İki kere mülteci olma hikâyesi: İnas

Filistinlilerin sığındığı yerlerden biriydi Suriye. Ancak bir gün İnas sığındığı ülkeyi de terk etmek zorunda kaldı ve Türkiye'ye geldi. Suriye'de Filistinli, Türkiye'de Suriyeli olmayı anlattı.

Buse Kaynarkaya (*) – Tercüman: Rawan Hüdaifa

DUVAR – İnas, mülteci olarak yaşamını sürdürdüğü bir ülkeden, o ülkenin mültecisi olarak başka bir ülkeye sığınmak zorunda kalmış bir kadın. Filistin’den Suriye’ye oradan da Türkiye’ye uzanan yaşamını Ankara’nın kışa merhaba dediği şu günlerde ondan dinliyoruz.

İnas’ın söylediklerini aktarmaya başlamadan önce Filistin’in hikâyesine de kısaca bakmak gerek. 15 Mayıs 1948 İsrail’in kuruluşu, Filistinliler tarafından “el nakba”, yani “talihsizlik/felaket günü” olarak anılır. Filistinlilerin yeryüzünde dolaşmaya başlamalarının tarihidir aynı zamanda bu; 85 bini Suriye’ye olmak üzere pek çok Filistinli topraklarından göç etmek durumunda kalır (1). 1967’deki 6 Gün Savaşları nedeniyle 500 bin Filistinli topraklarını terk eder. Son raporlara göre, yerinden edilen 5.5 milyonun üzerinde kayıtlı Filistinli mülteci, ağırlıklı olarak Suriye, Ürdün ve Lübnan’da yaşıyorlar (2). Az sayıda insan Filistin topraklarında hayatını sürdürmeye devam etse de onlar da evlerinden daha uzağa yerleşmiş durumdalar. 1,5 milyondan fazla Filistinli mülteci, Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mülteciler için Yardım ve Bayındırlık Ajansı’nın (UNRWA) yetkisindeki mülteci kamplarında; kalanlarsa kamp dışında yaşıyor. 100 bin kişi Mısır, Irak ve Libya gibi UNRWA’in yetkisi dışında kalan diğer ülkelerde.

Durumları yerleştikleri ülkeden ülkeye farklılık gösterse de, Filistinli mülteciler, en başta yersiz yurtsuz olmakla ve zorla yerinden edilmekle, sonrasında da yoksulluk ve insan hakları ihlalleriyle mücadele ediyorlar. Suriye’de savaştan önce 528 bin Filistinli mülteci yaşarken (3) UNRWA’in son raporuna göre (4) şu anda 438 bin Filistinli mülteci yaşıyor ve tahmin edilebileceği üzere, savaştan son derece olumsuz etkilendiler: “Filistinli mültecilerin yaklaşık 120.000’i Lübnan ve Ürdün gibi Filistinlilerin ülkeye girişini sıkı biçimde sınırlandıran komşu ülkeler ile Avrupa’ya sığındı. Suriye’de kalanların çoğu, Suriye içindeki çatışma bölgelerine yakınlıkları ve yüksek yoksulluk oranları nedeniyle birçok kez yerinden edildi ve çatışmalardan orantısız şekilde etkilendi (5).”

‘BEN ÇOK KORKTUM’

36 yaşındaki İnas, Keçiören’in Yeşilöz Mahallesi’nde yaşıyor. 4 sene önce Şam’dan Ankara’ya geldiğinde, oğullarından birinin bir gün elinde not defteri ve fotoğraf makinesi olan genç bir kadına şunları diyeceğini tahmin etmiyordu muhtemelen: “Ben çok korktum. Asker ayak vurdu. Çok korktum. Bebek vardı, o ağlayınca kaçtım.”

Düzenli olarak falafel yapıp getirdiği kafede buluştuk İnas’la. Çocuklarını da getireceğini düşünmemiştim ve onları görünce biraz tedirgin oldum çünkü çocukların olduğu bir ortamda onlara travmatik anılarını anımsatacak şeyler konuşmak başka bir profesyonellik istiyor. Önceki iş deneyimimde çocuklarla konuşurken hikâyesini ve neleri sormamak gerektiği bilgisini alır, mutlaka yanımda bir sosyal çalışmacı veya psikologla mülakatı yapardım. Korktuğum başıma geldi, çocuklardan biri kulağıma eğilip bunları söyledi. Bir şekilde sohbeti başka yere evirmeyi başarsam da benim için bütün duyduklarımdan daha zihinde kalıcıydı onun söylediği bu cümle. Dünyanın çocuklara bunu yapmaya hakkı yok.

