Katalanları bundan sonra ne bekliyor?

İspanya ve AB 'bağımsız' Katalonya'ya karşı nasıl bir yol izleyecek? Bundan sonra Katalanları neler bekliyor?

Kavel Alpaslan  kalpaslan@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – İspanya’nın özerk Katalonya bölgesinde 1 Ekim’de düzenlenen ve yüzde 90’ın üzerinde ‘evet’ oyunun çıktığı referandum sonrasında başlayan ‘bağımsızlık ilanı’ gündemi bugün Katalan parlamentosunun tek taraflı bağımsızlık ilan etmesiyle birlikte farklı bir aşamaya evrildi. Peki yaklaşık bir ay devam eden Madrid-Barcelona gerilimi, nasıl bu aşamaya geldi ve bundan sonra Katalanları neler bekliyor?

Katalan bağımsızlık gündemi, referandum günü İspanyol ulusal polisi ve İspanyol jandarması Guardia Civil’in (Sivil Muhafızlar) oy kullanmaya giden seçmenlere sert müdahalesiyle dünyada duyuldu, yaklaşık 900 kişinin yaralanması, oy sandıklarına el konması tepki çekti. Ancak Madrid yönetimi, sert müdahalesine rağmen oy verme merkezlerinin sadece yüzde 14’ünü kapatabildi.

KATALAN POLİSLERİ GÜNDEMDEN DÜŞMEDİ

Referandumdan bu güne kadar dikkat çeken bir diğer detay, Katalan polisinin tavrı oldu. Seçimlerden yaklaşık bir hafta önce İspanya’nın Katalan hükümet binalarına yaptığı baskınlardan sonra Katalan yerel polisi Mossos d’Esquadra’ın kontrolü Madrid yönetimine devredildi. Ulusal polis ve Sivil Muhafızlar’ın aynı komuta merkezine verilmesi, bağımsızlık yanlısı çoğu Katalanın tepkisiyle karşılaştı. Ancak seçim günü Mossos’ların, diğer kolluk kuvvetleri gibi şiddetle Katalanlara müdahale etmemesi dikkat çekti. Elbette Madrid yönetimi de bunun farkındaydı ve Mossos şefleri, ‘halkı isyana teşvik’ gibi ağır suçlamalarla Madrid’te hakim karşısına çıktı.

Bu süreçte sadece Mossos’ların şefleri yargılanmadı. Katalonya Ulusal Asamblesi (ANC) ve kültür derneği Omnium Culturel’in liderleri Jordi Sànchez ve Jordi Cuixart’ın tutuklanması da Katalanlar açısından çok sarsıcıydı.

DİLLERDEN DÜŞMEYEN ‘KATALAN SERMAYESİ’

‘Katalan gündemi’ dendi mi, sermayenin rolünün gündeme gelmemesi düşünülemez elbette. Katalan bağımsızlığı, sadece tarihsel bir ulusal kimlik mücadelesi olarak yorumlanmıyor. Bağımsızlıkçı Katalan liberal ve muhafazakarlar, İspanya’nın Bask Bölgesi’yle birlikte en zengin bölgesi olan Katalonya’nın, zenginliğini İspanya’nın diğer kısmıyla paylaşmak istemiyor. Ancak tüm bağımsızlık sürecini buradan okumak da sağlıklı olmaz. Katalan sosyal demokrat/sosyalist partilerin bağımsızlık nedenlerinde tarihsel ve kültürel kimlik farklılıkları öne çıkıyor.

Basklar’da aynı ‘bağımsızlık ısrarı’ yok. Bunun nedeni de bölgenin vergi sisteminde yatıyor. Diktatör Franco’nun ölümünden sonra Bask Bölgesi’ne özerklik verildiğinde bölgenin vergi yasalarında da değişiklik yapıldı. Baskların vergileri büyük ölçüde bölgenin dışına çıkmıyor. Bu da Bask muhafazakar ve liberallerin de bağımsızlık konusunda aynı ısrarda olmamalarına ancak Bask solunun da bağımsızlıkta bir o kadar ısrarlı olmasına neden oluyor.

