Beyaz yakalının intiharı: Yabancılaşma

Mehmet Pişkin'in şahsından bağımsız olarak özellikle metropollerdeki plaza beyaz yakalılığının, ekseriyetle tatil, eğlence, internet alışverişi, seyahat, Instagram müdavimliği, erkekler için futbol ve araba, kadınlar için kozmetik ve moda arasına sıkışması çok şey ifade etmiyor mu?

Serhat Özdili*

16 Ekim 2014 tarihinde sabaha karşı çekildiği anlaşılan bir videoda 40’lı yaşlara yakın birisi oldukça düzgün diksiyonu ve sakin konuşmasıyla birazdan yaşamını sonlandırmasını gerektiren durumu aforizmaya yakın cümlelerle detaylıca aktarıp, konuşmasının bitiminde sigara-şarap eşliğinde çok sevdiğini söylediği parçayı dinledikten sonra ekrandan uzaklaşarak bize veda etti. Haberlerden derlediğim bilgilerden intihar eden Mehmet Pişkin’in ODTÜ mezunu bir mühendis olduğu, özel bir şirkette yönetici olarak görev yaptığı, maddi açıdan doyum sağlayacak bir noktada olduğu, özgüveni yerinde bir birey ve sosyal çevresinin ait olduğu sınıf perspektifinden oldukça ‘nitelikli’ olduğu göze çarpıyor. Mehmet Pişkin’in intiharının basın ve sosyal medyada gündeme oturması üzerine her sansasyonel olaydan sonra kendisini açık oturum programlarında yeniden üreten uzman didaktikliğine maruz kalmanın ağırlığı kadar intiharın nedenini kendi zaviyesinden kendinden emin şekilde saptayan sosyal medya kullanıcılarının varlığı da konunun özünden koparılıp tartışılamamasına büyük katkı sağladı. Bu başarı hepimizin!

Mehmet Pişkin’i basına yansıyan genel bilgiler ve sosyal hesabı dışında yakinen tanımadığımız için kendisinin anlattıkları dışında öyküsüne dahil olma, onu tüm yönleriyle değerlendirme şansımızın olmadığını özellikle belirtmek gerekiyor. Bu yazıdaki temel gaye onun intiharının analizini verili durumlar ışığında derinlemesine incelemekten ziyade, daha genel bir bakışla sahip olduğu sosyal statü bağlamında ele alarak beyaz yakalılığın ait olduğu varsayılan sınıfsal zemin, tükenmişlik ve intihar kavramları arasındaki duruma değinmek ile sınırlı olacak. Yani Mehmet Pişkin’in intihar öncesi monologundaki tükenmişlik, heyecansızlık, varoluşunu tamamladığı duygusundan hareket ederek, bu duyguların olgunlaşmasına sebep olan sosyal statüsünün intihara giden yolda başat bir faktör olduğu varsayımını irdeleyeceğim.

MEHMET PİŞKİN PORTRESİ

Mehmet Pişkin nitelikli eğitiminin ardından özel sektörde oldukça prestijli bir statüde yöneticilik yapıyor. Sosyal medyasındaki ileti ve görsellere bakıldığında arkadaş canlısı, partilerin aranan yüzü, enerjik, seyahati seven, dışa dönük bir profil ile karşılaşıyoruz. İntihar notu olarak adlandırdığı videosunda ise hayatındaki güzelliklere, geçtiği aşamalara, sevdiği kadınlara duyduğu minnete, heyecanını yitirmesine, intiharı kaçınılmaz bir yol olarak önüne koymasına kadarki yaşam fragmanına tanık oluyoruz. Genel bir ifadeyle plazada çalışan bir beyaz yakalı olarak tanımlanabilecek bir birey olarak Pişkin’in intihar videosunda yer alan birtakım detaylar, bizlere intiharı bu sınıfsal aidiyetle ilişkili (correlated) bir davranış biçimi olarak düşündürüyor. Örneğin özellikle “örtülü (maskeli) depresyon” ve “tükenmişlik sendromunun” semptomlarında Mehmet Pişkin’de de gözlemlenebilen çok şey var. Gülümseyen depresyondan muzdarip kişiler dış dünyaya yaşadıkları bu sorunla ilgili en ufak bir ipucu vermezler. Bu kişilerin genelde tam zamanlı bir işleri vardır, spor yaparlar ve nispeten aktif bir sosyal yaşamları vardır. Maskelerini taktıkları sürece, insanların arasında her şey mükemmel hatta bazen kusursuz görünür. Bununla birlikte bu kişiler maskelerinin altında, üzüntü, panik atak, düşük özgüven, tatminsizlikle ortaya çıkan keyifsizlik, hayatı rutin bir alışkanlık olarak algılama ve hedefsizlik, uykusuzluk ve hatta bazı durumlarda intihar düşünceleriyle mücadele ederler. İntihar özellikle gülümseyen depresyondan muzdarip kişiler için ciddi bir tehdit olarak ortaya çıkar. Genelde bilindik ve ağır depresyon geçiren kişilerde intihar düşünceleri ortaya çıkabilir fakat bu kişilerin duygularına göre hareket etmek için enerjileri yoktur. Buna rağmen, gülümseyen depresyondan muzdarip kişiler bir intihar planı yapmak ve bunu uygulamak için gerekli enerji ve kabiliyete sahiptirler. İşte bu yüzden gülümseyen depresyon, bilindik, ağır depresyondan daha tehlikeli olabilir.(1)

