Gürses: İki yılda ekonomideki kötü yönetim 60 milyar dolarlık rezervi eritti

Döviz rezervlerindeki düşüşü değerlendiren ekonomi yazarı Uğur Gürses, "Son iki yılda ekonomideki kötü yönetim sırf ‘siyasi beka’ için 60 milyar dolarlık bir rezervi eritti. Bu hesaba, Merkez Bankası’nın potansiyel döviz gelirlerinden mahrum kalması dahil değil" dedi.

DUVAR – Ekonomi yazarı Uğur Gürses, internet sitesinde yayınladığı “Ankara’daki döviz vakumu” başlıklı yazısında Merkez Bankası ve kamu bankalarının döviz rezervlerindeki düşüşü değerlendirdi.

2018 yılında erken seçim kararı alındığında Merkez Bankası’nın rezervlerinin 112 milyar dolar olduğunu hatırlatan Gürses, seçim yapıldığında rezervlerin 103 milyar dolara gerilediğini aktardı.

Hatalı ekonomi politikaları ve ABD ile yaşanan rahip Brunson krizi nedeniyle dolar kurunun yükseldiğini belirten Uğur Gürses, “Rahip Brunson 12 Ekim 2018’de mahkeme kararıyla serbestçe ülkesine dönene kadar döviz rezervleri 88 milyar dolara gerilemişti” ifadelerini kullandı.

‘KURU TUTMAK İÇİN YAPILAN İŞ KURU SIÇRATTI’

31 Mart 2019’daki yerel seçimden önce dolar kurunu düşürmek için, kamu bankalarının döviz kuruna “arka kapı” yöntemleri ile müdahale ettiğini kaydeden Gürses, “Bu satışlar brokerlar üzerinden yapıldığından fazla dikkat çekmiyor olsa da yerel seçimden bir hafta önce Merkez Bankası’nın bilançosundaki rezerv erimesi görüldüğünde anlaşıldı. Bu da ilave bir kur sıçraması getirdi. Kuru tutmak için yapılan iş kuru sıçratmıştı” dedi.

Rezervlerdeki düşüşün olası döviz gelirleriyle birlikte 100 milyar doları geçtiğini belirten Gürses’in yazının bir bölümü şöyle:

Kamu bankalarının satışları devam ederken, swap büyüklüğü de böylece, Haziran 2020 sonunda 58.8 milyar dolara ulaştı. Yani Merkez Bankası’nın bilanço içinde ilan ettiği altın dahil toplam rezervi 90.3 milyar dolarken, bu swap miktarı düşüldüğünde 31.5 milyar dolarlık bir toplam rezerv kalıyordu elde. Bunun anlamı, son iki yılda ekonomideki kötü yönetim sırf ‘siyasi beka’ için 60 milyar dolarlık bir rezervi eritmişti. Bu hesaba, Merkez Bankası’nın potansiyel döviz gelirlerinden mahrum kalması dahil değil. Örneğin, 2018 Haziran-2020 Haziran arası iki yıllık dönemde Merkez Bankası’nın döviz kazanan şirketlere kullandırdığı reeskont kredilerinin dönüşünden elde ettiği döviz girişlerinin toplamı 41.5 milyar dolar ediyor. Sadece bu kalemden dolayı döviz rezervlerinin bu kadar artması gerekirdi. Bu yok. Demek ki eritilen döviz rezervinin büyüklüğü 100 milyar doları geçiyor.

Merkez Bankası’nın bilanço içi diğer döviz yükümlülükleri de hesaba katılırsa mevcut döviz pozisyonu yaklaşık 40 milyar dolar negatifte. Yani 100 dolarlık yükümlülüğe elinde 60 milyar dolar var demek. 2 yılda; 32 milyar dolar fazladan, 40 milyar dolar açığa gerileme demek bu.

Siyasi direktifle Merkez Bankası’nın döviz rezervlerini “arka kapıdan” eriten kamu bankaları, buna ilave olarak da kendi bilançolarındaki dövizleri eritmeye başladılar. Bunun kabaca 9 milyar dolara eriştiği BDDK verilerinden izlenebiliyor. Böylece Merkez Bankası ile beraber toplamda kabaca 50 milyar dolara varan bir açık döviz pozisyonuna ulaştılar.

Sorun şu ki; bu kadar “arka kapı” müdahaleleri ile döviz saçılmasına karşın döviz kuru dizginlenemedi. Bunun nedeni de kötü yönetim ve derin bir güvensizlik.

Ankara’daki deneyimsiz ekonomi yönetimin anlayamadığı şu; siyaseten güven ve itibar sağlayamamışsanız kendi paranızın değerini, başkalarının bastığı paraları satarak koruyamazsınız.

YAZININ TAMAMI