Kadına şiddetin bahanesi: Kuşlara nasıl ekmek atarsın!

Korona günlerinde eşleri tarafından daha çok şiddete maruz kalan kadınlarla konuştuk. Şiddete bahaneler inanılır gibi değil: “Kuşlara nasıl ekmek kırıntısı atarsın!”, “Çocuğun ödevini nasıl yaptıracağız!” Peki ya, şiddet gördükleri için eşlerinden ayrılma gücünü göstermiş kadınlar? Onların yaşadıkları yoksulluk ve çaresizlik de, insanı isyan edecek noktaya getiriyor...

Serpil Kurtay

DUVAR – Korona günlerinde duyduğumuz haberler, Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi’nin 2018 raporunda yer alan “kadınlar için en tehlike yer evleridir” sözlerini doğrular nitelikte.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, kadına yönelik şiddetin geçen yılın ilk üç ayına göre yüzde 22 azaldığını söyleyerek, korona günlerinde de teyakkuz halinde olduklarını söylese de gerçekler hiç de öyle değil. Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’na salgın günlerinde yapılan ihbar verilerine göre, fiziksel şiddet yüzde 80, psikolojik şiddet yüzde 93, sığınma evi talebi yüzde 78, ihbar bildirimi yüzde 100, hukuki destek verilmeyen şiddet vakaları ise yüzde 96 arttı. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, Mart ayı raporunda, 21’i salgının başladığı tarih olan 11-31 Mart arasında olmak üzere 29 kadının katledildiğini açıkladı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün verilerine göre ise İstanbul’da ev içi şiddet Mart’ta yüzde 38,2 arttı.

Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi’nin karantina sürecinde 28 kentte yaşayan 1873 kadınla yaptığı araştırma sonucu.

‘ÇAKAL DERESİ’NDE YAŞANANLAR

Her ne kadar ilgili kurumlar şiddete maruz kalan kadınlara yeterli desteği sağlayamasa da bazı sivil toplum örgütleri çalışmalarını canla başla sürdürüyor. Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği de bunlardan biri… Yerleşim bugünkü kadar yoğun değilken kurtlar, çakallar indiği için halk arasında “Çakal Deresi” ya da “Kurt Kiremit” diye bilinen Pendik’in Esenyalı semti, yoksulluk, eğitimsizlik, şiddet ve uyuşturucu gibi sorunların yoğun olarak yaşandığı bir yer. Bu nedenle kadına yönelik suç oranının da yüksek olduğu Esenyalı semtinde 2013 yılında kurulan dernek, bugüne kadar yüzlerce kadının derdine derman olmuş. Derneğin başkanı Adile Doğan’dan ve onun aracılığıyla kadınlardan aldığımız bilgiler, semtin halk arasındaki adını aratır nitelikte… Derneğe üç-dört günde bir, çok ciddi vaka geldiğini belirten Doğan, bu vakalar geldiğinde kadınları bilgilendirip ilgili yerlere yönlendirdiklerini; karakol, hastane ya da dava süreçlerini takip ettiklerini, kamuoyu oluşturmaya çalıştıklarını, şiddete bağlı ekonomik sorunları varsa bunu çözmek üzere yerel yönetimleri zorlayan faaliyetler düzenlediklerini ifade ediyor. Halen sosyal medya üzerinden ya da telefonlarla vakalara müdahale etmeye çalıştıklarını kaydeden Doğan, şöyle konuşuyor: “Okullar tatil olduğunda çocuklarına bakmak zorunda olan kadınlar, öncelikle ücretli izin almak istedi. Ama işverenler taleplerini kabul etmeyince kadınlar senelik izinlerini kullanmak ya da ücretsiz izne çıkmak zorunda kaldı. Yine çoğu erkek de bu süreçte işsiz kaldı. Kahvehaneler, meyhaneler de kapalı olduğu için aynı çatı altında birlikte geçirilen süre de, şiddet de arttı. Çok ciddi vakalarla karşılaşıyoruz. Bir gün içinde şiddete maruz kalan beş kadının bize ulaştığı oluyor.”