Tükenmişlik sendromu noktasında ise dayanağımızı Mehmet Pişkin’in intihar monoloğunda buluyoruz. “O bir noktada birazcık kendimi yalnızlığa ittim. işin o hayatın tatsız taraflarıyla çok başa çıkamadım herhalde. Çünkü nazik, neşeli, eğlenceli, akıl ve ruh olarak böyle bi, inceliğe ve derinliğe sahip birisi olmayı çok önemsedim ve şu anda bunları korumak ve sağlamak ciddi bir yük haline geldi benim için. Bu konuda takatimin artık tükendiğini ve işin o karanlık tarafının daha ağır geldiğini ve taşıyamadığımı ve bir şekilde bununla ilgili donanımları da zaman içinde çok geliştirmediğimi fark ettim ki öyle sarsıntılarda çok dağılıp, kendimi toplamakta gün geçtikçe daha da zorlanıyorum. bu da çok sıkıcı bir kısır döngü halini aldı açıkçası.

KİMDİR BU PLAZA BEYAZ YAKALILARI?

Eğitim düzeyleri ve kişisel yeteneklerine bağlı olarak özel şirketlerin ağırlıklı olarak yönetim kademelerinde bulunan bu kişiler bir tanıma sığmayacak kadar kompleks yaşam örgüsüne sahipler. Ağırlıklı olarak ışıldayan camlara ve seramiklere sahip plazalarda sınıf bunalımı yaşayan, tüketim kültürünün ortasında terk edilmiş, yarı Türkçe-yarı İngilizce eklemlenmiş cümlelerle örülü diyaloglara sahip olan beyaz yakalı plaza çalışanların terfi payesi için sosyal Darvinizm’in deney alanındaki kobaylara dönüştüğünü söylemek acımasız bir yorum olsa da hakikate ters düşmez. Diğer çalışan kesim mensuplarında rastlandığı üzere mobbing, ağır iş yükü ve emek sömürüsüne maruz kalan bu grubun sosyal hayatlarının cumartesi iş çıkışı ile pazar günü arasına sıkıştırılmasının yanında yapaylaşan insan ilişkilerini çalışma sahalarında tüm yönleriyle müşahade etmeleri varoluşlarındaki anlam kaybına uğramalarındaki esas faktörlerden biri olduğunu öne sürebiliriz. Özellikle tüketim kültürüne sıkı sıkıya bağlı hale gelmeleri de varoluşsal anlamda manevi doyum sağlayan bir hayat kurgulamaları ve sürdürmelerinin önünde büyük bir engel halini alıyor. Bu durum, maddi anlamda refah düzeyi yüksek ancak rekabetçi plaza habitatında yozlaşan benliklere sahip varoluşsal tatmini yakalamakta güçlük çeken bireyler ortaya çıkarıyor. Plazadaki bu kültürel döngü kayıplara yol açsa da yeni katılımcılar sayesinde kendini, trajedisini, yeniden üretmeye maalesef devam ediyor.

Buradan hareketle sormak istiyoruz: Mehmet Pişkin’in şahsından bağımsız olarak özellikle metropollerdeki plaza beyaz yakalılığının, ekseriyetle tatil, eğlence, internet alışverişi, seyahat, Instagram müdavimliği, erkekler için futbol ve araba, kadınlar için kozmetik ve moda arasına sıkışması çok şey ifade etmiyor mu? Emeği sömürülürken sınıfdaşları yani diğer sömürülenler ile kıyasıya rekabet içinde olması kendisine ‘erdem’ olarak öğretilmiş ve kariyer hırsı temelde bu düşünceyle güdülenmiş beyaz yakalıların, profesyonelliği insan olmanın sınırları dışına taşırmaktan imtina etmeyen bir sistemde emeğine ve ait olduğu sınıfa yabancılaşması, iç dünyası yok olmaya yüz tutan bireyler üretiyor. Mehmet Pişkin’in intihar notundaki bireysellik, heyecanı kaybetme, umutsuzluk, soğukkanlılık ve acı gülümsemeleri bir de bu bakış açısıyla yeniden düşünmemiz gerektiği kanaatindeyim. Bu yazıda eksik kalan çok nokta olduğu eleştirisini peşinen kabul ederek muğlak bir sınıf olan plaza beyaz yakalılarının yabancılaşmasını müteakip intihara giden yoldaki (tükenmişlik sendromu) etkisine dair bir patika açmak istediğim bu yazıyı Yönetmen Ken Loach’ın isyanıyla noktalıyorum. “Eğer dünyanın bu haline öfke duymuyorsanız, ne biçim bir insansınız?

(1) https://indigodergisi.com/2016/10/maskeli-depresyon-gulumseyen-depresyon-belirtileri/

 

*Psikolojik Danışman


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.