‘Tacizin özrü değil, hukuksal karşılığı olmalı’

Mor Dayanışma’dan Gamze Özkök, taciz suçunu işleyen erkekler için şunları söylüyor: "Kendini korumaya almak, tacizin üstünü kapamak için özür dileniyor. Soma’da işçiye tekme atan adamın özür dilemesi gibi… Özür değil hukuksal bir karşılığı olmalı.” Avukat Fulya Dağlı, TCK’da “ısrarlı takip” diye bir suç olmadığını belirtiyor ve buradan kaynaklı sorunları dile getiriyor. Kadınlarla Dayanışma Vakfı’ndan (KADAV) Özgül Kaptan, “Entelektüel erkeklerin taciz yöntemleri de bir takım entelektüel süsler içerdiği için hakikaten fark edilmesi zor olabiliyor ama kökeninde aynı şey var: Kemikleşmiş ‘Bunu yapmaya hakkımız var’ fikri.”

Filiz Gazi  fgazi@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – Şiddet sarmalından çıkamayan kadınların geriye dönüş sebepleri neler? Değişme vaatlerine inanan, özürler işiten kadınlar gerçekten yeniden inşa edebilecekleri bir ilişkiye dönmüş olabiliyorlar mı?

Entelektüel donanıma sahip, nispeten “politik” erkeklerin tacizini -sonuçları açısından- diğer tacizlerden ayıran şeyler neler? Israrlı takibin hukuksal anlamda bir cezai yaptırımı var mı? Kadın şikayet etmese bile teşhir edilen ya da “ifşa edilen” ısrarlı takipler kamu davası olabiliyor mu? Şiddete uğrayan kadınlarla çalışan uzmanlar ve hukukçularla konuştuk.

Mor Dayanışma’dan Gamze Özkök, şiddet sarmalından çıkamayan kadınların gerekçelerini şu sözlerle anlatıyor:

Gamze Özkök

“Kadınlar bir kez yaşandı mı bir daha yaşanmayacak diye düşünmek istiyorlar ama öyle değil. Geleceğe dair büyük bir kaygı yaşıyorlar fakat boşanmasını ya da ayrılmasını engelleyen bir çok neden oluyor. Ailevi faktörler, ekonomik sebepler ya da bağımsızlık korkusu. Yaşadıklarına dair bir başka pencere açma ihtiyacı oluyor. Bunu şiddete maruz kalan her kadında konuştuğumuzda gözlemliyoruz.”

“Evlendiği gün, ilk beraberliğinde şiddete uğrayan kadınla konuşmuştuk. Eşi ertesi gün kendimi kaybettim diyor, hediyelere, çiçeklere falan boğuyor kadını. ‘Bir daha yapmayacağım’ sözleri veriyor. Ve sistematik olarak 14 yıl boyunca bu adamdan şiddet gördü. 14 yıl boyunca… Tanışmamızdan 2 yıl sonra arayıp boşanmaya karar verdiğini söyledi ve boşandı.”

‘SÖZLER VERİLİYOR SONRAKİ ŞİDDETE KADAR HER ŞEY GÜZEL İLERLİYOR’

“Şiddetin normal olduğunu düşünen çok fazla erkek var” diyor Özkök. “Şiddet uyguladıktan sonra hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam eden çok fazla erkek var. Bu konuda çok az olsa da bir rahatsızlık duyan adamlar ise şiddet sonrası bir daha yapmayacağına dair sözler veriyor, sonraki şiddete kadar her şey güzel ilerliyor ve yeniden şiddet süreci başlıyor. Kadına yönelik şiddet tek bir boyutta ilerlemiyor çok yönlü şiddete maruz kalıyor kadın, fiziksel olmasa da duygusal şiddet yaşıyor.”

SON DİNLEDİĞİMİZ KADIN POLİTİK BİR KADIN, HER İKİSİ DE POLİTİK İNSANLAR’

Özkök, kadına yönelik şiddetin her yerde olduğunun altını bilhassa çiziyor. Entelektüel donanıma sahip, politik gözüken kesimlerde de olduğunu paylaşıyor:

“Son dinlediğimiz kadın politik bir kadın. Her ikisi de ‘politik’ insanlar. Tecavüze uğruyor. Çoğunlukla kadınlar korktuğu için teşhir etmek istemiyor. Zira adamlar öldürmekle tehdit ediyor ve başka başka bir sürü tehdit söz konusu. Teşhir meselesinde ilk önce kadının izni gerekiyor. Biz kadın örgütleri açısından teşhir önemli bir araç. Kadınlara toplum tarafından büyük baskı var. Ailelerin baskısı var. Korkabiliyor kadınlar.”

