Kamuda 200 gün tatil: İktidar buna mecburdu!

Bazen ‘arenada yaşamak’ öyle bir hale gelir ki, kanlı infaz sahnelerinden pek hoşlanmayan, kendisine kalsa yasaklayacak imparatorlar bile istemeye istemeye locadaki yerlerini almaya giderler...

Barış Avşar   bavsar@gazeteduvar.com.tr 

Otomobil yarışlarını meraklısı izler. Ancak kaza yaşanırsa haber olur, herkes izler. Birbiri peşi sıra dizilmiş sürat yapan otomobilleri izlemek meraklısının işidir. Havada uçup pistin kenarına düşen bir otomobil görüntüsü artık özel merak değildir. Genel meraktır; korku, heyecan, şaşkınlıktır.

Roma’da Milat’tan sonra 354 yılında halk 175 gün arenalarda toplanıp kanlı yarışmaları, erotik gösterileri, hokkabazları, ayı oynatıcılarını, müzisyenleri izlemişti. Bu gösteriler nedeniyle bir yılda kamu işleri tam 200 gün boyunca tatil ediliyordu. Bazıları aralıksız 3 ay sürebiliyordu. Böyle oluyordu çünkü iktidar buna mecburdu. İktidarların da yapmaya mecbur olduğu şeyler vardır… İktidar olarak kalmaya devam etmek zordur.

Gibbon, Roma'yı anlatmaya başladı mı durdurulamaz. Ciltler boyu uzar gider...

Gibbon, Roma’yı anlatmaya başladı mı durdurulamaz. Ciltler boyu uzar gider!

Örneğin giderek büyüyerek döneminin dünyasının tek hakimine dönüşmüş Roma’ya, hakimiyet bölgesindeki tüm mallar, ganimetler, köleler, vahşi hayvanlar ‘akarken’ bu zenginlikle beslenen büyük bir kitle ortaya çıkmıştı. Hiçbir şey yapmadan bedavadan yiyip içebilen, arenalarda ücretsiz gösteriler izleyip duran ‘başkent’ halkı, işgal edilen topraklarda yaşayanların ürettikleriyle yaşıyordu. Sayıları yüzbinleri buluyordu. Tarihin en büyük imparatorluğunu kuran çalışkan Romalılar asalak kan meraklılarına dönüşmüşlerdi! En ‘kansız’ gösteriler savaş arabası yarışlarıydı. Ama onlarda da işin ‘heyecanı’ virajı alamayarak, çarpışarak, tekerleği fırlayarak devrilen ve sürücülerin ezildiği ‘kaza’lardı! Herkes ayağa!

Roma’nın her şeyi arenaya sıkışmıştı. Edward Gibbon yine Milat’tan sonra 350’de taht kavgası için karşı karşıya gelmiş iki ordunun bir arena düzeninde hasımların sözlü atışmalarını izleyişini ve sonunda Konstansius’un ‘kesinlik, ustalık ve uzdillikle’ tribünlerdeki askerlerin desteğini kazanarak tacı bizzat gözü korkan rakibinin elinden kazandığını anlatır. İmparator seçimini bile arenada yapan bir imparatorluktur bu.

Mumford, hacimli kitabında Roma'daki arenanın işlevini de anlatır.

Mumford, hacimli kitabında Roma’daki arenanın işlevini de anlatır.

‘Arenada yaşamak’ öyle bir hale gelmiştir ki, kanlı infaz sahnelerinden pek hoşlanmayan, kendisine kalsa yasaklayacak imparatorlar bile istemeye istemeye locadaki yerlerini almaya giderler. İmparator bile olsanız istemediğiniz şeyleri yapıp durmak zorunda kalabilirsiniz demek işte… Sonuçta bir imparatorun istemediği şeyleri yapmak durumunda kalması, bir toplumun yönetilme alışkanlıklarını değiştirmeye zorlanmasından daha kolaydı ve daha az riskliydi. O halde kanla yıkanmaya devamdı!

Lewis Mumford, Tarih Boyunca Kent’te böyle bir toplumsal düzenden ‘parazit’lerin ne konuştuklarını da söyler bize, “Aineias’ın kadırgasında kaç kürekçi vardı?”, “Scipio Kartacalıları yenmeden önce kahvaltıda neler yemişti?” Boş laf! Hep birlikte uçan kelleler izlerken bir yandan da sohbet edebilecek kadar kolektif bir acımasızlığı taşıyabilen, kayda değmez, incir çekirdeği doldurmaz boş laf.

Tarihin kayığı oradan buraya sürüklenirken nicelerine tanık olunduğunu bildiğimiz, ileride de başka nesillerin bilmesini bugünden sağladığımız bir hâl…