KONUK YAZAR

ABD Suriye'ye neden saldırdı?

Suriye savaşı; ABD, AB ve Türkiye ile Suriye, Rusya ve İran kapışmasına doğru hızla evrilme olasılığı taşıyor. Bu bir dünya savaşı olmasa bile, bütün bir bölgenin, Ortadoğu’nun bir yangın yerine dönmesi anlamına gelebilir.

Google Haberlere Abone ol

Hasan Kaya

"Masum insanlar öldürüyor" yalanını geçin. Irak, Libya, Yemen ve Suriye'de yıllardır milyonlarca insan ölüyor. Geçtiğimiz ay Musul'da (23 Mart) gerçekleşen ve 230'dan fazla sivilin hayatını kaybettiği katliamı, ABD öncülüğündeki IŞİD karşıtı askeri koalisyon üstlenmedi mi? Suudilerin aylardır Yemen’e düzenledikleri hava saldırılarında ne oluyor?

Tabii ki siviller, ölüyor…

Aslında olayın açıklanmaz bir yanı yok. Öncelikle bu saldırının gerçek nedenlerine geçmeden birkaç noktanın altını çizmeye yarayacak, birkaç soru soralım. Birincisi, Esad altı yıl süren savaşta kimyasal kullanmamışken, uluslararası düzlemde en iyi olduğu bir dönemde neden kimyasal kullansın? Üstelik savaşın genel seyrine baktığımızda, Esad’ın ülkenin geneline hâkim olmaya çok yakın olduğunu, en büyük hasımlarının dahi “Esed” demekten yeniden “kardeşim Esad”a bu kadar yakınken neden kimyasal kullansın?

Şimdi gelelim asıl nedenlere: Trump ABD Başkanı olduğundan bu yana, ABD'de olduğu gibi, dünyada da kabul görmedi, yerini sağlamlaştırmak ve Başkanlığını gerçek anlamda ilan etmek için bir savaşa ihtiyacı vardı.

Türkiye burada devreye girdi. Trump'ın Başkanlığını sağlamasının kullanışlı bir aracı olmayı kabul etti. Erdoğan ve ABD Başkanı Donald Trump'ın ilk görüşmesinin ardından, yeni CIA Başkanı Mike Pompeo'nun Türkiye’ye geleceği açıklandı. Tarih, 8 Şubat 2017.* Yeni yönetimin Türkiye’ye ilk ziyareti neden CIA Başkanı üzerinden oluyordu. Üstelik Başbakan ve Cumhurbaşkanı düzeyinde en üst düzeyde görüşmeler yapabiliyordu. Bu ziyaretin ve üst düzey karşılamanın nedenlerini şimdi anlamak mümkün oluyor.

Bu Erdoğan için bir fırsattı. Erdoğan bu fırsatı değerlendirmekte gecikmedi. Oyundaki figüranlığı garantiledikten hemen sonra Referandum çalışmaları bahane edilerek Batıyla ilişkileri, ABD’yi hep dışarıda tutmaya özen göstererek, gerebileceği son noktaya kadar gerdi. Suriye’de sahnelenecek oyunda üstlendiği rolde sergileyeceği oyunculuk yeteneğiyle nasılsa bir taşta iki kuş vuracaktı.

Erdoğan 3 Nisan 2017 tarihinde Trabzon'da katıldığı toplu açılış töreninde "Fırat Kalkanı Harekatı'nın birinci etabını sona erdirdik. Şu anda bitti. Bundan sonra da olacaktır. Şimdi diğer bölgelerde de terör örgütlerinin tepesine binmek için yeni harekatların hazırlıklarını yapıyoruz. Yeni harekatlara yeni isimler vereceğiz"** diyerek Suriye defterinin kapanmadığını yeni hamlelerin olduğunu zaten saklamıyordu.

ABD ile kol kola girmenin verdiği güvenle, “Esad gidecek” tezini yeniden canlandırmaya çalışacak, AB ülkeleriyle bile isteye bozduğu ilişkileri yeniden eski düzeye getirecek hesaplar içinde olduğu buradan bakınca rahatlıkla görülüyor. Hiç kuşkusuz bu hesaplar içinde ABD, Suriye Kürtlerinin yakınlaşmasını bozmakta bir yer tutuyordur.

