YAZARLAR

Dünya Kupası’nın düşündürdükleri…

Kupayı turnuvaya en iyi başlayan değil en iyi bitiren kazanıyor. Ama çabuk yargılara varmanın cazibesi yüzünden bu gerçeği her seferinde unutuyoruz…

Katar 2022 sona erdi. Messi, Arjantin, Katar, Fas ve Fransa kazandı. Ronaldo, Brezilya, Uruguay, Almanya ve İngiltere kaybetti. Tarihin en tartışmalı turnuvasından geriye hem saha dışında hem de saha içinde üzerine düşünmeye değer bolca konu kaldı…

1. Messi futbolla 'mahsuplaştı'

Katar 2022 ile ilgili en büyük soru Messi’nin kazanıp kazanamayacağıydı. İşin suyunu çıkarıp “Futbolun Messi’ye Dünya Kupası borcu var” sloganına tutunanlar bir yana, oyunun gördüğü en iyi futbolcu nihayet – ben öyle düşünmesem de – futbolun en büyük ödülü kabul edilen kupayı, üstelik başrol oynayarak kazandı. İlk günden itibaren hem takımı hem turnuvayı sırtlama sorumluluğunun altında ezilmeyerek bu büyük savaştan galip ayrılması, karakterinin gücüne dair soru işaretlerini silmiş görünüyor. Hollanda maçında net şekilde görülen ve hiç aşina olmadığımız “vokal agresif” tavrı ilginçti. Söz konusu Messi olunca bir kitap dolusu inanılmaz istatistik sıralamak mümkün. Çok sık anılmayanlardan birini verelim: Lionel Messi kulüp ve milli takım kariyerinde hiçbir turnuvanın grup aşamasında elenmedi.

2. Ve şampiyon… Fransa?

Kupa Arjantin’e gitmiş olabilir; üstelik her ne kadar maçın büyük bölümünde varlık gösteremeseniz de finali penaltılarla kaybetmek üzücü. Ancak Fransızların kahrolmasına gerek yok. Son yedi Dünya Kupası’nda dört final oynayan ve ikisini kazanan, aynı dönemde bir kez Avrupa şampiyonu olup bir final gören Maviler belli ki kısa ve orta vadede yine buralarda olacak. Ballon d’Or sahibi yıldızını turnuvanın hemen öncesinde kaybetmiş bir ekibin çok da zorlanmadan finale gelecek kadar güçlü bir kadroya ve oyun çeşitliliğine sahip olması gelecek için umut veriyor. En baskın oldukları alan ise her zamanki gibi futbolcu üretimi. Clairefontaine metodolojisi sadece Fransa’yı değil eski sömürgelerini hatta komşu Avrupa ülkelerini bile beslemeyi sürdürüyor. Buna 2022’nin en görkemli hikayesini yazıp yarı finale çıkan ilk Afrika takımı olan Fas da dahil. Neticede Fransızlar kadro içindeki olası çatışmaları susturmaları halinde 2026’da da favorilerden olacak.

3. Frenin ecele faydası yok

Milli takım turnuvalarının pragmatistler tarafından kazanıldığı sır değil. Oyuncularıyla çalışmak için yeterince zamanı olmayan milli takım hocaları çoğu zaman en risksiz ve kestirme yola sapıyor. Ancak özellikle üst düzey kadrolardaki aşırı reaktif oyunlar can sıkıcı olmakla kalmayıp işlerin ters gittiği ilk anda takımı çözümsüz de bırakıyor. Örneğin kupayı alabilecek, en azından Fas’ın yaptığını yapabilecek bir kadroya sahip olan Uruguay’da teknik direktör Diego Alonso’nun sürekli frene basması oyuncuların özgüvenini de silerek korkunç bir turnuva geçirmelerine yol açtı. Benzer şeyler – bu kadar olumsuz olmamakla beraber – Portekiz ve Fernando Santos, hatta İngiltere ve Gareth Southgate için de söylenebilir.

4. Kupa işi momentum işi

Kupayı turnuvaya en iyi başlayan değil en iyi bitiren kazanıyor. Ama çabuk yargılara varmanın cazibesinden dolayı bu gerçeği her seferinde yeniden hatırlamamız gerekiyor. Arjantin hiç de kusursuz bir Dünya Kupası oynamasa da turlar ilerledikçe vites artırarak istediğini aldı. Özellikle yarı final ve finaldeki yükselişleri etkileyiciydi. Başlarda koltuğunu hak edip etmediğini sorgulatacak kadar heyecanlı, plansız ve şaşkın görünen Scaloni de giderek ısındı ve finaldeki “sol kanatta Di Maria” planıyla dengeyi değiştiren bir dokunuş yaptı. Çok hızlı başlayanlar – başta İspanya ve Brezilya – ise ivmesini sürdüremedi. Arjantin için söylediklerimiz organizasyonun kendisi için de geçerli olabilir. Katar 2022 ilk grup maçlarındaki golsüz beraberlikler ve tatsız oyunlarla tarihin en kötü turnuvalarından biri olmaya giderken, üçüncü maçlardan itibaren sürekli yükselen heyecan ve rekabet sayesinde iz bırakan en iyi hatırlanacaklardan biri oldu.

5. Futbolun kayıp sanatlarına nur yağabilir

Futbolda “ne varsa eskilerde var” nostaljisinin pek bir anlamı kalmadı; yine de Dünya Kupası oyunun içindeki bazı kayıp sanatların yıllar boyu neden önemli olduğunu hatırlattı. Oyunların sıkıştığı, planların birbirini nötralize ettiği birçok müsabakada futbolseverlerin gözleri spesiyalist santrforlar ve dribbling ustaları gibi “sorun çözücüleri” aradı. Sadece makul kalitede bir dokuz numarayla çok daha iyi yerlere gelebilecek takımlar maç içi krizlerde boğulup elendi.

6. Mbappé büyüdü

Her golcünün hayali Dünya Kupası finalinde hat-trick yapmaktır. Bugüne kadar sadece 1966’da İngiliz Geoff Hurst bunu başarmıştı. Öte yandan bu hayali kurarken “kupayı da kazanayım” diye düşünmezsiniz, çünkü finalde üç gol atarsanız kupayı zaten alırsınız. Ama bu kez öyle olmadı. Takımının ruh gibi dolaştığı final maçında ayakta kalan Mbappé üst üste ikinci kupasını kazanamadı. Ancak sekiz golle Katar 2022’nin gol kralı olan yıldızın Dünya Kupaları tarihinin zirvesine doğru yürüyüşü sürüyor. Özellikle 81. dakikada topa yatarak yaptığı muhteşem vuruş unutulmaz goller arasındaki yerini aldı. PSG’de kalmaya devam ettikçe kulüp kariyeri belli bir eşiği aşamayabilir ancak milli takımda Pelé’nin üç Dünya Kupası zaferi makul bir hedef gibi görünüyor. 

7. Futbolcu kariyerleri uzuyor

Tarihte sadece altı futbolcu beş farklı Dünya Kupası’nda forma giydi. Bunlardan biri Meksika’nın 1950’lerdeki efsanevi kalecisi Carbajal’di. Geriye kalan beş oyuncudan ikisini (Messi ve Ronaldo) ise Katar’da izledik. Birçok isim de dördüncü kupasını oynadı. Futbolcular artık daha uzun süre daha istikrarlı performans gösterebiliyor. Buna milli takım havuzlarının erken yaşta oluşturulması da eklenince ilerleyen yıllarda beş-altı kupa gören isimlerin sayısında artış beklemek makul görünüyor. Oyunun fiziksel gereksinimleri artsa da buna uygun yetişen çocukların dayanıklılığı ihtiyacı fazlasıyla karşılıyor. Şu anda esas mesele psikolojik gereklilikleri karşılayıp baskıya dayanabilmek.

8. Turnuvalar topu o kadar sevmiyor

Futbolda “topa sahip olma oyunu” üzerine tartışmalar son on yılda iyice alevlendi. Her alanda olduğu gibi burada da muazzam bir kutuplaşma ve karşı tarafı düşmanlaştırma söz konusu. Katar 2022’de İspanya’nın erken elenmesi pas oyununu sıkıcı bulanları sevindirdi. Yeterli sayıda delici oyuncunuz olmadığında bu oyunun topa sahip olma değil topu kaçırma oyunu haline geldiği ortada. Ancak bir gerçek daha var. Turnuvaları genellikle topa daha az sahip olan veya bunu takıntı haline getirmeyen takımlar kazansa da aynı şey ligler için geçerli değil. Galiba hem ligi hem kupaları kovalayan kulüp takımlarının – eğer 2010-2011 Barcelona değilseniz – birden fazla oyuna ihtiyacı var.

9. Kadınlar daha fazla görünür olmalı

1 Aralık’taki Almanya-Kosta Rika maçını yöneten Fransız Stéphanie Frappart Erkekler Dünya Kupası tarihinde düdük çalan ilk kadın hakem oldu. Cinsiyet ayrımcılığının hala epey baskın olduğu futbol için küçük ama önemli olan bu adım gelecekte yeni kadın hakemler için kapıları aralayabilir. Öte yandan şeyhlerin, Infantino’ların, Macron’ların dünyasında ve Katar’ın bağnaz ikliminde, karar alma kademelerindeki kadınların eksikliği dikkat çekiciydi. Faslı Achraf Hakimi’nin kendi tabiriyle “evlere temizliğe giden” annesiyle yaptığı maç sonu kutlamaları haklı olarak büyük sempati topladı; ancak kadının toplumda ve futbolda ait olduğu düşünülen yere dair kötü bir sembol olarak da okunabilir.

