Kamudan ihraçlar ‘müebbet yasaklılık’ etkisi doğurabilir mi?

OHAL KHK’leri düzenlemelerinde ihraç kararı, niteliği ve sonuçları itibarıyla cezai nitelikte bir düzenlemedir. Zira, ‘kamu personeline ilişkin tedbirler’ başlığı altında suç ithamı yönü ağır basan bazı fiillere ilişkin olarak mahkûmiyet kararı olmaksızın bir ihraç sonucu öngörülüyor. Söz konusu düzenlemelerin lafzı ve “mahkûmiyet” ifadesi bu tedbirin cezai niteliğini açıklıkla ele veriyor. Dahası, böyle bir ihraç OHAL KHK’leri çerçevesinde kamu hizmetinden müebbet yasaklılık sonucu doğuruyor ki böyle bir sonuç Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesinde dahi düzenlenmiş değil.

Öznur Sevdiren

Yeni güne yeni bir ihraç kararnamesi ile başladık. 697 sayılı OHAL KHK’si bazı kamu görevlilerin iadesini öngörürken yine listeler halinde 262 kamu personelinin “başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın” kamu görevinden çıkarılmasını düzenliyor (md. 1).

Olağanüstü hal KHK’leri ile kamu görevinden ihraçlar, bugüne kadar bir dizi veçhesiyle tartışıldı. Bir OHAL KHK’si ile bireysel idari işlem yapılamayacağı, söz konusu ihraç kararlarının olağan cezai ve disiplin soruşturmaları dışında bir usulle yapılmasının mümkün olmadığı, bu haliyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği itirazları sık sık gündeme geldi (1). OHAL altıncı kez uzatılırken, düzenlemelerin bireyler bakımından yaratacağı hukuki sonuçlar üzerinde ise nispeten daha az duruldu. Bu bakımından geçtiğimiz günlerde Türkiye Barolar Birliği’nin Dr. Cenk Yiğiter’i avukatlığa kabul kararının Adalet Bakanlığı tarafından idari yargıya taşınması sırasında ileri sürülen argümanların (2), ihraç kararının bugüne kadar üzerinde pek durulmayan cezai boyutunu (3) bütün çıplaklığı ile ortaya çıkardığı kanaatindeyim.

Adalet Bakanlığı, Yiğiter’in avukatlık başvurusunun kabul edilemeyeceği görüşünün dayanaklarından biri olarak 679 sayılı Olağanüstü Hal KHK’sini gösteriyor. ‘Kamu personeline ilişkin tedbirler’ başlığı taşıyan 1. madde şu içerikte:

“(1) Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ve ekli (1) sayılı listede yer alan kişiler kamu görevinden başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılmıştır. Bu kişilere ayrıca herhangi bir tebligat yapılmaz. Haklarında ayrıca özel kanun hükümlerine göre işlem tesis edilir.

(2) Birinci fıkra gereğince kamu görevinden çıkarılan kişilerin, mahkûmiyet kararı aranmaksızın, rütbe ve/veya memuriyetleri alınır ve bu kişiler görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmezler; bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemezler, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler…”

679 sayılı KHK, hem öncesinde hem de daha sonra yayımlanarak yürürlüğe giren KHK’lerle ortak bir düzenleme niteliğinde. Esasen, kamu görevlilerine ilişkin tedbirler başlıklı bu düzenleme öncelikle kamu görevinden çıkarma usulünü düzenleyen 667 sayılı KHK’de daha farklı esaslara tabi tutulmuş ve bu KHK kamu görevinden çıkarma usulünü çoğunlukla ilgili kamu görevlisinin tabi olduğu kanuna atıf yaparak düzenlemişti. Ancak, burada da bir soruşturma yapılmaksızın kamu görevlilerin söz konusu düzenlemenin belirlediği kişi ve merciler tarafından çıkarılması usulü benimsenmişti. Bu düzenlemeye rağmen, listeler halinde ihraç bütün itirazlara rağmen devam etti ve hatta Ekim 2016 tarihli 6749 sayılı Kanun’un (4) kamu görevlilerine ilişkin tedbirler başlığı ile 667 sayılı KHK düzenlemesine geri dönmesi de sonucu değiştirmedi.