Belki, Şam’da namaz kılmayı da buraya eklemek gerekiyor.

Kim ne derse desin, Erdoğan bir kez daha kullanışlı bir işbirlikçi olmayı kabul ederken, Suriye’de yaşanacaklara bağlı olarak, kendine oldukça geniş bir manevra alanı yaratmış oldu. Örneğin, içeride bu yeni durumun referandum sonuçlarına olumlu yönde yansımasını bekleyecek, o olmazsa seçimlerin ertelenmesine gidecek…

Gerekçe hazır, savaş durumu…

Bütün bunlar bir yana, Türkiye ve Batı Avrupa açısından Esad’ın devrilmesi, rejimin değiştirilmesi sağlanamasa bile savaşın uzatılmasının hayati önemi var. Bu da Rakka’da IŞİD, İdlib’de El-Nusra gibi terör örgütlerinin geleceğinin ne olacağı kaygısı.

Suriye bu örgütleri haklı olarak kendi topraklarında barındırmak istemiyor. Suriye’ye giriş yaptıkları ve/veya geldikleri ülkelere sürmek istiyor. Türkiye başta olmak üzere, bütün Batı Avrupa’dan Suriye’de yıllardır savaşan, kanlı eylemlerde yer almış bu unsurları geri almak başlı başına bir güvenlik sorunu yaratacaktır.

Görüldüğü gibi, Erdoğan ve Batı Avrupa’nın, Trump’ın Başkanlık savaşını onaylamaktan başka seçeneği yoktu. Avrupa başkentlerinde ağız birliği etmişcesine birden yeniden hortlayan Esad’ın diktatörlüğü ve Erdoğan ile aynı safta yer almak, hiçbirisi için zor olmadı.

Buraya kadar sıralaya geldiğimiz olguların ışığında, emperyalist kapitalist dünya için bir savaşa bahane olabilecek oyuna karar vermek, o kadar da zor gözükmüyor. Burada sivillerin öleceği, içlerinde çok sayıda çocuğun yaşamını kaybedeceği, sadece oynanan oyunu kolaylaştıracak bir ayrıntı olabilir. Emperyalist savaşların borazanı olan gazeteler, yayın organları için ise, bu asla vazgeçemeyecekleri reyting malzemesi olmanın ötesinde bir değere sahip değil.

Ancak her savaş gibi bu savaşın da belli riskleri olduğunu gözden kaçırmamak lazım. Bu sefer sahada Rusya ve İran da var. Bu, tek başına oldukça tehlikeli bir oyun oynandığını bize göstermeye yetiyor. Bu oyunda önemli bir aktör/figüran olduğu beli olan Türkiye’nin bundan etkilenmemesi olanaksız.

Rusya, ABD saldırısından hemen sonra İdlib’deki terör örgütleri ile Türkiye’nin ilişkileri ve Türkiye’den kimi şirketlerin IŞİD ve El-Nusra gibi terör örgütlerine kimyasal sevkiyat yaptığını belgeleyen bir liste açıkladı.

Önümüzdeki saatler ve günler içinde Rusya’nın Türkiye’yi hedef alan yeni hamlelerini beklemek hiç de yanlış olmaz. Rusya diğer yandan, ABD ile Suriye hava sahasını ortak kullanmak için yapmış olduğu anlaşmayı askıya aldığını açıkladı. Bu aynı zamanda NATO ülkelerinin Suriye üzerindeki uçuşlarının durdurulması anlamına geliyor. Suriye savaşı, ABD’nin bu hamlesiyle giderek vekalet savaşı olmaktan; ABD, AB ve Türkiye ile Suriye, Rusya ve İran kapışmasına doğru hızla evrilme olasılığı taşıyor. Bu bir dünya savaşı olmasa bile, bütün bir bölgenin, Ortadoğu’nun bir yangın yerine dönmesi anlamına gelebilir. Bölge ülkelerinden biri olan Türkiye, bu yangından en çok etkilenecek ülkelerden biri olabilir.

*8 Şubat 2017, Cumhuriyet Gazetesi

** http://www.ahaber.com.tr/gundem/2017/04/03/erdogandan-firat-kalkani-aciklamasi

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR