Dünya Forum... Bruce Lee: Kung-Fu’yu göklere çıkaran usta

Bruce Lee, 27 Kasım 1940’da Kaliforniya eyaletinin San Francisco şehrinde dünyaya geldi. Dönemin ‘Green Hornet’ (Yeşil Yaban Arısı/1966-67) adlı popüler televizyon dizisinde rol aldı ve ardından ‘The Chinese Conneciton’ ve ‘Fists of Fury’ filmleriyle büyük bir gişe başarısı yakaladı.
Bruce Lee'nin Hong Kong'daki heykeli

Tarkan Tufan  ttufan@gazeteduvar.com.tr

Çin Kung-Fu’su, MÖ 11’inci yüzyıl ile MÖ 5’inci yüzyıl arasında Çin’deki köleci hükümdarlıklar sırasında oluşmaya başladı. Xia Hanedanı’nın kurduğu temeller üzerinde, savaşlarda daha etkili olabilmek için pratik ve standart bir disiplin olarak şekillendirildi. Shang ve Zhou hanedanlıkları (MÖ. 17’inci yüzyıl-MÖ 3’üncü yüzyıl) boyunca asker yetiştirmek ve ordunun moralini arttırmak için çeşitli dövüş teknikleri kullanıldı. Daha sonra, erken dönem Çin dövüş sanatlarını sistematik hale getirmek amacıyla Tai Chi öğretisi kullanılmaya başlandı.

Çin’de yaygın ve eski bir spor olan Kung-Fu, çeşitli becerilerin bir arada kullanıldığı ve kitlesel olarak geliştirildiği çok uzun bir tarihe sahip. İlkel toplumdaki avcılık ve savunma ihtiyaçlarından ortaya çıkan bu disiplin, ilk başta sadece kesme, doğrama ve bıçaklama gibi bazı temel becerileri içeriyordu. Daha sonraları Kung-Fu disiplini, esas olarak Xia Hanedanı’ndan (MÖ 21-17’inci yüzyıl) Yuan Hanedanı’na (1271-1368) kadar savaş becerileri bağlamında şekillendi ve daha da gelişti. Ming ve Qing hanedanları döneminde ise zirve noktasına ulaştı (1368-1911). Modern dünyada da gelişimini sürdürdü ve yalnızca dövüş becerileri veya fiziksel hareketler içermesinin ötesinde, uyum, eğlence ve performans konularında da kullanılan bir egzersiz haline geldi.

AKTÖR, SERSERİ, ŞAİR, FİLOZOF VE EĞİTMEN LEE

İkonik aktör, yönetmen ve dövüş sanatları uzmanı Bruce Lee, 27 Kasım 1940 günü Kaliforniya’daki San Francisco kentinde, ejderha saati ve yılında, Lee Jun Fan adıyla dünyaya geldi. Hong Konglu bir opera sanatçısı olan babası Lee Hoi Chuen, eşi Grace Ho ve üç çocuğuyla birlikte 1939 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ne taşınmıştı; o San Francisco’da turnedeyken dördüncü çocukları olan Lee Jun Fan, bilinen ismiyle Bruce Lee dünyaya geldi.

Lee, doğduğu hastanedeki bir hemşireden ‘Bruce’ ismini aldı ve ailesi okul öncesi yıllarda bu Amerikan adını hiç kullanmadı. Geleceğin yıldızı, ilk filminde henüz üç aylıkken, ‘Golden Gate Girl’ (1941) filminde bir Amerikan bebeği için dublör olarak rol aldı.

1940’ların başlarında, Lee ailesi Hong Kong’a geri döndü; kısa süre sonra Japonlar adayı işgal etti. Kamera önünde doğallığından taviz vermediği görülen Bruce, 1946 yılında başlayan çocuk aktörlük kariyerinde yaklaşık 20 filmde rol aldı. Ayrıca dans eğitimi alıyordu ve Hong Kong’da bir ‘cha-cha’ yarışmasında birincilik kazandı. Bunlara ek olarak yazdığı şiirlerle de ilgi çekiyordu.

