ABD’li siyahların mücadelesinin kilit ismi: Ann Atwater

Ann Atwater’ın yaşamı, 1935’te topraklarını ürünleriyle kiralayan ebeveynlere doğan, siyah bir kadın olarak hiç de kolay değildi. 60’larda Kuzey Karolina’nın Durham kentinde, çatlaklarından dondurucu rüzgarı içine alan, ufacık bir evin kirasını tek başına çalışarak ödüyordu. Bir yandan kızıyla hayatta kalma mücadelesi veren Ann, ABD’li siyahların, beyazlar tarafından her türlü ırkçılığa maruz bırakıldığı bu yıllarda, bir Ku Klux Klan liderini nasıl insanlığın tarafına çekti?
Fotoğraf: D.L Anderson

Tuğçe Özbiçer  tozbicer@gazeteduvar.com.tr

Her kadının hikayesi, mücadelesi biricik. Bu hikayeler, ulaşabildiğimiz, erişebildiğimiz kadar güçlendiriyor bizi. İlham kaynağı oluyor. Yaşadığımız coğrafya neresi olursa olsun, hangi yılda doğmuş olursak olalım, en fazla ‘bazen bir tık daha kolay’ olabilir işler bizim için. Fakat asla eşit değil. Asla adil değil.

Ann Atwater da işte bu kadınlardan biri. Hem kadın, hem siyah. ABD’de ırkçılığın, ayrımcılığın, siyahlara yönelik şiddetin hala meşru olduğu günümüzden, çok daha önce, 1935’te doğmuş. O yıllar, beyazlarla aynı kaldırımda yürümeye ‘cüret etme’nin açıkça güzel bir ‘dayak sebebi’ olarak kabul edildiği yıllar. Otobüslerin, okulların, sinemaların hatta su içilen çeşmelerin dahi, beyazların buyruğunca ayrıldığı bir dönem…

BEYAZLARIN DÜNYASINDA HEP İKİNCİL OLMAK

Yoksul ebeveynlerin 9 çocuğundan biri olan Ann, kardeşleriyle, tarlalarda çalışmak zorunda kalıyor, geçinmek için. Beyazların tarlalarında tabii. Siyahlara yemek, beyazlardan sonra ve yalnızca arka kapıdan veriliyor. Yıllar sonra “An Unlikely Friendship (Sıradışı bir dostluk)” belgeselinde, ‘beyazların dünyasında hep ikincil olacağını, daha o zaman kavradığını’ anlatıyor Ann Atwater.

14 yaşındayken hamile kalıyor. Sonra, hamile kaldığı bebeğin babası French Wilson’la evlenmeye zorlanıyor babası tarafından. Çocuk bedeniyle doğum yaptıktan kısa bir süre sonra ise kaybediyor bebeğini. 2 yıl sonra bir kızı doğuyor. İsmi Lydia.

1950’lerde, eşi French Wilson, Durham kentine taşınıyor ve Ann’e ‘bir işi ve evi olduğunu, Lydia’yı da alıp, kendisinin yanına gelmelerini’ söylüyor. Ann Atwater 2010’da verdiği bir röportajda, şöyle anlatıyor sonrasını: “Bana söylediği gibi bir evi yoktu. Yaşadığı yer, başka bir adamla paylaştığı, tek bir odaydı. O zamanlar Kuzey Durham’da, siyahlar bu tarz yerlerde yaşamak zorundaydılar.”

ŞİDDET UYGULAYAN EŞE MEKTUP: BURAYA KADAR!

İkinci kızları Marilyn’in doğumundan sonra, daha iyi bir iş hayali ile Richmond’a taşınan French, Ann’den tekrar kızları da yanına alarak Richmond’a gelmesini istiyor. Ann, mektubunda şöyle yazıyor, kendisine şiddet uygulayan, alkolik eşi French’e: “Seni zaten Durham’a kadar takip ettim. Buraya kadar!”

Evliliğinde mutsuz olan Ann, French’ten boşanıyor. Yeni bir ev tuttuktan sonra, farklı işlerde, sürekli çalışmasına rağmen, kirasını ödemekte veya insanlık onuruna yaraşan bir hayat sürmekte zorlanıyor. Alışveriş yaptığında yalnızca pirinç veya lahana alacak kadar parası olan Ann, aynı zamanda pirinç ve unun içinde satıldığı bez keselerden kızlarına elbise dikiyor.

Yaşadıkları evi şöyle anlatıyor Ann: “Havasızlık konusunda hiç endişelenmezdik, çünkü tüm duvarlar çatlaklarla doluydu. Evin dışarısından, içini görebilirsiniz.” Kaderini değiştirecek olan tanışmayı da yine bu evde, sosyal hizmetler görevlisi Howard Fuller ile yaşıyor. Kendisine yardımcı olan Howard, ev sahibiyle görüşmeye Ann’i de götürüyor, çünkü bu kadının bir şeyleri değiştirebileceğini biliyor. Ve ev sahibi evi onarmaya ikna oluyor.

Howard’ın ısrarıyla, siyah komünitesi adına sosyal organizasyonlara dahil olmaya başlayan Ann, siyahların yaşadıkları mahallelerde, yoksulluğun temel nedenleri, bir araya nasıl gelinebileceği ve durumu değiştirmek için neler yapabileceklerini tartışıyor. Ann, günlük hayatta karşılaştıkları adaletsizliklere karşı sessiz kalmamayı diğerlerine anlatırken, kendine de hatırlatıyor ve bunu yaşamının temeline koyuyor.