Kuşkusuz, kamu personeli ile ilgili bu tedbirin idare hukuku açısından tavsifi ve sonuçları birçok yönüyle son derece kritik. Olağan bir süreçte adil yargılanma hakkı çerçevesinde yapılacak bir disiplin soruşturması ve haliyle bağlantılı bir adli soruşturmada varılacak sonuca göre hareket edilmesi gerekirken, olağanüstü hal çerçevesinde durumun gerektirdiği ve ölçülülük ilkesi ile bağdaşmayan bu tedbirin alınması, aşağıda tartışılacağı gibi, olağanüstü halin anayasası niteliğindeki, Anayasa md. 15 ile hiçbir biçimde bağdaşmıyor. Yine, bu tedbir, Anayasa’nın OHAL ile ilgili düzenleme başlığı altında düzenlediği 121. maddedeki “halin gerektirdiği tedbir” ile OHAL Kanunu md. 4’te “olağanüstü halin gerekli kıldığı konular” olarak belirtilen alanların dışında kalıyor. Sonuçları itibarıyla, her yurttaşın kamu hizmetlerine girme hakkının düzenlendiği Anayasa md. 70 ile herkesin dilediği alanda çalışma hürriyetini düzenleyen Anayasa md. 48’e aykırı. Ayrıca listeler halinde ihracın gerek ceza mevzuatı gerekse kamu personelinin disiplin mevzuatı açısından geçerli soruşturmanın gizliliği prensibine aykırı olduğu da açık. Yine, bu listelemenin muhatapları açısından kriminolojik bir referansla damgalayıcı etkisi olduğu ve dolayısıyla anayasal bir hak olan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının ihlali niteliğinde olduğu söylenebilir. Ancak, kamu görevlilerine ilişkin tedbirlerin cezai niteliği de son derece baskın ve ceza hukuku yönünden de değerlendirmeyi zorunlu kılıyor.

KAMUDAN İHRACIN “ŞARTLARI”

Böyle bir değerlendirme için öncelikle bütün OHAL KHK’lerinde bulunan kamu personelleri ile ilgili ortak düzenlemelerin bugüne kadar üzerinde daha fazla durulan etkilerini hatırlamakta fayda var. ‘Kamu personeli ile ilgili tedbirler’ başlıklı bu düzenlemelerde terör örgütlerine üyelik yanında “mensubiyet, iltisak ve irtibat” ile “MGK tarafından devletin milli güvenliğine karar verilen yapı” gibi büyük ölçüde Terörle Mücadele Kanunu’nda, Türk Ceza Kanunu’nda veya örnek olsun 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda bulunmayan bazı yeni kategorilerden hareket ediliyor. Bu yönüyle, söz konusu hükümlerin gerek ceza soruşturmaları gerekse de muhtemel bir disiplin soruşturmasının hukukumuzda temel dayanağını oluşturan suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile bağdaşmayacağı esasen çok açık. Dahası bu düzenlemeler, yine gerek ceza mevzuatı açısından gerekse de disiplin mevzuatı açısından mevcudiyeti zorunlu adil yargılanma hakkı ile ilgili güvenceleri içermeksizin ihraç sonucu öngörüyor. Anayasa Mahkemesi, 2016 yılı Ağustos ayında ihraç edilen iki eski Anayasa Mahkemesi üyesi ile ilgili verdiği kararda (5), kamu personeli ile ilgili bu nitelikte bir düzenlemeyi sadece kamu görevinden ihraç ile ilgili bir kriter olarak değerlendiriyor. Mahkemeye göre, bu ‘kanaat’ cezai sorumluluğun bulunup bulunmadığından bağımsız olarak sadece meslekte kalmanın uygun olup olmadığı yönünde bir değerlendirme niteliğinde.

Gerçekten öyle mi? Hüküm, süre yönünden “bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemezler, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler” ifadesi ile olağanüstü halin kaldırılmasından sonra da geçerli olacak bir düzenleme olarak öngörülüyor. Nitekim, Anayasa Mahkemesi, OHAL bakımından süre koşulunu dikkate almaksızın bu tedbiri “geçici olmayan ve nihai sonuç doğuran olağanüstü tedbir” olarak değerlendiriyor (6).

Bu haliyle söz konusu düzenlemenin “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz” ile “ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur” düzenlemelerini içeren Anayasa md. 38’e aykırı olduğu açık. Keza, Türk Ceza Kanunu md. 2’de yasak olarak öngörülen “(K)anunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbirleri uygulanamaz” ile “(İ)darenin genel düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz” ilkelerine aykırı bir düzenleme içeriyor. Çünkü en özet haliyle bu düzenleme, ancak kanun ile düzenlenebilecek bir alanda KHK ile düzenleme yapıyor ve KHK ile düzenleme yaptığı alan bakımından kanunda açıkça tanımlanmayan “kamu görevinden yasaklılık” hükmünü bir adli soruşturma olmaksızın dahi uygulanabileceği varsayımına dayanıyor.