‘ÖZÜR DEĞİL HUKUKSAL BİR KARŞILIĞI OLMALI’

Özkök, taciz eden erkeklerin özür dilemesine değiniyor. Özür değil hukuksal bir karşılığın olması gerektiğini vurguluyor:

“Pastanede çalışan arkadaşımızı patronu taciz etmişti. Cezasız kaldı. Para teklif etti, tehdit etti. En sonunda dükkanın önünde eylem yapınca özür diledi. Çünkü onlar açısından en büyük problem yaşam alanlarının tehlikeye girmesi. Akademideki taciz, ısrarlı takip olayı da öyleydi! Özrümü dilermiş gibi gözükürüm ve ben hayatıma devam edebilirim, unuttururum… Hızlıca gelişiyor ve bir anda kaybolabiliyor bu meseleler. Erkeklerin özür dilemesi benim açımdan çok da bir şey ifade etmiyor. Kendini korumaya almak, tacizin üstünü kapamak için yapılan hamleler olarak görüyorum. Soma’da işçiye tekme atan adamın özür dilemesi gibi… Özür değil hukuksal bir karşılığı olmalı.”

‘TCK’DA ISRARLI TAKİP DİYE BİR SUÇ YOK’

Israrlı takip ne demek? Avukat Fulya Dağlı yanıtlıyor: “Kişinin istemediği biçimde, istemediği zamanda kendisine yönelen her türlü davranış biçimi. Kişinin güvensiz, tedirgin hissetmesine, sürekli izlenme ve denetim altında hissetmesine sebep veren davranışların toplamı ısrarlı takibi kast ediyor.”

Israrlı takibin cezai bir yaptırımı var mı? “TCK’da ısrarlı takip diye bir suç yok. Ancak 6284 sayılı kanunda ısrarlı takip karşısında koruma ve önleme tedbirleri alabileceğiniz bir şiddet türü olarak tanımlanıyor. Keza İstanbul Sözleşmesi’nde de aynı şekilde ısrarlı takip tanımlanmış ve devletlere de ceza yasalarında suç olarak tanımlanmaları görev olarak yüklenmiş şiddet türlerinden biri.”

Ve fakat… Dağlı “ısrarlı takibin” suç tipi olarak tanımlanmamasının şu sonucuna dikkat çekiyor:

“Şikayetçi olmak isteğimizde doğrudan oradan ilerleyemiyoruz. Israrlı takibi oluşturan eylemlerin içerisinden suç tiplerini çıkarmaya çalışıyoruz. Tehdit, hakaret, özel hayatın gizliliğinin ihlali, huzur ve sükunu bozma gibi. Ancak ısrarlı takibin tabii ki gerçek etkisi bambaşka. Bu suçların ceza ve yargılanma süreçleri hakkaniyetli bir şekilde ısrarlı takibin etkisine tekabül etmiyor.”

Israrlı takip teşhir edildiği takdirde dahi kamu davasına dönüşemiyor. Dağlı açıklıyor: “Şikayette bulunmamışsa kamu davasına dönüşme ihtimali yok. Suç tipi olarak tanımlanmadığı için yapılamıyor.”

‘ENTELEKTÜEL ERKEKLERİN YÖNTEMLERİ FARK EDİLMİYOR AMA KÖKENİNDE AYNI ŞEY VAR’

Kadınlarla Dayanışma Vakfı’nda (KADAV) çalışan Özgül Kaptan, nispeten sosyo- ekonomik durumu yüksek erkeklerin de devasa bir kültürel dağarcıkla hareket ettiklerini, kendilerini de bu minvalde savunduklarını belirtiyor:

“Oldukça yaratıcı cümleler duyuyoruz. Temelde haklı oldukları düşünce sisteminden, kadınların bedenleri üzerinde hak sahibi olduklarına ilişkin devasa bir kültürel dağarcıkla hareket ediyorlar. Her şeyi yapma haklarını kendilerine anlatabildikleri pek çok argümana sığınabiliyorlar. Entelektüel erkeklerin taciz yöntemleri de bir takım entelektüel süsler içerdiği için hakikaten fark edilmesi zor olabiliyor ama kökeninde aynı şey var: Kemikleşmiş ‘Bunu yapmaya hakkımız var’ fikri. Bu fikir beyinlerine kazınmış ve bu fikre ne kadar entelektüel olursa olsun çok büyük sorgulamalar geçirmemiş bütün erkeklerde rastlamak mümkün.”

