'hormonsuz hıyar'... Ahmet 'Goethe' Çakar ve ağabeyimiz Rıdvan Akar üzerine upuzun bir yazı

Kabul edemeyeceğim şey bir tiviti yüzünden ispiyon ve itirafla sisteme kurban edilen Rıdvan Akar'ın yaşadığı linçtir. Yazı buna dairdir, zamanı kıymetli okurlara kendimi ihbarımdır; ilginizi çekmediyse geçiniz.

Feridun Düzağaç

Bir tivit atarsınız… dünyayı başınıza yıkarlar. Ben üç kez yaşadım. Çoğumuz yaşamışızdır. Attığı tivitler yüzünden özgürlüklerinden mahrum bırakılan insanlar varken futbol üzerinden bir mağduriyete takılmış olmamın yaratacağı rahatsızlık eleştirilirse bilinsin ki baş tacıdır. “Memleket hak ve hakkaniyet sirkine dönmüşken buna mı takıldın be Fe abi” diyeceklere de kabul. Fakat lütfen “Çocuk musun” demeyiniz, çocukluk dediğimiz şeyi ciddiye alınız. “Mutlu huzurlu iyi kalpli vicdanlı insanların anavatanı çocukluklarıdır” demiş ozan. Yaşayamadıysan yandın, yaralı geçti, kendimden bilirim. Bu oyuna renklere formaya ve armaya sevgimiz geçip giden zamanlara inat biraz daha genç biraz daha çocuk kalmak için değil midir… iyi ki Beşiktaş’ın çocuğuyum… iyi ki Rıdvan Akar da öyle… iyi ki hepiniz… hepimiz… renk semt şehir gönül fark etmeden… Eğer öyleyse hak verdiyseniz Rıdvan ağabeyimizi işinden eden daha da önemlisi gönlünü kıran bu meşhur tivit hadisesinde ‘Erman hocamız’ kadar vicdansız ve kötü olamazsınız. Kabul edemeyeceğim şey bir tiviti yüzünden ispiyon ve itirafla sisteme kurban edilen Rıdvan Akar’ın yaşadığı linçtir. Yazı buna dairdir, zamanı kıymetli okurlara kendimi ihbarımdır; ilginizi çekmediyse geçiniz.

“Bu ne biçim ne saçma tivit” diyor “Aklım almıyor” diyor… “Bir de Özür dilemiş geç bu ayakları” diyor. “Çok ayıp ya çocuk musun kardeşim… insanları bunun gibi adamlar düşmanlaştırıyor zaten” diyor ürettiği çirkin ve yersiz yangınına körükle gidiyor. Hele bir benzeri için belki de sezonlar boyu bekleyeceğimiz , prömiyer ligi kıskandıracak mucizevi bir futbol akşamında hele tivitır kullanmadığını her program yineleyen bu zat-ı muhterem neden bir tivite bu kadar taktı diye düşünürken şapkadan tavşanı çıkarıp doksana takıyor Erman hoca… “Sen kim oluyorsun da Tayyip Erdoğan’ın açtığı stadı gömüyorsun” diyor… “Senin hocanın adını taşıyor o stad” diye ekliyor. Pozisyonun tekrarına lüzum görmüyor hoca. Son dönem modasıyla ispiyonlayıp infaz ediyor. Son yirmi yılımıza damga vuran medya serüveninde edilmedik küfür, kırılmadık pot bırakmayan… bırakınız 20 yılı daha dün geceki programında organik tarım heyecanını… hormonlu gıda mafyasıyla mücadelesini anlatırken bile yine o üslubuna, özüne yenik düşerek işeyen kirazlardan pezevenk domateslerden dem vuran hoca ‘gömmek’ lafına takılmış olamayacağına göre belli ki ya içinden ya da içeriden gelen bir siparişle vuruyor abalıya. Bravo hocam, futbola siyaseti çok güzel ‘karıştırmıyorsunuz’ Sizin dilinizle ifade etmek gerekirse ‘verdiğiniz gaz’ bir iş akdinin ve pek daha mühimi bir yargısız infazın fitilini ateşlemeye yetiyor. Erman hoca ‘Ermana dayanıklı hıyar’ hikayesini de anlatıp futbola dönünce kanalı değiştiriyorum.

Dicitürk 36’ncı kanalda halkımızın ağır teveccüh gösterdiği bir futbol soslu gıybet programında o her zamanki gürültülü hengame içinde fotoşopla ‘Goethe’leştirilmiş Ahmet Çakar görselinin üstüne 50’lerini devirmiş kıymetli yorumcular, ortada oturan genç adamla çocuklar gibi şen kahkahalaşıyorlarken fonda o tiz baskın kakafonisiyle dünün siyaset bugünün her şey yorumcusu evli ve çocuklu bir bey biz Beşiktaşlıların ‘Daniel Amokachi’ tezahüratında kullandığımız melodiyle defalarca utanmadan sıkılmadan “Ahmeeet ‘Goethe’ Çakar… Çakar” diye bağırıyor. Bunlar ‘çocukluk’ olmuyor… Kimse rahatsız olmuyor… Kimse bir statta duayen Süleyman Seba’lara… bir diğerinde Ali Sami Yen’lere… misafir tribünleri dolduran deplasman taraftarlarınca maç boyu edilen küfürlerden… verilmeyen bir penaltı için saatlerce zaman öldürülmesinden… alt liglerde artık rutinleşen bıçaklı tekmeli olmadı ısırmalı futbolcu ya da taraftar teröründen… bu kahvehane ağızlı çoluk çocuk izliyor demeyen pervasız ‘yorumcu profili’nden… bu pespayelikten ve ne acısı feda ve vefa diyerek küllerinden doğan ama başarı gelince o sancılı dönemlere emeğini ve mesaisini feda etmiş bir gönül emekçisine reva görülen bu vefasızlıktan rahatsız olmuyor da vefatından önce Süleyman Seba belgeselini fikredip hayata geçiren, Beşiktaş’tan bahsederken gözlerinin içi bir başka gülen Rıdvan ağabeyin onbir kelimelik bir tivitinden hem de özrüne rağmen ‘rahatsız’ oluyor, öyle mi? Öyleyse yetmez ‘video hakem’… Mümkünse ‘video vicdan’ umalım hayattan. Dert olduydu içime, zamanınızı çaldıysam… Affola


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.