Bu haliyle kamudan ihracın bir ceza yaptırımı olarak düzenlendiği ve/veya ceza hukuku açısından sonuç doğurduğu çok açık. Zira, Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesi bir güvenlik tedbiri olarak “belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma” yaptırımını düzenliyor. TCK md. 53’e göre kişinin, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûm olmasının kanuni sonucu olarak “bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tabi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten” de yoksun bırakılması söz konusu. Cezası ertelenen kişi yönünden de bu tedbirin uygulanması hâkim takdirine bırakılmış durumda. Maddenin 2. fıkrasına göre bu tedbire “cezanın infazı tamamlanıncaya kadar” devam edebilir. Madde gerekçesine göre de, hak yoksunluğu süresiz olamaz.

Ceza kanununda kamudan ihracın muadili niteliğindeki TCK md. 53 hükmü ile kamudan ihraç bir dizi yönüyle ortak bir niteliğe sahip ve hatta kamudan ihracın kişi bakımından ömür boyu sürecek bazı sonuçları olduğu kabul ediliyor. Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi’nin aksi yorumuna karşın, Olağanüstü Hal düzenlenmelerinde kamu görevlilerine ilişkin tedbir olarak öngörülen “ihraç” cezai bir karakteri bulunan bir tedbir. Bu hükümle, Cenk Yiğiter örneğinde olduğu gibi ihraç edilen kamu personelinin hiçbir biçimde çalıştırılmamasının önünün açılmak istendiği anlaşılıyor.

Esasen, bu tür bir düzenleme, bir anayasal istisna rejimi bakımından ilk defa gündeme gelmiyor. 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu’nda da benzer bir düzenleme söz konusu idi. Bu tedbir de aslında bir yaptırım sonucu doğuruyordu. Nitekim, 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu’na dayanarak işine son verilen kamu personelinin yeniden kamuda istihdamı ile ilgili Danıştay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 1989 tarihli kararı (7) “kamu hizmetinden çıkarılma”nın bu yönünü eski ceza kanununda bulunan kamu hizmetinden yasaklılık yaptırımı ile karşılaştırıyor. Son derece önemli olan bu kararda, Kurul, bu ‘tedbiri’ ceza kanunundaki düzenleme ile karşılaştırıyor ve şu sonuçlara varıyor:

“….Ceza Kanunu hükümlerine göre cezalandırılmış kişilerin belli koşulların oluşması halinde tecil, mahkumiyetin esasen vaki olmamış sayılması, memnu hakların iadesi veya adli sicildeki hükümlülük kaydının silinmesi gibi hukuki yollarla yeniden kamu hizmetine girmelerinin mümkün olduğu bir hukuk düzeninde, kendilerine savunma olanağı verilmemiş ve haklarında suçluluklarına ilişkin herhangi bir yargı kararı bulunmayan kimi vatandaşlar ömür boyu bu haktan yoksun kalacaklar, böylece yargılanmış, suçluluğu hükmen sabit olmuş kişilere göre daha olumsuz bir hukuki durumun içine sokulmuş olacaklardır. Yine, sıkıyönetim ilanını gerektiren nedenlerin ortadan kalkmış ve normal yönetim sürecine girilmiş olmasına karşın, yasaklama hükmünün sürdürülmesi, ilgililer hakkında toplumda olumsuz değer yargılarına neden olacak, onların manevi kişiliklerini zedeleyecektir. Bu tür bir uygulamanın Türkiye`nin de taraf olduğu ve onayladığı İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi`nin 5 inci, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin üçüncü maddesinde açıklanan “Hiç kimse haysiyet kırıcı ceza ve muameleye tabi tutulamaz” kuralı ile bağdaşmayacağı açıktır. (Vurgular bana ait.)

Danıştay’ın “bir daha kamu hizmetinde çalıştıramazlar” düzenlemesini, AİHS md. 3’te düzenlenen işkence ve kötü muamele yasağına aykırı olarak gördüğü bu karar bugün açısından son derece önemlidir. Zira, ilgili İçtihadı Birleştirme Kararı’nda Danıştay, söz konusu ifadenin ancak sıkıyönetim süresiyle sınırlı bir hüküm olarak değerlendirilmesi gerektiğini ve ancak sıkıyönetim süresince hukuki sonuç doğurabileceğini kabul etmiştir.