İnas, Joon Crafts için bileklik yapıyor

İnas’la tercüman arkadaşım Rawan, Building Bridges for Refugee Children (Çocuklar İçin Köprüler Kurmak) Projesi’nde tanışmışlar. Proje kapsamında düzenlenen kermeslerde falafel yapmış İnas ve geçen sene mahalledeki çocuklara Arapça dersleri vermiş. Şimdi buluştuğumuz kafe için falafel, bir sosyal girişim olan Joon Crafts için el işleri ve başka bir sosyal girişim olan Tina Zita için yemekler yapıyor. Elleri yetenekli elbette İnas’ın çünkü o aslında bir hemşire. Şam’da bir yüksek okulda hemşirelik okumuş, 2 yıl bir doktorun yanında staj yapmış, evlenip çocukları dünyaya geldikten sonra maddi anlamda ihtiyacı da olmadığından çalışmaya devam etmemiş: “Aslında tıp okumak istedim ama babam öldükten sonra beni destekleyen kimse olmadığı için kendimi çocuklarıma adadım.” Eşi orada bir şirkette muhasebeciymiş ancak Türkiye’de bir süre kayıtdışı çalıştıktan sonra işsiz kalmış: “Çalışma izniyle ilgili kurallar sıklaştığı için eşim dikiş atölyesindeki işinden ayrıldı çünkü yakalanırsa 3 bin lira gibi bir cezası vardı. Zaten 1200 lira maaş alıyordu. Şartlara uygun olmadığımız için Kızılay Kart’ımız da yok. Benim yaptığım işler de düzeli olmadığı için eve düzgün bir para girmiyor.”

FARKLI BİR DÜNYADA AYAKTA DURMAK

Hemşirelik bilgilerini kullanıp kullanmadığını merak ediyorum. Sağlık, ilkyardım konularında komşulara yardımcı olduğunu, ilk geldiklerinde hava değişiminden dolayı defalarca hasta olmalarına rağmen hemen hastaneye gitmek yerine ilk müdahaleleri yapabildiğini söylüyor: “Burada hemşirelik yapmak isterim ama diplomamı buraya uygun hale getirmek lazım. Bir de aslında kursa gidip anlamama rağmen hâlâ Türkçe konuşamıyorum. Kurslarda okur-yazarlığı olmayanla üniversite mezunu olana aynı anda öğretmeye çalışıyorlar. Birisi yavaş öğreniyor, birisi hızlı; sorun olabiliyor.”

İnas, hikâyesini anlatırken sık sık farklılıklara değiniyor. Bunlardan biri daha önce tanıdığı insanlarla burada karşılaştığı insanlar arasındaki farklılık: “Epey sosyal biriyim aslında. Buradaki sosyal hayata alışmaya çalışıyorum ama çok farklı bir hayattan geldiğim için hâlâ alışamadım. Savaşta bile hayatım orada daha güzeldi benim için. İnsanlar Yeşilöz’de çok bilinçli değil. Köyden gelen, okuma-yazma bilmeyenler var. Benim için farklı bir sosyal çevre oldu burada. Şam’ın köyleriyle Halep’in köyleri çok farklı mesela eğitim seviyesi olarak.”

Bir de Türkiyeli komşuları var tabii. Yaşadığı ayrımcılığı şu örnekle anlatıyor İnas: “Komşularımdan biri evimin önüne yakmak için koyduğum odunları görmek istemiyordu. Bu yüzden odunları başka yere taşıttı bize. Bir hafta sürdü bu neredeyse. ‘Burası benim mahallem, siz buraya ait değilsiniz, ben ne dersem o olacak’ diyordu sürekli.”

İnas, erkek kardeşi savaşta hayatını kaybedince Suriye’den ayrılmaya karar vermiş. Bir de eşinin gözaltına alınması var tabii: “Şam’a savaşın gelmesi 3 yıl sürdü, Dara’da başlamıştı. Eşim bir gün rastgele tutuklandı, ben ailemin yanına gittim. Onlar da Şam’daydı. Asker yaklaştıkça başka yere geçiyorduk. Eşim hapis kalması için bir sebep olmadığından serbest bırakılınca kendi isteğiyle legal olarak Türkiye’ye geldi. Filistinli bir mülteci olduğum için aynı buradaki gibi seyahat iznim yoktu. O yüzden ben eşimle birlikte gelemedim. Eşim, ‘Ben yerleştikten sonra siz gelirsiniz’ dedi. 6 ay sonra çocuklarla ben kaçakçı aracılığıyla geldik. İdlib’e kadar otobüs, sonrasında yürüyerek geldik. Sınırı geçemedik önce, jandarma vardı, 1 hafta sürdü geçmemiz. Reyhanlı’dan Ankara’ya kadar polis kontrollerinde çok korktum. Suriye’de değildim artık, güvenli bir yerdeydim ama yine de… Kız kardeşlerim Suriye’de yalnızlar şimdi. Onları buraya getiremedim. Hayatımdan memnun olsam da bir eksiklik hissi var hep. Sınırlar kapalı olduğu için artık hiç getiremem.”