Peki Katalan sermayesi bu süreçte ne yaptı? Tüm Katalan sermayesi için söyleyemesek de bir bölümü ‘istikrarsızlıktan’ uzaklaşmayı tercih etti. İspanya’nın en büyük bankalarından Katalan La Caixa, 113 yıllık merkezini bağımsızlık tedirginliğiyle Barcelona’dan komşu bölge Valencia’ya taşımaya karar verdi. Bu haberin, İspanyol ana akım medyasında coşkuyla verilmesiyse Madrid yönetiminin ‘gizli silahlarından biri’ olarak yorumlandı.

SOSYALİSTLERİN ‘BAĞIMSIZLIK’ ISRARI

Şüphesiz, bu süreçte Katalan özerk yönetimi başkanı Carles Puigdemont’un geri adım atıp atmayacağı en çok merak edilenlerdendi. Nitekim, Puigdemont’un seçimlerden sonra toplanan Katalan parlamentosunda bağımsızlık talebini erteleyebileceklerini açıklaması hayal kırıklığı yarattı. Puigdemont, bağımsızlık ilanı beklentisiyle bir ulusal futbol maçı varmışcasına meydanları dolduran Katalanlar tarafından eleştirildi.

Puigdemont’a geri adım atmama konusunda sokak baskısının yanı sıra parlamentodaki bağımsızlıkçı sosyalist parti Halk Adaylığı Birliği’nin (CUP) ısrarı da etkili oldu. Puigdemont, sosyal demokrat ve liberal bağımsızlıkçı partilerin oluşturduğu Junts pel Si koalisyonu hükümetinin başkanı. Ancak CUP, bu koalisyonun içinde yer almıyor. İspanyol sağı tarafından ‘aşırılıkçılar’ olarak ötekileştirilmeye çalışılan CUP’un Puigdemont’a ‘geri adım atma’ konusundaki sert eleştirileriyse sonuç verdi. Puigdemont, CUP ile birlikte bağımsızlık ilanı yöntemleri üzerine geçtiğimiz hafta çalışmaya başladı.

MADRİD’İN HAMLE ALANI NE KADAR GENİŞ?

Gelelim İspanya merkezi yönetimine. Madrid’in referandumdan bu güne dile getirdiği en büyük koz, İspanya Anayasası’nın 155’inci maddesi oldu. Bu madde onaylandığı takdirde, Katalonya’nın özerkliği kaldırılıp bölgenin kurumları Madrid’in kontrolüne geçebiliyor. Nitekim İspanya, Katalanların bağımsızlık ilanıyla birlikte en güçlü kartını oynadı ve senato 155’inci maddeyi yürürlüğe koydu.

Peki bu madde nasıl uygulanacak? Burada Avrupa Birliği’nin sürece dair yorumlarına değinmekte fayda var. AB, bağımsızlık referandumu öncesi ve sonrasında defalarca İspanya merkezi yönetiminin yanında olduklarını, Katalonya’nın bağımsız olmasına izin verilmesi durumunda kıtadaki diğer bağımsızlıkçı hareketleri de ‘cesaretlenebileceğini’ dile getirdi. Fakat referandum günü seçmenlere yönelik sert saldırılar, AB tarafından hoş karşılanmadı. Gerek Almanya Başbakanı Angela Merkel, gerek çeşitli AB yetkilileri saldırıları eleştirdi ve yaralılarla acilen ilgilenilmesi gerektiğini söyledi.

Buradan AB’nin bağımsızlıkçı harekete karşı Madrid’in yanında olacağı, ancak -gerçekliği tartışılacak bir konu olsa da- referandum günü gibi bir manzaranın üye ülkelerinde yaşanmasını istemediği sonucuna varabiliriz. Gerçekçiliği tartışılacak dedik çünkü referandum günü yaşananlara dair AB’nin yorumları ‘bağlayıcı’ değildi. Üstelik Madrid yönetimi, Katalan ve Bask gündemi gibi kendi açısından ‘hassas’ konularda daha ‘özerk’ hareket edebiliyor. Bask bağımsızlıkçı silahlı örgüt ETA üyelerinin cezaevi koşulları konusundaki tutumu buna iyi bir örnek. ETA mahkumlarının, Bask Bölgesi’ndeki cezaevlerine nakledilmek istemesi, her ne kadar AB tarafından kabul edilebilir görülse de Madrid bu konuda taviz vermiyor. Önümüzdeki süreç içinde Madrid’in Katalonya konusunda da bu esnekliğini nasıl kullanacağını göreceğiz.