Bugün her ne kadar aksi bir hava söz konusu olsa da OHAL KHK’lerinin müebbet etkisi olabilmesinin hiçbir surette mümkün olmaması gerekir. Kaldı ki, bir anayasa hukukçusu olarak Prof. Dr. Burhan Kuzu dahi OHAL KHK’lerinin süresi yönünden bu görüşü savunmuştur (8). Burada en az bu soru kadar kritik bir konu ise esasen kamu görevlileri ile ilgili bu tedbirin alınmasının Anayasa md. 15 ve OHAL Kanunu çerçevesinde alınmasının mümkün olup olmadığı meselesidir.

OHAL’DE KAMUDAN İHRAÇ TEDBİRİNE BAŞVURULMASI MÜMKÜN MÜ?

OHAL KHK’leri ile böyle bir düzenleme yapılıp yapılamayacağı, OHAL KHK’leri açısından konu (olağanüstü halin gerekli kıldığı konular), süre ve ölçülülük gibi pek çok mesele ile ve bu arada, OHAL KHK’leri ile suç ve ceza ihdas eden düzenlemeler yapılıp yapılamayacağı ile ilişkili (9). OHAL KHK’si ile böyle bir düzenleme yapılamayacağı yönündeki görüşümü detaylandırmayı biraz erteleyerek, konunun OHAL ile ilgili normatif çerçeve açısından tartışma konusu dahi olmaması gereken bir alana temas ettiği hususunun özellikle altını çizmek istiyorum. Soru en yalın hali ile şudur: Cezai karakteri haiz bir normun, bir KHK düzenlemesi ile geçmişe yürür bir şekilde düzenlenmesi hukuk devletinde kabul edilebilir mi?

Anayasa’nın olağanüstü hallerle ilgili 15. maddesinin de dayanağını oluşturan AİHS 15. madde, olağanüstü hallerde “yükümlülüklerin azaltılması” (10) bağlamında asgari standartları belirliyor. AİHS 15. madde ise, olağanüstü hallerde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimi bakımından “savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike”nin mevcudiyetini ön şart olarak belirttikten sonra, olağanüstü hallerde dahi taraf devletlere ‘durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde’ hareket etme zorunluluğu getirerek, ölçülülük ilkesini olağanüstü haller yönünden de açıkça vurguluyor. Aynı şekilde, taraf devletlerin ‘uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemesi’ de zorunlu. AİHS md. 15, olağanüstü hallerde dahi sınırlandırılması mümkün olmayan hak kategorilerini istisna tutuyor. Bu kategoriler, yaşam hakkı, işkence ve insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele ve ceza yasağı, zorla çalıştırma yasağı ve suçta ve cezada kanunilik ilkesidir.

Anayasa 15. madde ise, aykırı düzenleme yapılması olanağı bulunmayan temel hakların çekirdek kategorisi içinde savaş hukukuna uygun filler sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkının korunmasını, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamamasını, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamamasını ve bunlardan dolayı suçlanamamasını; suç ve cezaların geçmişe yürütülmemesini ve suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağına ilişkin hakları sayıyor.

BM Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin olağanüstü durumda yükümlülük azaltma ile ilgili 4. maddesi, ölçülülük ve uluslararası hukuktan doğan diğer yükümlülüklere aykırı olmama şartının yanında “ırk, renk, cinsiyet, dil, din toplumsal köken” gibi nedenlerle ayrımcılık yapılmaması koşulunu ayrıca ve açıkça belirttikten sonra yaşam hakkı, işkence yasağı, kölelik yasağı (md. 8/1, 2. fıkralar), borç nedeniyle hapis yasağı, suçta ve cezada kanunilik ilkesi, kişi olarak tanınma hakkı ile düşünce, vicdan ve din özgürlüğü hakkına ilişkin yükümlülükleri azaltmanın mümkün olmadığını belirtiyor.

KANUNİLİK İLKESİNİN İHLALİ OLARAK İHRAÇ YAPTIRIMI

Dolayısıyla gerek Anayasa, gerek Türkiye’nin taraf olduğu Sözleşmeler, kısmen farklılaşmakla birlikte suçta ve cezada kanunilik ilkesine özel bir önem atfediyor. AİHM’in pek çok kararında, Sözleşme’deki koruma mekanizmaları açısından kanunilik ilkesinin önemli bir yere sahip olduğunu, taraf devletlerin bu hükümle ile ilgili yükümlülüklerin azaltılması yoluna gidememesinin, Sözleşme’nin 7. maddesinin hukukun üstünlüğü ilkesi açısından önemini ortaya koyduğunu belirtiyor (11).