SURİYE’DE FİLİSTİNLİ, TÜRKİYE’DE SURİYELİ

Röportajın girişinde bahsettiğim üzere, Filistinlilerin sığındığı yerlerden biriydi Suriye. İdlibli bir arkadaşımın bir gün şöyle dediğini anımsadım İnas’ın Filistinli olduğunu duyunca: “Suriye’de Filistinliler vardı ama biz anlamazdık onların neler yaşadığını. Şimdi aynısı bizim başımıza geldi, yerimizden yurdumuzdan olduk.” İnas Suriye’de sıkıntısız bir hayatı olduğunu söylüyor ve Türkiye’de Suriyeli olmaktan şu şekilde bahsediyor: “İnsanlar bize Suriyeli gibi davranıyordu ama seyahat izni gibi bazı hukuki sıkıntılar vardı. Kültür açısından Filistin ve Suriye çok yakın zaten birbirine ama Türkiye’de Suriyeli olmak çok zor. Eğer Filistinli kimliği taşısaydım daha fazla hakkım olurdu burada ama Geçici Koruma Statüsü altında bir Suriyeli olduğum için sıkıntılar yaşıyorum. Çoğu zaman kendi halkımdan (yani Suriyelilerden) dolayı sıkıntı yaşadım. Mesela, yardımlar dağıtılırsa onu almaya giden bazı insanlar çok adaletsizlik yapabiliyor. Ben yardım istemediğim halde, evimde durup, yardım sırasında beklemeyip kendi başımın çaresine bakmak istememe rağmen beni de öyle görüyor insanlar. Bazen de komşular ‘Sen kadınsın, senin çalışmana gerek yok, eşinin çalışması lazım’ gibi şeyler söylüyorlar.”

‘PİŞMAN OLDUM BU HAYALDEN’

İnas’ın eşi Türkiye’ye ilk geldiğinde Solfasol Mahallesi’nde bir arkadaşında kalıyormuş, daha sonra taşınmışlar: “Orası Yeşilöz’e yakın bir yer. Evimiz gecekonduydu, çok kötü durumdaydı. Somalili bir mülteci Yeşilöz’deki evi bulmama yardım etti. Eskiden bu bölgede çok Somalili yaşardı, şimdi Etlik tarafındalar. Yine gecekondu ev ama daha iyi. Suriye’deyken Türk kanallarını izlerdim. Gecekondu evleri görünce ‘Ne güzel, şehrin dışında, köy evleri gibi, keşke ben de böyle evde yaşasam’ derdim ama dışarıdan güzel görünüyormuş, şimdi pişman oldum bu hayalden. Aslında evim benim için dünyadaki en sevimli yerlerden ama komşularımın davranışları yüzünden nefret ettim belki de. Belki de hizmetlerin eksiklikleri yüzünden. Yoksa gecekondu hayatı o kadar da kötü değil.”

Mahallenin dışına pek çıkmadığından, mahallede de pek mutlu olmadığından kendisini hiç hapsolmuş gibi hissediyor mu diye soruyorum İnas’a: “Suriyeli olarak seyahat izni ile yer değiştirebiliyorum ama benim zaten başka hiçbir yerde tanıdığım yok, hayatım Ankara’da, o yüzden ihtiyaç duymuyorum izne. Türkiye’deki hayatım o kadar da kötü değil. Tabii ki daha iyi olmasını isterdim ama ekonomik kriz, eşimin maaşının çok düşük olması, hizmetlerin az olması gibi şeyler de var.”

Her şeye rağmen burada olmaktan memnun İnas ama hizmetlerin eksikliğinin sürekli üzerinde duruyor ister istemez: “Çocuklarımın iki dil bilmeleri, sonrasında da üçüncü dili öğreneceklerinden memnunum. Kültürel olarak da Türkiye’yi seviyorum. O yüzden burada kalmak isterim. Hayat tarzı olarak Avrupa benim için farklı ama mültecilere sağladıkları olanaklar açısından daha iyi. Kızım okula başladı mesela, okul kıyafetlerini alamadık. Eğer hizmetler yeterli olsaydı ben kızım kıyafeti olmadığı için okulda beden dersine katılamadı diye üzülmezdim.”

İnas bize son olarak sevgiyi öğütlüyor: “Umuyorum ki buradaki insanlar, sadece Suriyeliler değil bütün Araplar için daha açık olurlar. Özellikle de çocukları… Çünkü Araplar sevgiyi ve huzuru bulabileceğiniz bir halk, size asla ihanet etmezler, çok cömert ve iyidirler. Bunları bilmeniz gerekiyor ve böylece aramızdaki sınırları kaldırabiliriz. Kendiniz yapamıyorsanız çocuklarınızın Arap çocuklara daha açık olmalarını sağlayın.”

https://www.paljourneys.org/en/timeline/highlight/6591/palestinian-refugees-syria
https://www.unrwa.org/
https://www.paljourneys.org/en/timeline/highlight/6591/palestinian-refugees-syria
https://www.unrwa.org/resources/reports/syria-unrwa-humanitarian-snapshot-september-2019
https://www.amnesty.org.tr/icerik/filistin-70-yillik-yurtsuzluk

(*) Buse Kaynarkaya Ankara Üniversitesi Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı / Yüksek Lisans