Ayşe Tuba Arslan raporu: Adli süreçlerde ihmaller olduğu konusunda şüphe oluştu

23 kez şikayet ettiği eski eşi tarafından öldürülen ve son dilekçesinde "Ben ölünce mi dikkate alacaksınız" diye yazdığı ortaya çıkan Ayşe Tuba Arslan'ın yaşadıkları, avukatları tarafından rapor haline getirildi. Avukat Neriman Ersin, "Arslan'ın defalarca adli makamlara başvuru yapmasına ve hakkında önleyici tedbir kararı bulunmasına rağmen Eskişehir'in en merkezi caddelerinden birinde öldürülmüş olması, adli süreçlerde birtakım ihmaller olduğu konusunda şüphe oluşturmuştur" dedi.
Fotoğraf: AA

DUVAR – Eskişehir’de 11 Ekim 2019’da eski eşi Yalçın Özalpay tarafından satırlı saldırıya uğradıktan 44 gün sonra hayatını kaybeden Ayşe Tuba Arslan’ın ailesinin avukatları, Arslan’ın öldürülmeden önceki şikayetleriyle ilgili hazırladıkları raporun detaylarını anlattı. Raporu hazırlayıp sunan avukatlar Pınar Çelik Arpacı, Betül Duman, Neriman Ersin, Fatma Girgin, Funda Güney, Heval Yıldız Karasu, Ceren Koçak yaptıkları sunumda, rapora öneri olarak 15 madde eklediklerini, bu raporu devletin Adalet Bakanlığı ve barolarla da paylaşacaklarını açıkladı.

‘İHMAL VE YANLIŞ UYGULAMALAR ORTAYA KONULSUN, TEKRARLANMASIN’

Özdilek Kültür Merkezi’nde basın toplantısı düzenleyen avukatlardan Neriman Ersin, Raporun, sürecin kronolojik özeti, Ayşe Tuba Arslan ile Yalçın Özalpay arasındaki boşanma davası, ceza dava dosyaları, takipsizlikle sonuçlanan soruşturma dosyaları, uzlaştırmaya sevk edilen soruşturma dosyaları, 6284 sayılı kanundan doğan önleyici tedbir dosyası, sonuç ve öneriler olmak üzere 8 bölümden oluştuğunu söyledi.

Avukat Ersin, Arslan’ın Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığına ve İl Emniyet Müdürlüğü’ne “hakaret, tehdit ve basit yaralama” iddialarıyla 23 kez müracaat ettiğini hatırlattı:

“Ayşe Tuba Arslan’ın defalarca adli makamlara başvuru yapmasına ve hakkında önleyici tedbir kararı bulunmasına rağmen Eskişehir’in en merkezi caddelerinden birinde öldürülmüş olması, adli süreçlerde birtakım ihmaller olduğu konusunda şüphe oluşturmuştur. Raporumuzun amacı, Ayşe Tuba Arslan’ın adli makamlara başvurularının, bu başvurular neticesinde görevliler tarafından yapılan işlemlerin, varsa ihmal ve yanlış uygulamaların ortaya konulması, bu olaydan sonraki olaylarda aynı ihmal ve yanlış uygulamaların yaşanmaması için çözüm odaklı öneriler sunulmasıdır.”

İLK ŞİKAYETİ: OĞLUM EVDEYKEN BANA AİT NE VARSA MAKASLA KESTİ 

Avukat Betül Duman da, raporda yer alan Arslan’ın şikayet dilekçesine eski eşinin “Seni öldüreceğim, seni yaşatmayacağım, yüzüne kezzap dökeceğim, evini yakacağım, bu eve giremezsin” şeklinde tehditlerde bulunduğunu yazarak koruma talep ettiğini anlattı.