KUŞLARA EKMEK KIRINTISI ATINCA…

İşte o kadınlardan birisi… “Kuşlara ekmek kırıntısı attığı” için eşinden şiddet görmüş. Normalde de eşinden şiddet görüyormuş, hatta çeşitli kereler darp raporu almış ve boşanmaya çalışmış. Ama kocasının şantaj ve tehditleriyle her seferinde eve dönmek zorunda kalmış. Korona virüsü salgını nedeniyle kocası ilk kez işe gitmeyip evde kaldığında ise gördüğü şiddet doruğa ulaşmış. “Sabah kuşlar aç kalmasın diye onlara kırıntı attım”… Normalde böyle masum bir cümlenin şiddet doğurmasına imkân yok gibi değil mi? Ama maalesef öyle olmamış. “Sen aptal mısın?”, “Salak salak işler yapıyorsun” gibi hakaretler eşliğinde kafasına darbeler almış. Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği’ne mesajla ulaşan kadın, haklı olarak isyan ediyor: “Eve normalde çok geç gelir, pek birlikte vakit geçirmezdik. Şimdi korona yüzünden evde. Yaptığım her şeye, oturmama, kalkmama karışıyor. Yapabileceğim bir şey, gidebileceğim bir yer yok! İntihar etmekten başka çare kalmıyor”. Bu isyan ve çaresizlik dolu mesaj nedeniyle dernek yetkilileri kadınla iletişime geçip, onu güçlü olmaya, cesaretlendirmeye çalışıyorlar. İsterse hemen evden çıkabileceğini de söylüyorlar ama ikna edemiyorlar…

‘ÖNCEDEN SIZIYORDU, ŞİMDİ KARISINI DÖVÜYOR’

Aynı gün derneğe gelen bir diğer başvuru… Normalde gündüzleri çalışan kocası, akşamlarını da meyhanelerde, kahvehanelerde geçiriyormuş. Alkol alıp eve gelince sızan adam, korona salgınından sonra artık evde içmeye ve ardından da yukarıda okuduğunuz gibi sudan sebeplerle kadını her seferinde feci şekilde darp etmeye başlamış. Bir çaresizlik dolu serzeniş daha: “Adliyeler kapalı, şikâyetçi olabileceğim, gidebileceğim bir yer yok. Daha önce sığınma evinde kalmıştım. Oraya hele bu süreçte asla gitmem. Üç çocuğum var. İkisi yaşlarından dolayı benimle sığınma evine giremez. Ben de onları bırakıp bir yere gidemem”. Dernek her ne kadar kadınla dayanışma içerisinde olduklarını, şiddet uygulayan erkeğe de hissettirmeye çalışsa da sonuç pek değişmiş değil. Bu nedenle o kadın da, hâlâ o şiddet ortamında kalmaya devam ediyor.

Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi’nin karantina sürecinde 28 kentte yaşayan 1873 kadınla yaptığı araştırma sonucu.

‘AÇIZ DEMEYEYİM DİYE DAYAK YİYORUM’

Bir gün derneğin telefonu çalar. Bu sefer arayan bir esnaftır. Telefonun karşısındaki ses “Burada bir kadın var. Ağzı yüzü kan içinde” der. Dernek yetkilileri hemen kadının yanına gider. Kadını karakola yönlendirip, darp raporu alıp, şikâyette bulunmasını tavsiye ederler. Gelin, bu kadına da bir kulak verelim: “Sabah ‘Sen niye gürültü yaparak beni uyandırıyorsun’ diyerek üstüme saldırdı. Sonra beni sokağa attı. Önceden yevmiyeci olarak çalışıyordu. Ama şimdi iş yok, para yok. Kaç gündür evdeyiz. İyice bunalıma girdi. ‘Açız’ demeyelim diye dayak yiyorum.”

Bir başka kadın… Onun da başına gelenler çok farklı değil: “Biz farklı fabrikalarda çalışıyorduk. Ama ikimiz de aynı anda işsiz kaldık. Yıllar önce yine işsiz kaldığı bir dönem bana şiddet uygulamıştı. Çocukların ödev meselesinden konuşurken, ‘Sen yaptıracaksın, ben yaptıracağım’ mevzusundan dayak yedim.”

‘BU KADIN ÖLDÜRÜLÜRSE SORUMLULUK KİME AİT?’

Daha önce şiddet gördüğü için eşlerinden boşanıp, bir hayat kurabilen kadınlar da bu günlerde “kurtulduk” diye sevinecekleri yerde, kendilerine yeterli devlet desteği sağlanmadığı için yoksullukla, dolayısıyla açlıkla mücadele ediyorlar. Normalde ev temizliğine giden, çeşitli atölyelerde yevmiyeci olarak çalışan kadınların büyük çoğunluğu bu süreçte işsiz kalmış. Evlerinde yiyecek, içecek hiçbir şeyleri yok.