10. Mevsim kupaya yaradı, liglere ne yapacağı meçhul

FIFA on iki yıl önce 2022 Dünya Kupası’nı Katar’a verdiğinde en hararetli konulardan biri hararetti: Gezegenin en sıcak bölgelerinden birinde, 50 dereceyi aşan sıcaklıklarda, uzun bir sezondan çıkmış futbolcuları sahaya koşmanın hem sağlık hem performans sorunları getirmesi olasıydı. Statların alttan-üstten-yandan soğutulması, üstü kapalı stadyumlar gibi muhtelif önerilerin ardından 2015 yılında organizasyonun Kasım-Aralık aylarında yapılacağı açıklandı. Performans ve heyecan açısından bakınca sonbahar-kış kupası takımlara yaramış görünüyor. Ancak alışılmadık aranın ligleri nasıl etkileyeceği belirsiz. Teknik direktörleri alışkın olmadıkları bir hazırlık ve antrenman rutini bekliyor. Bu istisnai sezonun fiziksel gereklerine en iyi adapte olan kulüpler sürpriz yapabilir.

11. Kupa hala yıldızlar yaratabiliyor

Bugün Dünya Kupası daha önce hiç görmediğimiz oyuncuların sahneye çıktığı bir organizasyon değil. Yine de vitrin niteliğini bir şekilde koruyor. Avrupa’nın büyük liglerinde oynamasına rağmen şimdiye kadar dikkat çekmemiş bazı isimler büyük sahnede gösterdikleri zihinsel kararlılık ve teknik beceriyle parlamayı başardı. Özellikle Faslı orta saha oyuncuları Ounahi ve Amrabat, Hırvat kaleci Livakovic ve Arjantinli Enzo Fernández Katar’da gösterdikleri performans sayesinde yakın gelecekte birkaç basamak yukarıdaki kulüplere transfer olabilir. Her zamanki gibi bir penaltı dramı yaratıp elenmeyi başaran İngilizlerin genç orta sahası Jude Bellingham ve Alman yaratıcı Jamal Musiala ise her seviyede var olabileceklerini gösterdi.

12. Futbol – şimdilik – her şeye direnecek kadar güçlü

Katar 2022 işçi ölümleri, insan hakları ihlalleri ve temel özgürlükleri kısıtlama hamleleriyle yeterince utanç ve suç içeriyordu. Buna organizasyon sırasında hayatını kaybeden iki işçi, kaptanlık bandı krizi, kupa töreninde Messi’ye giydirilen bişt ve sahanın içinde dolaşan kasap da eklenince “şatafatlı rezalet” teklifinin içi hakkıyla doldurulmuş oldu. Bütün bunlara karşın sahadaki heyecan ve öyküler futbolun hala bir şekilde bizi büyüleyebildiğini gösterdi. Final başta olmak üzere birçok maç futbolseverlerde uyandırdığı duygu gelgitleri açısından unutulmazlar arasına girdi. Ancak ortada kesin bir galibiyet yok. Yönetenler futbolu kendilerine benzetmek için elinden geleni ardına koymuyor. 2026 Dünya Kupası 48 takımla oynanacak ve halihazırda çok yüksek olmayan oyun kalitesi kaçınılmaz olarak daha da seyrelecek. Bakalım güzel oyun daha ne kadar direnebilecek…


Suat Başar Çağlan Kimdir?

1984 yılında Bornova’da doğdu. Balıkesir Fen Lisesi’ni ve Galatasaray Üniversitesi Felsefe Bölümünü bitirdi. 2010 yılında Ege Üniversitesi Sanat Tarihi Bizans Sanatı programında yüksek lisansını tamamladı. 2007 yılından beri İngilizce ve Fransızca dillerinden serbest çevirmenlik yapıyor. George Bernard Shaw, Alain Robbe-Grillet, C. L. R. James, Saadat Hasan Manto gibi yazarların eserlerini Türkçe’ye çevirdi; edebiyat, sanat ve felsefe alanındaki yazı ve tercümeleri çeşitli dergilerde yayınlandı. Gazete Duvar’da başladığı futbol yazılarına farklı mecralarda devam ediyor. Karşıyaka’da yaşıyor.