Ayşe Tuba Arslan’ın aynı dilekçede daha önce Özalpay tarafından pek çok kez darp edildiğini ancak ilk kez şikayette bulunduğunu, çok korktuğunu, başına bir şey gelirse sorumlusunun bu kişi olduğunu ifade ettiğine dikkati çeken Duman, “Başka bir şikayetinin ardından Ayşe Tuba Arslan evine dönmüş, tüm kıyafetlerinin makas ve bıçakla kesildiğini ve parçalandığını, bütün makyaj malzemelerinin, takılarının, krem, şampuan gibi kişisel temizlik ve bakım malzemelerinin tamamının Yalçın Özalpay tarafından çöpe atılmış olduğunu görmüştür. Ayşe Tuba Arslan, bu olaya ilişkin de 17 Eylül 2018’de şikayette bulunmuştur” diye konuştu.

Raporda, bahsi geçen duruma ilişkin Ayşe Tuba Arslan’ın ilk şikayeti olan Odunpazarı Karakolu’nda 17.09.2018 tarihli ifadesinde şu ifadeler yer aldı: “Bana ait ne varsa makas ve bıçakla kesmek suretiyle hepsini kullanılamaz hale getirmiştir. Bu esnada küçük oğlum Barış evde idi, kendisine sorduğumda, ‘Babam beni dinlemedi hepsini kesti’ dedi.”

KATİL SUÇLAMALARI REDDETMİŞ, PARA CEZASI ALIP SERBEST KALMIŞ

Raporda Ayşe Tuba Arslan’ın karakollarda, çıktığı davalarda eşinden korktuğunu ve daha önce şikayette bulunduğunu hep belirttiği, katil Özalpay’ın birden çok kez soruşturmalardan beraat ettiği ama rahatsızlık vermeye devam ettiği, hakaretlerde, tehditlerde bulunduğu için Arslan’ın evine gidemediği ve bazen çalıştığı yere saklandığı bilgileri de yer aldı. Rapora göre Özalpay, bu suçlardan ve koruma kararını çiğnemekten aldığı iki ceza ise para cezaları.

Yine rapora göre Yalçın Özalpay defalarca tehditlerde bulundu ve Arslan’ın kendisine ve çevresine Arslan’ı öldüreceğini söyledi. Özalpay, kendisi hakkındaki suçlamaların neredeyse tamamını reddetti ve ‘iftira atıldığını, sürekli kendisine saldırıldığını’ söyledi. Bir ifadesinde, “Bana asılsız isnatlarda bulunarak hakaret eden Ayşe Tuba Arslan’dan şikayetçiyim” dedi.

‘ONLARCA BAŞVURUYA RAĞMEN GEREKLİ ÖNLEMLER ALINMADI’

Raporun sonuç kısmında avukatlar şunları söyledi:

“Raporun sonucunda elde ettiğimiz bilgiler ışığında, Ayşe Tuba Arslan’ın can güvenliği bakımından tehlikede olduğu konusunda adli makamlarca bilgi sahibi olunduğu, Ayşe Tuba Arslan’ın onlarca başvurusunun bulunmasına rağmen gerekli ve yeterli önlemlerin alınmadığı görülmektedir. Ayşe Tuba Arslan, 6284 sayılı yasa kapsamında defalarca kolluğa ve aile mahkemesine başvuru yapmış, gerek kolluk amiri gerekse aile mahkemesi tarafından matbu önleyici tedbir kararları verilmiştir. Bu başvurular konusunda kurumlar görevlerini etkin şekilde yerine getirmemiştir. Örneğin bu kararların tebliği 6284 sayılı kanundaki tedbirlerin, acil-can güvenliği konulu iş olması, ruhuna aykırı olarak ivedi şekilde yapılmamış, ŞÖNİM tarafından bu tedbirlerin uygulanıp uygulanmadığı takip edilmemiş, kolluk bu kararların infazı için gerekeni yapmamıştır.”

‘KADINA ŞİDDET  BİRİMLERİNİN PORTALI ORTAKLAŞSIN, ERKEN UYARI SİSTEMİ OLSUN’

“Savcılık, aile mahkemeleri, ceza mahkemeleri ile Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi (ŞÖNİM) arasında yeterli ve düzenli bir irtibat bulunmadığından gerekli seviyede önlem alınamamıştır. Gerek birimler arasındaki irtibatın sağlanması gerekse şikayete konu eylemin devamlılık arz edip etmediğinin, saldırıların sayısının, sıklığının tüm bu birimlerce bilinmesi, gerekli önlemlerin en doğru şekilde tespit edilebilmesi ve uygulanması için bir zorunluluktur. Bu sebeple kadına yönelik şiddet dosyalarında UYAP, POLNET, ŞÖNİM gibi portallar ortaklaştırılmalı, ekran uyarı sistemini sağlayacak teknik altyapı hazırlanmalıdır.

