor) olayı oluyor ve canice öldürülen kadın bir şekilde intihar diye lanse ettiriliyor. Doğal olarak hep aynı hikaye anlatılınca bunun intihar olamayacağı düşüncesi daha ağır basıyor.

‘TABLO HER YIL DAHA KÖTÜ’

Kadın cinayetlerinde artış mı var yoksa iletişim olanakları nedeniyle kadın cinayetleri daha görünür mü oldu?

Her ikisi de diyebiliriz aslında. Kadın cinayetleri hep vardı. Son yıllarda bu kadar görünür olması kuşkusuz iletişim olanaklarıyla da alakalı. Teknolojik birçok ürün elimizin altında ve alternatif haberleşme mecralarıyla insanlar bilgiye sahip olabiliyorlar. Bir yandan da kadınlar, aileler bu konuya daha duyarlı hale geldiler. Bununla birlikte duyarlı hale gelen kadın hakları bilincine varmış ve toplumsal normların dayattığı yaşamı kabul etmeyen bir kitle de var. Ve bu kitle her geçen gün artarak büyüyor. Süreç bu şekilde gelişerek ilerleyince eskiden üçüncü sayfa haberi olan kadın cinayetleri ya da intiharları şimdi gündem oluyor ve bunun için mücadele ediliyor. Her yıl kadın haklarına yönelik rapor yayınlıyoruz ve elde ettiğimiz bilgilere göre kadın cinayetlerinde sürekli bir artış söz konusu. Tablo her geçen yıl daha kötü bir hal almaya devam ediyor.

‘İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NE KARŞI ÇIKMAK’

İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik eleştiriler hakkında ne düşünüyorsunuz?

İstanbul Sözleşmesi birçok diğer sözleşme gibi uluslararası literatürde kabul edilmiş ve imza altına alınmış bir sözleşmedir. Sadece kadına yönelik şiddeti değil farklı birçok konuyu da barındırması açısından oldukça önemlidir. Bu yüzden İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik eleştirileri kasti ve manipülatif buluyorum. Çünkü söz konusu sözleşmede karşı çıkacak herhangi bir yasa maddesi sonsuz değil. Kaldı ki zaten etkin bir şekilde uygulanmıyor. Denetimi etkin bir şekilde yapılmıyor. Özellikle kadına yönelik şiddetle ilgili prosedürlerde. Buna karşı çıkmak demek bir yerde kadın cinayetlerini desteklemek demektir veya kadına yönelik şiddeti olumlamak anlamına gelmektedir. Biz de sıkıntılı olan İstanbul Sözleşmesi eleştirilirken, sürekli aile kurumunun ön plana çıkarılması. Kadına toplumsal cinsiyet rollerini dayatan ve evi işaret eden cümlelerle algılarla karşı çıkılıyor. İstanbul Sözleşmesi aksine hukuksal anlamda kadını korumaktadır. Bu argümanlarla karşı çıkmak durumun vahametini görmezden gelip tartışmanın yönünü başka bir tarafa çekmeye çalışmaktadır. Bu yüzden manipülatif olduğu kadar, bilinçli yapıldığını düşünüyorum. Bilinçli diyorum çünkü erilliği, erkekliği kutsayan bir yerde bu duyguları tetikleyen bir yerde ‘eleştiriler’ olduğunu düşünüyorum.

Kadın örgütlerine yönelik bir baskı da hissediliyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Evet ciddi bir baskı var hem de. özellikle son aylarda Diyarbakır’da yapılan tüm operasyonlarda gözaltına alınan kişiler kadındı ve hatta aralarında Barış Anneleri vardı. Birine ev hapsi verildi, biri de iki gün önce tutuklandı. Yaşları malum 70’in üzerinde ve korona virüsü zaten oldukça risk barındırırken bir de tutuklandılar. Bu hiçbir şekilde kabul edilebilir bir durum değil. Bu insanların sağlıklı bir ortamda yaşama hakkı göz ardı edilmekte. Bununla birlikte kadın hakları savunucuları, Kürt kadın siyasetçiler, yerel yönetimlerde de yer almış birçok siyasetçi tutuklandı. Özellikle kadın hakları alanında çalışan arkadaşların tutuklanmasına gerekçe gösterilen birçok şey yine kadın hakları ile ilgili eylem ve etkinliklerdir. Bu baskılar biraz da kadın mücadelesine dönük yapılmaktadır. Diyarbakır’da sivil toplum kuruluşları kadın kontenjanı açısından oldukça iyi durumdadır. Tutuklanan bir çok kadın alanında aktif demokratik haklarını kullanarak siyaset yapmakta veya kadın hakları savunuculuğu yapmaktadır. Günümüz şartlarında mevcut siyaset yöntemi, iktidarın kendine muhalif olan her kesimi illegalize etmesi şeklinde. Kadınlar sadece siyasetçi veya aktivist değil, aynı zamanda toplumda var olan eril zihniyete karşı da ciddi bir mücadele vermektedir. Bu operasyonlar bu zihniyetten ayrı okunamaz. Kuşkusuz eril zihniyet seni tüm ideolojik aygıtlarıyla baskılamaya çalışmaktadır. Son olarak Rojbin Çetin’e yönelik işkence bunun en ciddi örneklerinden biridir. Bunu her defasında dile getiriyoruz. Kadınlarla her daim dayanışma halindeyiz. Ve olmaya da devam edeceğiz.