Covid-19’a karşı en güçlü silahımız sürü bağışıklığı mı?

Korona virüsüne karşı aşı çalışmaları devam ediyor ancak uzmanlar aşının bulunmasının uzun süreceğini söylüyor. Salgının yayılmasını durdurmak ve sürü bağışıklığı kazanmak için aşı oldukça önemli ama sosyal mesafe kurallarına uyarak sürü bağışıklığı kazanana kadar bulaşma zincirini kırabiliriz.

Jillian Mock

Dünyanın geri kalanı Covid-19 salgınıyla mücadele etmek için çaba sarf ederken, İsveç gayet rahat davrandı. Hükümet, İsveçlilerin evde kalması, 50’den fazla kişinin toplanmasının yasaklanması ve müzelerin kapatılması gibi adımlar attı. Ancak restoranlar, okullar ve parklar açık kalmaya devam etti. Netice itibariyle, İsveç’in ABD Büyükelçisi Karin Ulrika Olofsdotter, ülkenin başkenti Stockholm’ün bu ay içinde sürü bağışıklığını kazanabileceğini dile getirdi.

Sürü bağışıklığı, bir toplumun hastalığın bulaşma oranını düşük tutmak için enfeksiyonlarla kolektif olarak savaştığı durumdur. İsveç’in yaklaşımı, karantina önlemlerinin ekonomiyi sekteye uğrattığı ABD gibi ülkelere çekici görünebilir. Ne var ki, ekonomiyi işler halde tutmanın da bir maliyeti var ve şimdiye kadar İsveç’teki ölümlerin yüzde 86’sını oluşturan 2 bin yaşlı hayatını kaybetti. Ve bilim insanları, yeni korona virüsünden kurtulan bireylerin enfeksiyona tekrar yakalanmaya karşı bağışıklığa sahip olup olmadığından henüz emin değiller. Bu bir yana, toplumun, hastalığın en savunmasız bireylere ulaşmasını engelleyip engelleyemeyeceğinden de emin değiller.

Uzmanlar, şimdilik en az birkaç ay uzağımızda olan bir Covid-19 aşısının, güvenli bir şekilde sürü bağışıklığına ulaşmak ve enfeksiyonları en aza indirmek için en büyük şansımız olduğunda hemfikirler. Uzmanlar, bir aşı -ve yanı sıra bulaşma zincirlerini kırmak için gereken sosyal mesafe tedbirleri- olmadan, hastane sistemlerine aşırı derecede yüklenilmesinden ve daha birçok insanın ölmesinden korkuyorlar.

SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI NASIL İŞLER?

Bireysel düzeyde, vücudumuz, Covid-19’a neden olan SARS-CoV-2 gibi istilacı patojenlerin (hastalık yayıcıların/ç.n.) yol açtığı bir enfeksiyonu tanıyan ve mücadele eden antikorlar üreterek, bağışıklığı oluşturur. Vücudunuz, bir virüse maruz kaldıktan ve hastalandıktan sonra doğal yollarla bu antikorları oluşturabilir ya da hastalığa yakalanmadan aynı antikor tepkisini ortaya çıkaran bir aşı yaptırabilirsiniz.

Bağışıklık, çoğunlukla tekrar eden bir enfeksiyondan korunduğunuz anlamına gelir; ayrıca, bu sayede hastalığı başkalarına bulaştırmazsınız. Örneğin kızamık hastalığına karşı bağışık olan biri, farkında olmaksızın hastalığı etrafına yaymayacaktır. Çoğu virüs, enfekte olmuş bir kişinin virüse karşı bağışıklık kazanmamış başka biriyle temas etmesiyle yayılır.

Adından da anlaşılacağı üzere, ‘sürü bağışıklığı’, nüfus düzeyinde belirli bir hastalıktan korunmayı hedefler. Ne kadar çok insan bağışıklık kazanırsa, bir virüs o kadar az insana atlayabilir ve daha az bulaşabilir.

John Ring LaMontagne Bulaşıcı Hastalıklar Merkezi’nin müdür yardımcısı ve Austin’de bulunan Texas Üniversitesi’nde profesör olan Jaquelin Dudley, “Sürü bağışıklığı, yerel bir bölgede yaşayan tüm insanların mevcut durumu ve belirli bir enfeksiyonla savaşma yetenekleridir” diyor. “Belirli bir virüsün bulaşma kabiliyetiyle ilişkilidir.”

Bir toplumda yeterli sayıda insan virüse karşı bağışıklık kazanmışsa, hâlâ savunmasız olanlara virüsü yaymaları söz konusu olmayacaktır.

