Münih Güvenlik Konferansı: Batı öldü mü?

Avrupalı güvenlik uzmanlarına göre, Batılı değerlerin yeniden güven duyulan bir strateji haline gelebilmesi için de Avrupa'nın iki büyük gücü Almanya ve Fransa'nın ortak bir çizgi belirlemesi gerekiyor. Bu da bir türlü gerçekleşmiyor. Sabrı azalan Macron, gelecekte seçilebilecek partilerle şimdiden bir strateji belirlemeye çalışıyor gibi görünüyor.

Ayşegül Karakülhancı  aysekh2808@gmail.com

KÖLN – Her yıl Münih’te yapılan Münih Güvenlik Konferansı bu yıl 56. kez 14-16 Şubat arasında yapıldı. Bu yıl 40’tan fazla ülke devlet ve hükümet başkanları, dışişleri ve savunma bakanları düzeyinde temsil edildi. Ekonomi dünyasının temsilcileri ve uluslararası kuruluşlar da zirvenin davetlileri arasında yer aldı. Bu yılın önemli katılımcılarından biri de ilk defa güvenlik konferansına katılan Kuzey Kore’ydi. Ülkesini Dışişleri Bakanı vekili Kim Son Gyong temsil etti. Önemli katılımcılar arasında İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, ABD Savunma Bakanı Mark Esper, Dışişleri Bakanı Meik Pompeo ve Donald’ın Trump’a sert eleştirileriyle tanınan Nancy Pelosi yer aldı.

2020 Münih Güvenlik Konferansı başlamadan önce yayınlanan Güvenlik Raporu’na göre, genel olarak Batılı ülkeler değerleri ve stratejik yönelimleri konusunda bir belirsizlik içerisindeler. Özellikle milliyetçiliğin yeniden sahneye çıkması, Batı’nın demokrasisini ve güvenliğini tehdit ediyor. Dünyada özgürlük 10 yıldan fazla bir süredir dünya çapında geriliyor. Otoriter rejimler genişleyerek istikrar kazanıyor. Rusya ve Çin’in etki alanı Avrupa ülkelerine karşı genişliyor. Konferansın ana tartışma konusu dünyanın daha az Batılı hal aldığı oldu.

Avrupalı güvenlik uzmanlarına göre, Batılı değerlerin yeniden güven duyulan bir strateji haline gelebilmesi için de Avrupa’nın iki büyük gücü Almanya ve Fransa’nın ortak bir çizgi belirlemesi gerekiyor. Bu da bir türlü gerçekleşmiyor.

Hazırlanan güvenlik raporunda ‘sağ ve sol siyaset küresel sorumluluklardan kaçınmaya eğilim gösteriyor’ deniliyor. Fakat Avrupa’nın küresel sorumluluk almasından önce kendi iç sorunlarını çözmesi gerekiyor. Örneğin Brexit, ortak güvenlik politikasına zarar veren bir adım oldu. Rusya’nın Batı’nın değer yargılarına karşı internette ürettiği fakenews (sahte haberler) savaşı da bu stratejik gerilemenin bir parçası olarak görülüyor. Rusya’nın Avrupa içindeki sağcı popülist karmaşayı desteklediği görüşü mevcut. Kimilerine göre, Avrupa’ya mülteci baskısının devam etmesini, Rusya hem enerji kaynaklarına ulaşmayı hem de Avrupa’ya Afrika’dan gelecek göçü kendi kontrolüne almak istiyor deniliyor. Libya’daki çatışmanın Rusya’ya bu fırsatı vereceği ifade diliyor.

MACRON GÜÇLÜ AVRUPA ÇAĞRISINI YİNELEDİ

AB, durgun bir sistem haline geldi. Almanya’nın stratejik zorluklara uygun şekilde yanıt veremiyor olması Avrupa’yı felç ediyor diye düşünülüyor.
Bu sorunlar konferansta Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’u parlattı. Macron, konferansın sloganı “Batılılık” başlığına bağlı olarak, Batıyı zayıflamış olarak nitelendirdi ve güvenlik politikası sorunlarına karşı daha güçlü Avrupa işbirliği çağrısını yineledi. Macron, “Avrupa macerası bizi yenileyen ve bizi stratejik, politik bir güç haline getiren yeni bir dinamik ortak bir fikir gerektirir” dedi. Macron, Almanya’dan çok özel girişimleri hakkında “net cevaplar” almadığından da şikayet de etti.
Fransa Cumhurbaşkanı, Yeşiller’in eş başkanları Robert Habeck ve Annalena Baerbock ile akşam yemeğinde bir araya geldi. Liderler ne konuştukları konusunda açıklama yapmadılar. Ancak Almanya’nın iç siyasetindeki çalkantısı ve bir yıl sonra genel seçimlerde ortaya çıkacak olası sonuçlar Fransa için de önemli ve seçim anketleri Yeşiller’i gelecek hükümet içerisinde gösterdiği için de Macron, Berlin’deki potansiyel yeni ortaklarıyla görüşmek istemiş olabilir. İlginç olan Macron CDU’lu Almanya Savunma Bakanı ve CDU’nun istifa eden lideri Annegret Karran-Krampbauer ile kısa ve resmi olmayan bir görüşme yaptı. Almanya Dışişleri Bakanı SPD’li Heiko Maas ile ise bir görüşme gerçekleştirmediler. Kısacası Avrupa’nın güvenlik sorununa ve stratejisine Almanya koalisyon hükümeti ile Macron istediği sonuca varamıyor ve Merkel’in onun planlarını engellemesinden rahatsızlık duyuyor. Sabrı azalan Macron, gelecekte seçilebilecek partilerle şimdiden bir strateji belirlemeye çalışıyor gibi görünüyor.

ALMANYA, ABD VE AVRUPA

Almanya Başbakanı Merkel, konferansa katılmadı. Son zamanlarda Almanya uluslararası arenada yeni bir rol üstlenmek için küçük adımlar atmaya başladı. Örneğin İran ile nükleer anlaşma yaptı, Libya’daki iç savaşıyla ilgili konferans düzenledi.
Fakat Almanya, Avrupa’daki ekonomik gücünü, AB’deki lider rolünü Dünya’daki çatışmalı yerlerde adaleti geliştirmek ve desteklemek anlamında çok az kullandı veya bu gücünü bu doğrultuda kullanabilecek bir strateji geliştiremedi. Bunun yerine, Almanya başını kuma gömen devekuşu gibi davranmayı tercih etti.

Bir de Avrupa için önemli bir konu olarak NATO var. Avrupa NATO’nun harcamalarına daha fazla katılmayı önceden kabul etmişti. ABD Başkanı Trump, Avrupa’nın NATO’da daha çok sorumluluk üstlenmesini istiyor. Fakat bu kararı vermek Avrupa için Beyaz Saray’ın isteğine göre gerçekleşmiyor. Uzun bir tartışma gerektiriyor.

Soğuk Savaş ABD için Avurpa’nın öneminin azaldığını bunun da ABD ve Avrupa arasında stratejik soruna neden olduğu düşünülüyor. ABD Avrupa için elbette daha yakın bir partner, ama AB artık bağımsız davranmak zorunda. Buna da ancak Avrupa Birliği kendi içindeki sorunları aştığı takdirde ulaşabilir. Artan Batısızlıktan Batı rahatsızsa tüm Batılı ortaklar kararlı bir tepki ortaya koymak zorundalar.