Gençliğinde, Çinli olması nedeniyle kolonici İngiliz öğrenciler tarafından aşağılanıyordu. Yaşadığı ayrımcılık ve ırkçılık karşısında kendisini yalnız hissederek bir sokak çetesine katıldı ve dövüş teknikleri öğrenmeye başladı.

Babası, çocukluk yıllarında ona bazı Tai Chi hareketleri öğretmişti; ancak ağır bir akışa sahip olan hareketler bir sokak kavgasında kendisine pek yardımcı olmuyordu. 13 yaşındayken, eğitmen William Yeung’un gözetiminde Wing Chun disiplinini öğrenmeye başladı. Bruce kendini derslerine adadı, sürekli pratik yaptı ve hızlı bir ilerleme kaydetti. Yeung, genç öğrencisinden çok etkilendi ve onu Ip Man adında saygın bir Kung-Fu ustası olan öğretmenine tanıttı. Usta, Bruce’u özel bir öğrenci olarak eğitime almaya karar verdi.

IRKÇILIK KUNG-FU’YA YÖNLENDİRDİ

İlk başta, Bruce sadece sokak dövüşünü öğrenmekle ilgileniyordu, ancak dersler devam ederken, Ip Man onu sanatın daha ince noktalarına taşıdı; ona meditasyon, nefes alma ve denge becerilerini kazandırdı. Ip Man gözetiminde eğitim yaptığı dönemde, Bruce sadece fiziksel tekniklere hakim olmayı değil, aynı zamanda korku ve öfke gibi duygularla mücadele etmeyi ve onları denetimi altına almayı da öğrendi.

Bir dövüş sanatçısı olarak gelişen becerilerine rağmen, Bruce hâlâ okulda sorunlu bir öğrenciydi. 15 yaşında, La Salle Koleji’nden kovuldu ve şehrin diğer tarafındaki St. Francis Xavier Koleji’ne kayıt yaptırdı. Oradaki öğretmenlerinden biri olan Edward, Bruce’u 1958 Boks Şampiyonası’na katılarak becerilerini sergilemeye teşvik etti. Bruce bu fikri beğendi ve yaklaşan turnuva için ağır bir çalışma sürecine girdi.

Turnuva başladıktan sonra, Bruce ilk turda üç rakibini nakavt ederek ön turlarda başarılı oldu. Finalde son üç yıldır şampiyon olan Gary Elms ile karşılaştı. Bruce, rakibinin gücüne karşı koyabilmek için Wing Chun disiplininden edindiği savunma tekniklerini kullandı. Üçüncü raundda rakibine yıkıcı bir darbe indirdi. Karşılaşma sonunda, Bruce şampiyonluk unvanını İngiliz rakibinden almıştı.

Okullar arası boks şampiyonu olmasına rağmen, Bruce hem öğretmenleri hem de polisle başını belaya sokmayı sürdürdü. Birçok kez ‘serserilik’ ve ‘polise mukavemet’ nedeniyle gözaltına alındı.

On yıllık Kung-Fu eğitimin sonunda Lee, Seattle yakınlarındaki aile dostlarının yanında yaşamak üzere ABD’ye geri döndü ve başlangıçta bir dans eğitmeni olarak çalışmaya başladı. Aynı dönemde Washington Üniversitesi’nde felsefe bölümünde eğitimi görüyordu. Bununla birlikte, Hong Kong’da öğrendiği (Kung-Fu’nun bir dalı olan) Wing Chun dövüş sanatları stilini öğrencilere ve diğer insanlara öğretebileceği bir iş buldu. Lee, 1964 yılında gelecekteki eşi Linda Emery ile tanıştı. O zamana kadar Lee, Seattle’da kendi dövüş sanatları okulunun ilk şubesini açmış ve kendisine ait olan Jeet Kune Do stilini geliştirmeye başlamıştı.

Yeni evliler çok geçmeden Kaliforniya’ya taşındılar; ardından, Lee, Oakland ve Los Angeles’ta iki okul daha açtı. Çoğunlukla ‘Jeet Kune Do’ stilini öğretiyordu. Lee bir eğitmen olmayı derinden seviyor ve öğrencilerine bir aile gibi davranıyordu; neticede sinema dünyasını bir kariyer olarak seçerek öğretmenlik işini ticarileştirmeyecekti.