‘BAŞVURUYU GERİ ÇEKMENİN NEDENLERİ ARASINDA CAN GÜVENLİĞİ VE CEZASIZLIK GELİYOR’

Sarıyer Belediyesi, Kadın Çalışmaları Merkezi Koordinatörü Zerrin Coşkun, fiziksel şiddetin bu derece artmasının sonuçlarından birine değiniyor: “Ülkemizde kadına şiddet o kadar  arttı ki neredeyse her gün bir kadın erkekler tarafından öldürülüyor. Kadınların uğradığı fiziksel şiddet, diğer şiddet türlerini görünmez hale getirdi. Kadınların yaşadığı ekonomik, psikolojik şiddet hafif, atlatılabilir bir şey gibi algılanıyor”

“Başvuran, yardım isteyen ama sonra vazgeçenler de oluyor” diyor Coşkun. Sebepler neler?

“Bu alandaki her vaka biricik. Hepsinin buraya gelişleri ve süreçleri farklı. Sistematik bir şekilde yıllarca psikolojik şiddete uğramış kadın da, fiziksel şiddet gören kadın da gelebiliyor. Bazı  kadınlar bu adımı çok kısa süre içinde atmaya karar verirken kimisinin bu kararı alması çok daha uzun zaman alabiliyor. Hiç eğitim fırsatı tanınmamış, ekonomik bağımsızlığı olmayan kadınların bu kararı alması daha zor oluyor diyebilirim. Kadınların başvuru sonrasına dair endişeleri bazen başvurularını geri çekmelerine neden olabiliyor. Bunların başında can güvenliği ve cezasızlık geliyor.”

Erkeklerin kadınların geriye dönmeleri için ikna yöntemlerini ise şöyle anlatıyor Coşkun:

“Sevdiğine ikna etme olabilir, değiştiğine, eskisi gibi davranmayacağına dair verilen sözler olabilir, bahane bulma olabilir. Nasıl bahaneler? Mesela o dönem işsizdim, o dönem baskı vardı üzerimde, o dönem alkol alıyordum, aslında ben seni seviyorum deyip ikna etmeye çalışmak…”

‘TÜM BUNLARI GÖZE ALABİLİYORSA GEÇMİŞTE YAPTIKLARI VE CEZASIZ KALDIĞI OLAYLAR VARDIR’

Coşkun’a karşılaştığı hikâyelerde bahsettiği ikna edişlerden sonraki süreçte değişenlerin olup olmadığını soruyorum. Şöyle yanıtlıyor:

“Evi ayırdıktan sonra evet ama aynı evin içinde o yönde bir örnekle karşılaşmadım. Yok demek doğru değil ama henüz böyle bir örnek görmedim.”

“Şiddeti ekonomik statüyle, meslek grubuyla sınırlamak mümkün değil” diyor Coşkun ve son yıllardaki değişimi şu sözlerle dile getiriyor:

“Son birkaç senedir kadın dayanışması daha güçlendi. Kadınlar taciz edildiğinde, şiddet gördüğü erkek tarafından tehdit edildiğinde bunu söylemekten, yardım istemekten çekinmiyorlar.  Bu sosyal platformlarda da böyle. Taciz, istismar, şiddet gören kadınlar ‘Ben bunu ispatlayamam, sesimi çıkarmam daha kötü olur’ diye düşünürlerdi ve kabuklarına çekilirdi. Erkeklerin cesaretini de artıran şey tam da bu. Suskunluk ve cezasızlık. Bu olaylarda meslek grubunun, ekonomik statünün hiçbir önemi yok. Hiç ‘konduramadığımız’ meslekten insanların haberlerini okuyoruz. Bu toplumdaki kadına karşı erkek üstünlüğü algısının sonucu. Bu potansiyeli oluşturan da bu bakış açısı. Yoksa düşünsenize bir insanın meslek arkadaşına yaptığı tacizle anılması, toplumda isminin bu şekilde yer alması çok çirkin bir şey. Tüm bunları göze alabiliyorsa geçmişte de yaptıkları ve cezasız kaldığı olaylar vardır diye düşünüyorum.”