Ya George Floyd'un videosu olmasaydı?

Irkçılık virüs gibi yayılmasa bile ölümcüldür. Ancak ırkçılığı görmezden gelmek yerine bununla mücadele edildiğinde başa çıkmak mümkün gibi görünüyor.

Nicholas Kristof

George Floyd’un Minneapolis’te polis tarafından öldürüldüğünü gösteren videoyu hiç kimsenin çekmemiş olduğunu düşünün. Tutuklamaya direnirken öldüğüne ilişkin yumuşak bir ifade yazılırdı ve hiçbirimiz onun hakkında bir şey duymazdık. Oysa, bu videonun dehşeti tüm dünyada protestolara yol açtı. Bu videodaki ırkçılık, linç kültürü kadar içselleştirilmiş tutum.

Bununla birlikte, bizleri diğer ırksal eşitsizliklere karşı harekete geçiren ve viral olan bir video da mevcut değil:

• Günümüzde Washington’ta, Missouri, Alabama, Louisiana, Mississippi veya bazı diğer eyaletlerde doğan siyah bir çocuğun, Bangladeş ya da Hindistan’da doğan bir çocuktan daha kısa bir yaşam beklentisiyle dünyaya geldiğini gösteren bir video göremezsiniz.

• Jim Crow döneminde yaşandığı gibi, siyah çocukların hâlâ sistematik biçimde ikinci sınıf okullara ve geleceklere yönlendirildiklerini gösteren bir video mevcut değil. Siyah veya Latin öğrencilerin yaklaşık yüzde 15’i, yüzde 1’den daha az beyazın devam ettiği Apartheid* okullarına gidiyor.

• Beyazlara kıyasla, siyahların korona virüsünden iki kattan fazla öldüğünü ya da son toplu işten çıkarmaların bir sonucu olarak, geçen ay itibariyle Afrikan-Amerikalı yetişkinlerin artık yarısından daha azının bir işi olduğunu gösteren bir video da yok.

ŞİDDETİN YENİ BİÇİMLERİ: YOKSULLUK VE AYRIMCILIK

Robert F. Kennedy, 1968 yılında suikasta uğramasından kısa bir süre önce yaptığı açıklamada, “Başka türden bir şiddet söz konusu, daha yavaş ama gece baskınları ya da bombardımanları kadar ölümcül ve yıkıcı” demişti. “Bu, kurumlardan kaynaklanan, kayıtsızlık, eylemsizlik ve yavaş yavaş çürümenin neden olduğu şiddettir. Bu, yoksullara işkence eden, tenlerinin rengi farklı olduğu için insanlar arasındaki ilişkileri zehirleyen bir şiddettir. Bu, bir çocuğun açlıktan, kitapsız okullardan ve ısınmayan evlerden dolayı yavaş yavaş yok edilmesidir.”

Sağlık istatistikleri de bunu ortaya koyuyor. ABD’de yaşayan siyah bir bebeğin, bebeklik döneminde ölme olasılığı, beyaz bir bebeğin ölme olasılığından iki kat fazla ve siyah bir kadının hamilelik ya da doğum esnasında ölme olasılığı, beyaz bir kadının ölme olasılığından iki buçuk kat fazladır.

Harvard Halk Sağlığı Okulu Dekanı Michelle A. Williams, “Irkçılık, halk sağlığı krizinden başka bir şey değildir” diyor.

“Bu gerçek, yalnızca siyah Amerikalıları orantısız biçimde öldüren polis şiddeti musibetinde değil, sağlığın toplumsal alandaki belirleyicilerine dek nüfuz eden kölelik ve ayrımcılık düzeni kalıntılarında da hissedilebilir. Irkçılık, siyah Amerikalıları tarih boyunca uğruna savaştıkları, kanlarını ve canlarını feda ettikleri ilerlemelerden yararlanmaktan alıkoyuyor. Bu gerçeklik, yetersiz biçimde finanse edilen okullardan sağlık ve sosyal programların yaşadığı darboğazlara, (beyaz olmayanlara yönelik/ç.n.) mali yardımların reddine, kitlesel biçimde hapsedilmeye, seçmenlere yapılan baskılara, polis vahşetine ve daha birçok şeye varıncaya kadar sayısız biçimde açığa çıkıyor. Ayrıca bu durum inkar edilemez bir şekilde sağlık sorunlarına yol açarak siyahların hayatlarının erkenden sona ermesine neden oluyor.”

ÇOCUKLAR İÇİN COVID-19’DAN DAHA TEHLİKELİ

Pediatrik Bulaşıcı Hastalıklar Derneği birkaç gün önce yaptığı açıklamada, “Yapısal ırkçılık, çocukların sağlığı ve refahı açısından Covid-19 dahil olmak üzere bulaşıcı hastalıklardan daha zararlıdır” diyordu.