AİHM içtihadını bu bağlamda değerlendirdiğimizde bazı sonuçların altının çizilmesi zorunlu. Birincisi, AİHM kanunilik ilkesinin konusu ve amacının keyfi soruşturma, mahkûmiyet ve cezalandırma açısından etkili güvenceler yaratmak olduğunun altını çiziyor (12). Mahkemeye göre, Sözleşme’deki ‘suç isnadı’ (13) ve ‘ceza’ kavramları özerk kavramlardır, zira mahkeme iç hukuktaki nitelemelerle bağlı değildir. AİHM’e göre, 7. maddenin etkili bir koruma sağlayabilmesi için Mahkeme’nin görünüme değil, esasa girerek bir değerlendirme yapması gereklidir (14). AİHM, suç olarak nitelendirilen bir fiile ilişkili olarak ‘cezanın’ uygulanmasını, başka bir deyişle suç isnadının, bir başlangıç noktası olabileceğini ancak bunun yegâne kıstas olarak değerlendirilemeyeceğini belirtmektedir. Nitekim, Mahkeme iç hukuk sisteminde disiplin suçu olarak tanımlanan bir fiilin de ceza olarak kabul edilebileceğini daha 1976 yılında Hollanda’ya karşı verdiği Engel ve diğerleri kararında kabul etmiştir. Almanya ile ilgili bir kararında ise AİHM trafik düzeni ile ilgili idari para cezasını gerektiren kabahat bakımından da ‘suç isnadı’nın bulunduğunu kabul etmiştir (16).

AİHM’e göre, bu bakımdan ‘suç ithamı’ ile ilgili yapılacak incelemede, suçun niteliği ve muhtemel cezanın niteliği ve ağırlığı dikkate alınacaktır. Mahkeme, sözü edilen kriterleri, kümülatif bir biçimde değil ayrı ayrı dikkate almaktadır (17). Yapılan değerlendirme neticesinde kesin bir sonuca ulaşılamaması durumunda, Mahkeme, her iki kriterin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtmektedir.

İkincisi, ‘ceza’ kavramının nasıl tanımlandığı konusunda ise AİHM’e göre, tedbirin niteliği ve amacı, ulusal hukukta nasıl tanımlandığı, bu tedbirin kabulüne ilişkin usulü, icrası ve ağırlığı da dikkate alınarak bir değerlendirme yapılacaktır (18).

Son olarak belirtmek gerekir ki, AİHM, Sözleşme kapsamında korunan bir hakka dönük müdahale bakımından müdahalenin mutlaka makul biçimde öngörülebilir ve erişilebilir olan bir yasal düzenleme ile yapılmasını zorunlu görmektedir (19).

Konu ile ilgili AİHM içtihadının da işaret ettiği üzere, OHAL KHK’leri düzenlemelerinde ihraç kararı, niteliği ve sonuçları itibarıyla cezai nitelikte bir düzenlemedir. Zira, ‘kamu personeline ilişkin tedbirler’ başlığı altında suç ithamı yönü ağır basan bazı fiillere ilişkin olarak mahkûmiyet kararı olmaksızın bir ihraç sonucu öngörülüyor. Söz konusu düzenlemelerin lafzı ve “mahkûmiyet” ifadesi bu tedbirin cezai niteliğini açıklıkla ele veriyor. Dahası, böyle bir ihraç OHAL KHK’leri çerçevesinde kamu hizmetinden müebbet yasaklılık sonucu doğuruyor ki böyle bir sonuç Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesinde dahi düzenlenmiş değil. Yukarıda belirtildiği gibi, Anayasa Mahkemesi, bu durumun OHAL ile bağlantılı olarak kamu personelinin istihdamı ile ilgili bir sorun olduğu görüşünde. Ne var ki, söz konusu OHAL KHK’lerinin ve konuyu yeniden düzenlemesine rağmen uygulanmayan 6479 sayılı Kanun ile muhatapları açısından ilgili düzenlemeden önce öngörülmesi mümkün olmayan cezai nitelikte sonuçlar doğuruyor. Böyle bir düzenleme hukuki olarak nasıl tavsif edilirse edilsin cezai bir niteliği olduğu açıktır. Bu yönüyle, OHAL KHK’leri ile OHAL Kanunu’ndaki tedbirleri aşan ve bir ceza normu ihdas eden bu tedbirin süresiz ve geçmişe dönük uygulanmasının OHAL ile ilgili asgari çerçeve gözetildiğinde dahi hiçbir biçimde kabul edilemeyeceğini bir kez daha vurgulamak isterim.

