Süreli nafaka: Sonuçlarına katlanırsınız

Tahsil edilemeyen nafakalar konusunda devletin sorumluluk üstlenmesi gibi çalışmalar yapılması gerekirken nafakayı süreye bağlamaya çalışmak kadınlara boşanmayın, boşanırsanız da sonuçlarına katlanırsanız demekten başka bir anlama gelmemektedir. Ayrıca belirtmek gerekir ki; 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'un 175'inci maddesinde düzenlenmiş olan nafaka konusunda kamuoyuna kasıtlı olarak yanlış bilgi verilmektedir. Medeni Kanun'da ifadesini bulan yoksulluk nafakası esasen süresiz değildir.

İlke Işık*

Kadın yoksulluğunun giderek arttığı, işsizliğe dair tablonun kadınlar aleyhine ağırlaştığı, yaşamın her alanındaki şiddetin olağan hale getirilmek istediğini günümüzde, kadınlar lehine yeni yasal düzenlemeler yapılması gerekirken ne yazık ki tam tersi bir tablo ile karşı karşıyayız. Bir süredir nafaka düzenlemesinin tartışıldığı, 6284 Sayılı Kanun’un ve İstanbul Sözleşmesi’nin konuşulduğu günlerden geçiyoruz.

Adalet Bakanlığı ile Çalışma Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanlığı’nın birlikte düzenlediği Nafaka Çalıştayı ile devletin resmen dile getirdiği nafaka tartışması hızını kesmeden devam ediyor. Ünlülerin magazin gündemi olmuş nafaka tartışmalarının da malzeme edildiği konu, “mağdur erkeklerin” ısrarlı takibi ile sürüyor. Mevzu, kadınları erkeklerin sırtında asalak olarak yaşayan canlılar olarak gösterecek kadar çirkin konuşulurken yasal düzenleme için hazırlıklar da bir yerlerde bekletiliyor.

Adalet Bakanlığı’nın Çalıştay yapacak kadar önemsediği ve gündeme aldığı bu konunun tek dayanağı mağdur erkekler, mağdur babalar olarak adlandırılmaktadır. Ancak mağdurlara ilişkin sunulmuş hiçbir veri, bilimsel bir kriter bulunmadığı gibi yapılmış bir araştırma da yoktur. Durum çocuk istismarı nedeniyle getirilmek istenen af tartışmasına benzemektedir. Orada da esasen erkeklerin mağduriyetlerinden söz edilmekte, bunun üzerinden istismarcı sanıkların cezaevinden çıkarılmasına zemin hazırlanmak istenmektedir. Binlerce çocuğun tecavüze, istismara uğramış olduğu gerçeği göz ardı edilerek, erkeklerin (ailelerin) mağduriyeti iddiası ile af çıkarmak isteyenler, belirsiz ve yanıltıcı beyanlar içeren erkek mağduriyetleri iddiası üzerinden nafakayı kaldırmak istemektedir.

Sosyal devlet mekanizmalarının çok sınırlı, kadınlar için sosyal güvenlik sisteminin neredeyse olmadığı günümüz koşullarında nafakayı sınırlamak, kadınların boşanma ile düşecekleri yoksullukla onları baş başa bırakmak dışında bir anlamına gelmiyor ne yazık ki. Şurası bir gerçek ki; evliliğin bitmesinin ardından, hayatın her alanındaki eşitsiz koşullar nedeniyle yoksulluk kadın için kaçınılmaz bir sonuç olmaktadır. Kadınların boşanmanın ardından nafakaya ulaşmasını güçleştirmek pek çok kadını sadece sosyal yardımlarla muhtaç edecek olup ya da kadınlar boşanmanın ardından hayatını sürdüremeyeceğini düşüneceğinden boşanmadan vazgeçmek durumunda kalabilecektir. Yasal ve fiili olarak kadın erkek eşitliği sağlanmadan nafakanın süreye bağlanması halinde, kadın mutlu olmadığı belki de şiddet gördüğü bir evliliğe mahkum olabilecektir.

Eşitsizliğin ürettiği yoksulluk konuşulmadan nafakanın tartışılması son derece sakıncalı sonuçlara neden olabilecek kadar ciddi bir durum. Kadınların işgücüne katılımı eşitsiz, çalıştığı iş düzensiz ve güvencesizken, ev içi emek ve bakım emeği ve eğitim öğretim alanındaki eşitsizlikler çözülmemişken nafaka konusunda yasada kadınlar aleyhine bir düzenleme yapılması doğal olarak kabul edilebilecek bir durum değildir.

