'Sivil ölüm'den 'medeni ölüm'e: Türkiye'de vicdanı ret

Eğitim ortamında dışlanma, ekonomik hayatın dışına atılma, sosyal güvencesiz bırakılma, seyahat ve konaklama özgürlüklerini kullanamamak, seçme seçilme haklarının ellerinden alınması ile vicdani retçilere “ya asker olacaksınız, ya parasını ödeyeceksiniz, ya da bu memleketi terk edip gidecekseniz” deniyor.

Ercan Jan Aktaş*

Türkiye’de 1989 tarihinde Sokak Dergisi’nin yapmış olduğu bir kampanya ile ilk vicdani retlerini Tayfun Gönül ve Vedat Zencir açıkladılar. Devam eden süreçte Türk Ceza Kanunu 155 “Halkı askerlikten soğutma”dan ikisi de ceza aldı.

1992 yılında İzmir’de Savaş Karşıtları Derneği’nin kurulması ile vicdani ret bir ivme kazandı. Bununla birlikte yeni davalar da açılmaya başladı.

1995 tarihinde vicdani reddini açıklayan Savaş Karşıtları Derneği Başkanı Osman Murat Ülke 7 Kasım 1996 tarihinde Türkiye Ceza Kanunu 155’inci madde ile tutuklandı. Osman Murat Ülke “emre itaatsizlik” suçlamasıyla sekiz defa yargılandı, 701 gün hapis yattı.

AİHM 2006 yılında aldığı karar ile Osman Murat Ülke’nin Türkiye’de yargılanması ve ceza almasını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) üçüncü madde “işkence yasağı” ile mahkum etti.

Bu süreçte askeri bir yasa değişikliği ile ‘vicdani ret düşüncesinin savunulması değil de vicdani retçi olduğunu açıklamanın suç olduğu’ düzenlemesi sayesinde 155’inci maddeden biraz korunur olmaya başladı vicdani retçiler.

18 Ekim 2002 tarihinde askerlik yaparken vicdani reddini açıklayan Mehmet Bal aynı Türk Ceza Maddesi 155’ten 2003/2004 tarihlerinde 17 ay tutuklu kaldı.

2001 yılında Mehmet Tarhan vicdani reddini açıkladı. 8 Nisan 2005 tarihinde gözaltına alınıp tutuklanan Mehmet Tarhan hem vicdani reddini ilan etmiş bir “vatan haini” hem de eşcinsel bir “çürük” olmasından kaynaklı çok ağır işkencelere maruz bırakıldı.

Mehmet Tarhan Sivas Askeri Cezaevi’nde ‘DİSKO’ adı verilen disiplin koğuşuna atıldı, zorla saçları kesildi, defalarca dövüldü, linç edilmek istendi ve kendisi açlık grevi yaparak bu baskılardan bir miktar korunmaya çalıştı.

Eşcinsel olması sebebiyle kendisine verilmek istenen “çürük raporu”nu “bu raporu militer düzenin kendi çürüklüğü olarak kabul ediyorum” diyerek kabul etmedi.

Mehmet Tarhan’dan sonra İnan Suver tutuklandı.

2000’lerin sonuna doğru vicdani reddin toplumsallaşması ile inancı gereği Enver Aydemir ve de Muhammed Serdar Delice de vicdani retlerini açıkladılar. İkisi de ilk kez politik nedenlerden değil de “laik” bir orduya hizmet etmeyi kabul etmedikleri için vicdani retlerini açıkladılar. İkisi de askeri mahkemelerde yargılandı ve cezaevlerinde kaldı.

Hazreti İsa’nın “artık savaş yapılmayacaktır” sözüne uyarak silah altına girmeyi reddeden Yehova Şahitleri’nden Yunus Erçep, Barış Görmez Ilke, Fethi Demirtaş yargılandılar ve askeri cezaevlerinde kaldılar.

2009/2010 tarihlerinde yüzlerce Kürt genci “halkıma, kardeşlerime karşı bu üniformayı giymeyeceğim, askerlik yapmayacağım” diyerek vicdani retlerini açıkladı.

2016 tarihinde ben, Meral Geylani ve Yannis Vasilis Yaylalı’ya Türk Ceza Kanunu madde 301 “Devletin egemenlik alametlerine ve organlarının saygınlığına karşı suçlar” ve madde 318 “Halkı askerlikten soğutma”dan açılan davalar hâlâ devam ediyor

Türkiye’de vicdani retçilerin yaşadıklarının karşılığı “sivil ölüm”. Bunu AİHM Osman Murat Ülke davasında ifade etmişti. Vicdani retçilerin seyahat özgürlüğü, konaklama özgürlükleri yoktur. Vicdani retçiler sosyal güvenceli işlerde çalışamazlar. Vicdani retçiler herkes gibi bilinen açık ev adreslerinde yaşamlarına devam edemezler. Vicdani retçiler kamuda istedikleri bir işi yapamazlar, vicdani retçiler bir yaştan sonra üniversitede okuyamazlar. Hayatın içinde ekonomik, sosyal yaşam güvencesinden uzak, tek başlarına kötü bir yaşama mahkum edilirler.

Özellikle de son yıllarda vicdani retçilere yüksek oranda para cezaları kesilmektedir. Bu parayı ödemedikleri için de banka hesaplarına el konulup bloke ediliyor. Bu bağlamda 2018’de Yavuz Atan ve 2019’da ise Burak Özgüner ve de Şendoğan Yazıcı’nın banka hesapları bloke edildi. En son Furkan Çelik’e madde 318 “halkı askerlikten soğutma” maddesinde yeni bir dava açıldı.

Şendoğan yazıcı için Türk Ceza Kanunu 53/1 maddesi uyarınca açılan dava ise yeni bir duruma işaret ediyor. Bu maddeden yargılanması devam ediyor. Bu maddeden ceza alması durumunda:

1 – Kamu görevi ve memuriyetten men edilme.
2 – Seçme ve seçilme haklarından men edilme.
3 – Velayet ve vesayet haklarından men edilme.
4 – Vakıf, dernek, siyasi parti destekçisi, üyesi ya da yöneticisi olamamak.
5 – Bir meslek kuruluşu iznine tabi meslek ve sanatı icra edememek.

Vicdani retçilerin Türkiye’de yaşadıkları “sivil ölüm” bu şekilde “medeni ölüm” ile de tamamlanarak vicdani retçilerin bütün yaşam alanları bloke edilerek ellerinden alınmak istenmektedir.

Eğitim ortamında dışlanma, ekonomik hayatın dışına atılma, sosyal güvencesiz bırakılma, seyahat ve konaklama özgürlüklerini kullanamamak, seçme seçilme haklarının ellerinden alınması ile vicdani retçilere “ya asker olacaksınız, ya parasını ödeyeceksiniz, ya da bu memleketi terk edip gidecekseniz” deniyor.

Bu ağır koşullardan dolayı sadece son üç yıl içinde onlarca vicdani retçi kendi yaşadıkları kentleri yaşamlarını terk ederek Avrupa’nın çeşitli ülkelerine geçerek iltica ettiler. Bu kaçış devam ediyor.

Türkiye’ye uluslararası sözleşmeler çerçevesinde vicdani retçilere uyguladığı bu yoğun insan hak ihlallerini hatırlatmak ve gerekli çalışmaları yürütmek acil bir hal almıştır.

 

*Objection de Conscience Pour la Paix – Paris / Barış İçin Vicdani Ret / Paris


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.