Yrd. Doç. Dr.

(1) Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu (Venedik Komisyonu),’ 15 Temmuz 2016 Başarısız Darbe Girişimi Sonrasında Çıkarılan 667 ila 676 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnameleri Hakkında Görüş’ (9-10 Aralık 2016), CDL-AD (2016)037, İnsan Hakları Ortak Platformu, ‘Olağanüstü Hal Tedbir ve Düzenlemeler, 31 Ağustos 2017, . Eğitim-Sen, ‘OHAL ve KHK’lerin Eğitim Emekçilerine ve Akademiye Etkileri’, Güncel Hukuk, sy. 166, s. 46-48, 2017.
Günday, Metin, OHAL, ‘İhraç KHK’leri ve Hukuki Durum’, Ankara Barosu Dergisi, c. 75, sy. 1, s. 29-38. 2017, Gözler, Kemal, ‘15 Temmuz Kararnameleri, Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamelerinin Hukuki Rejiminin İfsadı Hakkında Bir İnceleme’, (17 Şubat 2017).

(2) ‘Bakanlıktan imzacı akademisyen kararı…’Stajyer bile olamaz’, Hürriyet (Mesut Hasan Benli) 2 Ocak 2018,

(3) Önemli bir istisna için bkz., Altıparmak, Kerem, ‘OHAL KHK’leri “Sivil Ölüm” mü Demek’, Bianet, 6 Eylül 2016.

(4)  Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun, Resmi Gazete no: 29872, 29 Ekim 2016.

(5)  Anayasa Mahkemesi, 2016/6 E. (Değişik iş),2016/12 Karar 4.8.2016 para. 86.

(6) Ibid., para. 79.

(7)  Danıştay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu Kararı, 1988/6. E., 1989/4 K., 7.12.1989.

(8) Aktaran, Gözler, s. 17.

(9) Can, Osman/Şimşek Aktaş, Duygu, ‘Olağanüstü Hal Dönemi Kanun Hükmünde Kararnamelerin Yargısal Denetimi Üzerine, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, c. 23, sy. 1, s. 13-43; konuya dair farklı bir değerlendirme için Türay, Aras, ‘Maddi Ceza Hukukunun Yeni Kaynağı: OHAL KHK’leri’, Güncel Hukuk, sy. 166, s. 56-58, 2017.

(10) Bkz,, Doğru, Osman, Anayasa İle Karşılaştırmalı İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Mahkeme İçtüzüğü, On İki Levha, İstanbul, 2010, s. 87, Şirin, Tolga, ‘1982 Anayasası’na Göre Temel Hak ve Özgürlüklerin Olağanüstü Hal Rejimi: Eski Kavramlara Yeninden Bakmak’, Anayasa Hukuku Dergisi, c. 5, sy. 10, s. 475-526, 2016.

(11) Varvara/İtalya, Başvuru no: 1745/09, 29 Ekim 2013, para. 52, S. W./Birleşik Krallık, Başvuru no: 20166/92, 22 Kasın 1995, para. 34

(12) Varvara/İtalya, para. 52, S.W./Birleşik Krallık, para. 34, Kafkaris/Kıbrıs, Başvuru no: 21906/04, 12 Şubat 2008, para. 137.

(13) Engel ve Diğerleri/Hollanda, Başvuru no:5100/71 vd., 8 Haziran 1976, para. 82, Jussila/Finlandiya, Başvuru no: 73053/01, 23 Kasım 2006, para. 30, Ezeh ve Connors/Birleşik Krallık, Başvuru no: 39665/98 ve 40086/98, 9 Ekim 2003 para. 86

(14) Welch, para. 27, Coëme vd./Belçika, Başvuru no: 32492/96, 22 Haziran 2000, para. 145. Kafkaris para. 139

(15) Engel ve Diğerleri/Hollanda, para. 80-85.

(16) Öztürk/Almanya, Başvuru no: 8544/79, 21 Şubat 1984, para. 50-56.

(17) Ezeh ve Connors/Birleşik Krallık, para. 86.

(18) Welch/Birleşik Krallık, para. 28.

(19) Cantoni/Fransa, Başvuru no: 17862/91, 11 Kasım 1996, para. 29, Kafkaris/Kıbrıs, para. 140, Coëme vd./Belçika, para. 145.

 


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.