Kadınlar için çok ciddi sonuçlar doğurabilecek bir yasal düzenleme yalan yanlış iddialar, manipülatif açıklamalar eşliğinde tartışılmakta olup, konu özünden böylece çıkarılmaya çalışılmaktadır. Kaldı ki bu durum diğer düzenlemeler için de söz konusudur; çocukları istismar edenlere getirilmek istenen af “erken yaşta evliliklerde ailelerin mağduriyeti” biçiminde konuşulurken, 6284 Sayılı Kanun’un kadınlar tarafından kötüye kullanıldığı iddiaları yazılıp çizilmektedir. Kadınların eşitsizliğin yarattığı şiddet ve yoksulluk içerisinde yaşadığı temel ve esas iken, belirsiz birkaç istisna üzerinden yasal düzenleme yapılmak istenmesinin kadınların yaşamlarını daha da zorlaştırmaktan başka bir anlam taşımadığı açıktır.

Öte yandan kadınların gerçek hayatı, hakiki boşanmalar, Demet Şener İbrahim Kutluay boşanmasındaki gibi gerçekleşmediğini de belirtmek gerekir. Otuz beş bin lira gibi ifade edilen nafaka ile Demet Şener üzerinden üç kuruş diye tanımlanabilecek nafakalar alan bütün kadınlar hedefe konulurken, nafaka ile ilgili esas sorunun nafaka tahsil edememek olduğunu ifade edilmelidir.

Ömür boyu bir günlük evlilik için nafaka ödediğini iddia eden erkeklerden söz edilirken, bu durumun Adalet Bakanlığı üzerinden hiçbir çalışma ile doğrulanmadığını belirtmiş idik. Ancak nafaka konusundaki gerçek problem Aile Mahkemelerinin vermiş olduğu nafaka kararlarının tahsil edilememesidir. Dosyalarımızın çoğunluğu nafaka ödememek için sigortalı işe girmeyen, mülk edinmeyen erkeklerin yaptıkları nedeniyle icra dairelerinin raflarında beklemektedir. Üstelik belirlenen nafaka miktarları oldukça düşük olup, çoğunlukla şiddet gibi boşanma nedenleri söz konusu olduğundan kadınların çoğunluğu nafaka almak istememekte, talepte dahi bulunamamaktadır.

Esasen bu duruma ilişkin bir düzenleme yapılması, tahsil edilemeyen nafakalar konusunda devletin sorumluluk üstlenmesi gibi çalışmalar yapılması gerekirken nafakayı süreye bağlamaya çalışmak kadınlara boşanmayın, boşanırsanız da sonuçlarına katlanırsanız demekten başka bir anlama gelmemektedir. Ayrıca belirtmek gerekir ki; 4721 sayılı Türk Medeni Kanun’un 175’inci maddesinde düzenlenmiş olan nafaka konusunda kamuoyuna kasıtlı olarak yanlış bilgi verilmektedir. Medeni Kanun’da ifadesini bulan yoksulluk nafakası esasen süresiz değildir. Medeni Kanun’un 176’ncı maddesi nafakanın kaldırılması koşullarını düzenlemektedir ki bu koşullar oluştukça (yeniden evlenme, işe girme vs) çoğunlukla geniş yorumlanarak yoksulluk nafakası kaldırılmaktadır. Dolayısıyla yoksulluk nafakasının süresiz olduğu iddiası gerçek dışıdır. Çocuklar için söz konusu olan ve 18 yaşa kadar devam eden iştirak nafakası ve yoksulluk nafakası bilinçli olarak karıştırılmakta, adeta kadınlara ödenen nafakanın asla kaldırılmayan bir nafaka olduğu biçiminde bir algı yaratılmak istenilmektedir. Boşanma durumunda çocukların velayetinin genelde annede olduğunu düşündüğümüzde aslında çocuklar için ödenen nafakanın da tartışıldığı buradan anlaşılmaktadır. Aslında süresiz olmayan nafakaya süresiz diyerek nafaka hakkını ulaşılmaz hale getirmek istendiği son derece açıktır.

Her türlü eşitsizlik altında bütün bir yaşamını ev işlerine, çocuk, yaşlı bakıma ayırmak zorunda kalan, cinsiyetçi iş bölümünün sonuçları olarak iş hayatına ya hiç ya da erkekten geride katılan kadınların boşanma sonrası koca parasıyla günü gün eden kadınlar olarak adlandırıldığı nafaka tartışmaları Medeni Kanun’daki önemli haklarımızdan birine yönelik ciddi bir saldırıdır. Üstelik durum sadece nafakanın tartışılması ile kalmayacağını göstermektedir. Boşanmada arabuluculuk, 6284 Sayılı Yasa kapsamındaki koruma tedbirleri ve pek çok olumsuz yasal düzenleme planlanmakta ve bu durum açıkça da ifade edilmektedir. Bu durumun ise kadınlar için daha çok yoksulluk, şiddet, cinayet anlamına geleceğini söylemeye bile gerek yoktur. Bu sebeple haklarımız için mücadele o yüzden hayatlarımız için mücadele anlamına geliyor. Kadınlar da bu mücadeleyi sürdürmeye devam ediyor.

*Avukat