Orlando Patterson gibi sosyologlar, beyazlar genel olarak farklı ırklara dair gittikçe daha ilerici görüşlere sahip olsa bile, çoğu zaman hala Afrikan-Amerikalıların yaşadığı kayıpların kamu politikalarına fayda sağladığını düşündüklerini belirtiyor. Örneğin, zengin mahallelerinde tıka basa dolu konutlara karşı çıkabilir, uygun fiyatlı evlerin sayısını azaltabilir ve ayrımcılığı sürdürebilirler. Yahut, Apartheid okullarında sürdürülen eğitim için yetersiz bir yerel finansman sistemine destek verebilirler.

Berkeley Kaliforniya Üniversitesi’nde kamu politikaları profesörü ve entegrasyon alanıyla ilgili ‘Rüyanın Çocukları’ adlı kitabın yazarı olan Rucker Johnson, “Ayrımcılığa uğramak ve kötü finanse edilen okullara mahkum edilmek, çocukların yaşama dair şanslarının önündeki en büyük engel” diyor. Johnson, Amerika’daki devlet okullarının 1988’de en yüksek entegrasyon oranına ulaştığını ve o zamandan beri ırksal olarak daha fazla ayrımcılığın ortaya çıktığını buldu.

Yapısal ırkçılık virüs gibi kolayca yayılmaz ama ölümcüldür. Yakın zamanlarda sigorta kayıtları üzerinde yapılan yeni bir araştırma, ateş ve öksürük gibi Covid-19 belirtileri gösteren siyah ve beyazların tıbbi yardım aradığı durumlarda, siyahların korona virüsü testi yaptırma ihtimalinin beyazlardan daha düşük olduğunu açığa çıkardı.

BİLİNÇALTINDAKİ IRKÇILIK

Siyah hastaları test ettirmeyen doktorları ya da siyah mahallelerdeki kliniklere test tahsis etmeyen yetkilileri merak ediyorum. Eminim birçoğu iyi niyetlidir ve ayrımcılık yaptıklarından haberleri bile yoktur. Buna karşın, bilinçsizce taşınan ırkçı ön yargılar yaygın biçimde görülür ve akademisyen Eduardo Bonilla-Silva’nın ‘ırkçılar olmadan ırkçılık’ dediği biçimde açığa çıkar.

Bilim insanları, örneğin, profesyonel beyzbol hakemlerinin, atıcı ile aynı ırktan olduklarında (ırkları ne olursa olsun, çoğunlukla beyaz atıcılara fayda sağlayan biçimde) vurucunun (kural dışı biçimde meyilli olarak gelse de/ç.n.) topu ıskaladığına karar verme ihtimalinin daha yüksek olduğunu buldular. Aynı şekilde, profesyonel basketbol hakemlerinin farklı bir ırktan olan oyuncuya karşı kasti faul kararı verme olasılığı daha yüksektir.

Araştırmaların büyük kısmı kasvet verici görünse bile bana umut veren üç şey var. Öncelikle, birçok veri bazı iyileşmeler yaşandığını gösteriyor. İkinci olarak, eldeki sağlam kanıtlar hangi politikaların bize yardım edebileceğini ortaya koyuyor. Mesela, geçtiğimiz yıl Ulusal Bilim, Mühendislik ve Tıp Akademileri tarafından yürütülen titiz bir çalışma, çocuk yoksulluğunun azaltılmasının ırk kaynaklı eşitsizliği de yarı yarıya azaltabildiğini gösterdi. Eksik olan şey araç ya da kaynak değil, politik irade.

Bana umut veren üçüncü neden, bu ön yargılı basketbol hakemleriyle alakalı. Bu araştırma NBA’i (Amerikan Ulusal Basketbol Federasyonu) öfkelendirdi ve -ilerlemenin temelini oluşturan- sancılı tartışmalara yol açtı. Bir başka deneyde, ilk araştırmanın tüm dikkatleri üstüne çekmesinin ardından bu tür ön yargılı hükümlerin yok olduğunu ortaya çıkardı. İnsanların ırk kökenli ön yargılarla ilgili sancılı tartışmalar yürütmek zorunda kaldıkları durumlarda bunun üstesinden gelebildikleri tespit edildi.

*Apartheid; Geçmişte, Güney Afrika Cumhuriyeti’nde beyaz azınlığın siyah çoğunluğa karşı uyguladığı ırk ayrımcısı rejiminin ismi. Rejim, Nelson Mandela ve diğer Afrikalı devrimcilerin verdiği mücadele sonucunda yıkılmıştır.


Yazının aslı NY Times sitesinden alınmıştır. (Çeviren: Tarkan Tufan)