Dudley, örneğin, bir odada bulunan 100 kişiden 90’ının kızamık hastalığına karşı bağışıklığı olması halinde, bağışıklık kazanmamış olsalar bile diğer 10 kişinin hastalığa yakalanma ihtimali düşüktür, diyor. Bireylerin çoğunluğu hastalığa maruz kalma veya aşılama yoluyla antikorlar oluşturarak, kalan savunmasız insanları korur. Fakat bağışıklık kazanan insan sayısı 80’in altına düşerse, kalan 20 kişinin kızamığa yakalanma ihtimali daha yüksek olacaktır. Uzmanlar, yeni korona virüsüne karşı sürü bağışıklığı kazanmak için nüfusun en az yüzde 70’inin virüse karşı bağışıklık kazanması gerektiğini öngörüyorlar.

SARS-CoV-2’nin insandan insana nasıl yayıldığını henüz tam olarak anlamış değiliz. Fakat Dudley, çok az sayıda virüsün, aylarca veya yıllarca belirti göstererek ya da göstermeksizin virüsü diğerlerine bulaştıran ‘taşıyıcıları’ olduğunu ifade ediyor. Daha sık görülen biçimde, enfekte bir insanın hastalığı başka bir kişiye bulaştırabileceği birkaç gün ilâ birkaç hafta arasında değişen, kısa bir zaman aralığı mevcut. SARS-CoV-2 söz konusu olduğunda, bilinmeyen sayıdaki vaka, virüsün belirtilerini çok az gösteren ya da hiç göstermeyen enfekte bireyler aracılığıyla yayılıyor; bu durumsa, bir aşının geliştirilmesini beklerken, var olan sosyal mesafe uygulamasını sürdürmek için başka bir neden.

Dudley, “Virüsler elbette yayılacak, çünkü bu onların yaptığı şey ve bu nedenle bizim yapmak istediğimiz bu sayıyı bağışıklık ya da aşılama yoluyla aşağı çekmek” diyor.

ÖNÜMÜZDEKİ ENGELLER

Şu anda yanıtı bilinmeyen en büyük sorulardan biri, kurtarılan korona virüsü hastalarının ikinci kez hastalığa yakalanmaktan muaf olup olmadığı. Washington Üniversitesi’nde tıp ve küresel sağlık profesörü olan Jared Baeten, “Virüse yakalanmanın, sizi tekrar virüse yakalanmaktan koruyup korumadığını henüz bilmiyoruz” diyor. Dünya Sağlık Örgütü de (DSÖ), Covid-19’u atlatan insanların virüs nedeniyle tekrar hasta olup olmama ihtimalinin yanıtını şimdilik bilmediğimizin altını çiziyor. Baeten, “Sürü bağışıklığı bir yana, bireysel bağışıklık bile henüz kanıtlanmadı” diyor.

Beaten, “Grip ya da soğuk algınlığına neden olan yaygın solunum yolu virüslerini düşünün; her yıl aşı olabilir ve yine de kışın bu virüslerden birine yakalanabilirsiniz” diyor. Kelimenin tam anlamıyla soğuk algınlığına neden olan yüzlerce virüs olduğu için onlara karşı kusursuz biçimde korunmuyorsunuz; buna karşın, en az bir tane alt türüne maruz kalmış olmak, daha sonra yaşayacağınız enfeksiyonları daha az şiddetli hale getirebilir. Bağışıklık da zaman içinde aşınabilir, bu nedenle tetanoz gibi enfeksiyonları önlemek için takviye aşılar yaygın olarak kullanılır. Kabakulak, kızamık ve kızamıkçık için yapılan MMR aşısı gibi diğer aşılarsa, çoğunlukla yaşam boyu görevini yerine getirir.

Baeten, bir Covid-19 enfeksiyonu kısmi koruma sağlıyorsa ve -gripte olduğu gibi- kısmen koruyucu bir aşı geliştirmek mümkünse, yine de bir çeşit sürü bağışıklığı kazanabileceğimizi ifade ediyor. Bununla birlikte, sürmekte olan belirsizliklere rağmen, hem Baeten hem de Dudley, gelecekte SARS-CoV-2’den yaygın bir koruma sağlanması için bir aşının hayati öneme sahip olacağını vurguluyorlar.

Dudley, şu anda yaygın bir doğal bağışıklık veya aşı yerine, sosyal mesafenin aynı işlevi yerine getirdiğini ve hastanelerin aşırı biçimde yoğunlaşmasını önlemek için bulaşma zincirini kırdığını söylüyor. ABD’deki otuz bir eyalet bu hafta sosyal mesafe uygulamalarını gevşetmeye hazırlanıyor ve bir aşıdan en az birkaç ay uzaktayız.

Baeten, bir aşı kullanıma sunulduğunda, insanların ancak büyük çoğunluğunun aşılanması halinde sürü bağışıklığına kavuşabileceğimizi söylüyor. Dudley de onunla aynı fikirde: “Aşı, sürü bağışıklığını yaymak ve maruz kaldıklarında enfeksiyona karşı koyabilen insan sayısını çoğaltmak için en büyük umudumuz.”


Yazının aslı Discover Magazine sitesinden alınmıştır. (Çeviren: Tarkan Tufan)