Bundan dört ay önce şiddet mağduru olan bir kadın, derneğe ulaştı. Dernek yetkilileri polisten önce olay yerinde olup, kadını adamın elinden aldı. Kadın da dernekten aldığı güçle ilk kez şikâyetçi olup darp raporu alarak boşanma sürecini başlattı. Korona günlerinde dava süreci sekteye uğrasa da neyse ki adam hakkında uzaklaştırma kararı çıkartıldı. Kadın artık evlerini ayırmıştı ve bir işe girip kendi hayatını kazanmaya başladı. İki yaşındaki çocuğunun velayeti ise hafta içi babada, hafta sonu annedeydi. Doğal olarak adama yaklaşmak istemeyen kadın, çocuğu babasına bırakacağı her gün bir olay yaşadı. Çünkü bu durumu kullanmak isteyen adam, “O çocuğu benim evime kadar getireceksin” diyordu. “183-Sosyal Destek Hattı”nı arayan kadından 155’i araması ve polisle bu işi çözmesi istendi. Kadın da aile içi şiddet amirliğine giderek bir polis eşliğinde çocuğunun babasına bırakılmasını istedi. Ama polis şefinin “Benim mesai saatim bitti” cevabıyla karşılaştı! Koronaya karşı hiçbir önlemi olmadan iki saat boyunca o karakolda öylece bekledi. Sonunda derneği arayınca, dernek yetkilileri de geldi karakola… Bu sefer onlar sordu, “Çocuğu bırakmaya gittiğimizde bu kadın öldürülürse sorumluluk kime ait” diye ancak “Yetkimiz yok” cevabını aldılar. Hatta şiddet görmüş bir kadının hayatını kurtarmak için orada olan diğer kadınlar neredeyse şiddete uğrayacak duruma geldi. O sırada karakola gelen kadının kocası içeri girer girmez, “Benim burada memur tanıdığım var, onunla görüşmek istiyorum” demesi aslında birçok şeyi anlatıyordu…

 

Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği Başkanı Adile Doğan

 

‘ŞİDDET SADECE MESAİ SAATLERİNDE Mİ?’

Dernek başkanı Adile Doğan soruyor: “Karakolda bununla ilgili ayrı birim neden var? Mesaisi bitenin yerine yenisi gelmiyor mu? Kadınlar sadece mesai saatleri içinde mi şiddete maruz kalıyor? Gece-gündüz kadınlar şiddet görüyor ve hiçbir zaman gerektiği yerde, gerektiği saatte polis gelmiyor. Bunun çok bilinçli ve kasıtlı olduğunu biliyoruz ama bu koronadan sonra daha tehlikeli bir hâl aldı. Semtimizde dört kadının yaşam koşulları çok kötü durumda. Birinden kötü haber alacağız endişesiyle yaşıyoruz. Boşanma aşamasındaydılar, evlerini ayıracaklardı ama evlerinde kalmış durumdalar. Bu kadınlar şiddet görmeye devam ediyorlar. İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmasını, koruma tedbirlerinin artırılmasını, kolluk güçlerinin bu süreçte daha hızlı hareket etmesini, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın gerekli tedbirleri almasını istiyoruz. Kadınların gidebilecekleri yerler çoğaltılmalı, sığınma evleri dezenfekte edilmeli ve buralarda gerekli sağlık ekipmanları bulundurulmalı. Bu süreçte yerel yönetimlerin, sosyal hizmetlerin bürokrasiye takılmadan daha hızlı hareket etmesi şart.”

Türkiye gerçeğini görmemiz açısından son günlerde okuduğumuz bir haberle yazımızı bitirelim: “Kadın örgütleri salgın sürecinde evlere kapanan kadınların daha çok şiddet riski altında olduğunu defalarca dile getirmiş ancak buna rağmen şiddete karşı acil eylem planı taleplerini hükümet dikkate almamıştı. Talepler dikkate alınmadığı gibi bir de üstüne Adana’da 70 kadına hizmet veren üç sığınma evinden biri kapatıldı.”

Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği’ne 0 536 569 06 01 numaralı telefondan ulaşabilirsiniz.