Ann Atwater Durham’da, mahalleli siyahlarla iyileştirme çalışmaları yaparken. Fotoğraf: www.schoolforconversion.org

‘NE Mİ YAPTIM? TELEFONU KAFASINA GEÇİRDİM!’

Yoksullukla ve haksızlıkla ilgili konuşmayı, beyazların tüm baskılarına rağmen göze alabilen Ann, güneyin tanınan sivil hak aktivistlerinden biri olarak çıkıyor karşımıza. Siyahların tamamının aynı koşullar altında yaşıyor olması, aynı güçlüklerle mücadele etmeleri, onları organize etmeyi kolaylaştırıyor. Düzenli olarak bir araya gelip, toplantılar yaparak, çoğunluğu geri çevrilen taleplerini şehir meclisine iletiyorlar, eylemler düzenliyorlar.

Bir gün, siyah çocukların okullarına iyileştirme talep ettiği beyaz okul yönetim kurulu üyesi çok büyük bir hata yaparak onu ve arkasındaki velileri görmezden geliyor. Konuşmanın ortasında telefonla görüşmeye başlayan adamın başına gelenleri “Ne mi yaptım? Telefonu kafasına geçirdikten sonra kablosunu kopardım ve ona ‘bir toplantıda olduğumuzu’ hatırlattım” sözleriyle anlatıyor Ann. “Ve oradan istediğimizi alarak ayrıldık.”

OKULLARIN BİRLEŞMESİ İÇİN SEÇİLEN LİDERLER: ANN ATWATER VE KU KLUX KLAN’IN BAŞKANI C.P ELLIS

1971’de, siyah çocukların beyazların okullarına ‘entegre edilmesine’ dair “Operation Breakthrough (Atılım hareketi)” başlıyor. 10 gün boyunca, günde 12 saat sürecek olan bir toplantı serisi düzenleniyor. Ann Atwater, çalıştayın liderlerinden biri olarak seçiliyor. Seçilen diğer lider ise Ku Klux Klan’ının başkanı C.P Ellis. Ku Klux Klan, birçok beyazın ‘aşırı sağcı’ olarak adlandırabileceği, bizim bu yazıda, düz, ırkçı, yabancı düşmanı ve anti-semitik eli kanlı nefret grubu diyeceğiz.

Yoksul beyaz bir aileden gelen C.P Ellis’e bunun suçlusunun siyahlar olduğu hem toplum, hem de ebeveynleri tarafından aşılanmış. Akşamları Klan toplantılarında, taraftarlarını siyahların insan olmadığına ikna eden ve nefret suçlarına kışkırtan Ellis, 30 yıl sonra şöyle diyor: “Siyahları sevmiyordum. Entegrasyonu sevmiyordum. Şehirde yaptıkları eylemleri sevmiyordum. Ann’in boykotlarından ve cesaretinden nefret ediyordum.”

Çalıştayın toplandığı günlerden birinde yaşananların geldiği boyutu “C.P zenci şöyledir, zenci böyledir’ diye bağırıp duruyordu. Çantamda taşıdığım bıçağı çıkardım. Eğer yanıma yaklaşmaya cesaret etseydi, öldürecektim onu. Yanımda duran papaz elimi tuttu, ‘Şunlara istediklerini verme’ dedi.”

Ann Atwater ve C.P. Ellis, Durham’daki okulları birleştirme çalıştayı kapsamında, ofislerindeler. Fotoğraf: Jim Thornton/The Herald Sun Koleksiyonu /Kuzey Karolina Üniversitesi Chapel Hill Kütüphanesi

C.P ELLIS: YOKSUL SİYAHLARA, ZENGİN BEYAZLARDAN DAHA YAKINMIŞIM!

İkilinin sabah akşam beraber geçirdiği günlerden sonra ise C.P’nin fikri değişiyor. Bugüne dek, ona ‘biri’ olma imkanını verdiğine inandığı Klan’ı sorgulamaya başlıyor… Okulların birleşmesinde alınan ortak kararda büyük etkisi olan C.P şöyle diyor: “Sonunda görmem gerekeni görmüştüm. Yoksul siyahlara, zengin beyazlardan daha yakındım ben…” Sınıfsal sorunlar, ırk ayrımına dayalı, gerçekliği olmayan, ‘yaratılmış düşmanlığı’ alt ediyor.

Çalıştayın kararını verdiği gün Klan’ın başkanlık kartını herkesin önünde yırtan C.P, şiddeti ırk üzerinden meşrulaştıran konuşmalar vermek yerine, işçi mücadelesine katılıyor ve Ann Atwater ile üniversiteleri geziyor. İkili, C.P’nin 2005 yılındaki vefatına kadar yakın dost olarak kalmayı sürdürüyorlar. Kulağa aşırı ‘Amerikanvari’ gelen bu gerçek öyküye biraz kurgu da katılmış ve “The Best of Enemies” adıyla filmi de çekilmiş, 2019’da.

4 yıl önce aramızdan ayrılan Ann Atwater’ın yaptıklarını, yalnızca ‘beyaz bir erkeği dize getirmesi’ne indirgemiyoruz. Kadın ve siyah bir aktivist olarak, yaşamının tümüne yaydığı hak ve eşitlik mücadelesi ile, sevgiyle anıyoruz onu…

Kaynaklar