Adalet Bakanlığı, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu, Eskişehir Barosu, Türkiye Barolar Birliği Kadın Hukuku Komisyonu, Baroların Kadın Hakları Komisyonları, Eskişehir Adli Yargı Adalet Komisyonu, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı ve kadın örgütleriyle de raporumuzu paylaşacağız.”

Raporun sonunda yer alan toplam 15 öneriden bazıları şu şekilde:

TEDBİR KARARLARININ TAKİBİ YAPILSIN, DENETLENSİN: Tedbir kararlarının takibi hususunda ŞÖNİM yetersiz kalmıştır. Bu eksikliğin giderilmesi, bu merkezlerin önemine binaen denetiminin sağlanması, önleyici tedbir kararlarının tek dosya üzerinden yürütülmesi, merkezlerde çalışanlara bu konuda eğitimlerin verilmesi gerekmektedir. Uygulamadaki bu problem giderilmediği sürece 6284 sayılı kanuna dayanarak verilen tedbir kararları uygulanmamaya, kadınlar öldürülmeye devam edilecektir.

KOLLUĞUN EĞİTİLMESİ: İstanbul Sözleşmesini referans alarak düzenlenen 6284 sayılı Kanunda risk değerlendirmesi ve yönetimi konusu ele alınmamış, sadece “şiddete uğrama tehlikesi”nden bahsedilmiş, bu tehlikenin de ne tanımından ne de nasıl değerlendirileceğinden bahsedilmemiştir. Bu eksiklik nedeniyle, şiddetle karşılaşan ilk merci olan kolluğun kendi içgüdülerine göre hareket etmesi beklenmektedir. Hükümlerin uygulanmasında kolluğun keyfi davranmasının önüne geçmek için risk değerlendirmesi konusunda bir düzenlemeye ve kolluğun eğitimine acil olarak ihtiyaç vardır.

TEDBİR KARARLARI YALNIZCA EVRAK İŞİ DEĞİL: Ayşe Tuba Arslan’ın öldürülmesi bize önleyici tedbir kararlarının yalnızca bir evrak işi olmadığını, ivedilik içeren ve can güvenliğini konu alan işlerden olduğunu bir kez daha göstermiştir. Mahkeme çok açık delillere rağmen somut delil bulunmadığı, tebligatın yapılamadığı gibi gerekçeleriyle ceza verilmesine yer olmadığı karar vermiştir. Aile Mahkemelerinin bu tedbirler konusunda daha hassas davranması, tebligatların zamanında yapılması, gerekli kurumlara bildirimlerin  6284 sayılı Kanun uygun olarak ivedilikle yapılması, bu tebligatların normal tebliğ usulleriyle değil, Tebligat Kanunu 2. Maddesi gereğince kolluk marifeti ile yapılmalıdır.

UZLAŞTIRMADAN DERHAL VAZGEÇİLSİN: İstanbul Sözleşmesinin “Zorunlu anlaşmazlık giderme alternatif süreçlerinin veya hüküm vermenin yasaklanması” başlığını taşıyan 48/1 maddesine aykırı olarak kadına yönelik şiddet suçlarında ve 6284 sayılı kanun kapsamında verilen tedbirlerin ihlaline ilişkin suçlarda uzlaştırmaya sevk işlemlerine derhal son verilmelidir. Bakanlık bu konudaki görüşünden derhal vazgeçmelidir. Uygulamada birliğin hızla sağlanması ve olası yanlış uygulamaların önüne geçilmesi için CMK madde 253 ve 6284 sayılı yasada değişiklik yapılarak uzlaşma yasağına ilişkin düzenleme yapılmalıdır. (DUVAR/AA)