Lee ve Linda’nın evliliğinden iki çocuk dünyaya geldi; Brandon 1965 yılında doğarken, kızları Shannon 1969’ta dünyaya geldi.

MAZLUMLARIN İDOLÜ

Lee, televizyon dizisi Green Hornet’ta üstlendiği rolle büyük bir şöhret kazandı; dizinin 26 bölümü 1966-67 yılları arasında yayınlandı. Ironside ve Longstreet gibi televizyon şovlarında konuk roller almaya devam ederken, 1969’da Marlowe adlı filmde bir dedektifi oynayarak alkış alan bir performans sergiledi.

Lee kendisini çeşitli egzersizlere ve beden eğitimi faaliyetlerine adamıştı; ne var ki ağır egzersizler nedeniyle büyük bir omurga zedelenmesi yaşadı. Ardından, uzun bir iyileşme süreci geçirdi. Bu dönemde, Budist bir keşişin hikâyesinin anlatıldığı unutulmaz dizi ‘Kung-Fu’ ile ilgili temel fikirleri geliştirdi; ancak, Amerikalı izleyicilerin karşısına başrolde bir Asyalı aktörü çıkarmak istemeyen yapımcılar, bu rol için David Carradine’ı uygun gördüler. Bruce Lee, kendi yarattığı karakteri oynayamazken, ırkçılık hastalığı yine karşısına dikilmişti. Tatmin edici rollere uygun görülmemesi ve Asyalı oyunculara karşı ırkçı nefretin yaygınlığı nedeniyle Lee, 1971 yazında Hong Kong’a dönmek üzere Los Angeles’tan ayrıldı.

Lee, Hong Kong’da iki filmlik bir sözleşme imzaladı ve sonunda ailesini de Hong Kong’a taşıdı. ‘Fists of Fury in the US (Öfkenin Yumruğu)’ adıyla da bilinen ‘Big Boss’ filmi 1971’de gösterime girdi. Lee, filmde kötülükle savaşmaya ant içen bir fabrika işçisini canlandırdı; senaryoya göre, ölümcül bir uyuşturucu kaçakçılığı operasyonuyla yüzleşmek için mafya ile savaşa giriyordu. Kusursuz Jeet Kune Do becerilerini Green Hornet’taki yüksek enerjili oyunculuk performansıyla birleştiren Lee, Hong Kong’da gişe rekorları kıran yeni filmin karizmatik karakteri olarak tekrar parladı. Sonrasında, Lee’nin bir sonraki filmi olan ‘The Chinese Connection’ (1972) yine büyük bir başarı elde etti.

1972’nin sonunda Lee, Asya’nın en büyük film yıldızı haline gelmişti. Raymond Chow ile birlikte kendi yapım şirketi Concord Productions’ı kurdu ve ilk yönetmenlik denemesini, Chuck Norris’le birlikte rol aldığı ve unutulmaz Kung-Fu sahneleriyle görsel bir ziyafet sunan ‘Return of the Dragon’ ile gerçekleştirdi. Amerika’da henüz bir yıldız mertebesine ulaşmamış olmasına rağmen, ilk büyük Hollywood projesi ‘Enter the Dragon’ yakında gösterime girecekti.

GİZEMLİ BİR ÖLÜM

20 Temmuz 1973 günü, Enter the Dragon filminin galasından yalnızca bir ay önce, Bruce Lee, Hong Kong’da 32 yaşındayken öldü. Ani ve tamamen beklenmedik ölümünün resmi nedeni, sırt yaralanması sebebiyle kullandığı reçeteli bir ağrı kesiciye karşı verdiği bir reaksiyonun yol açtığı beyin ödemiydi. Bazıları, onun öldürüldüğünü iddia ederken, Lee’nin ölüm anından beridir tartışmalar asla sona ermedi. Lee’nin erken ölüm korkusu nedeniyle yaşadığı bir lanet olabileceği inancı da sıkça dillendirildi.

Sözde lanete ilişkin bitmek bilmez söylentiler, 1993 yılında oğlu Brandon Lee’nin ‘The Crow’ adlı filmin çekimleri sırasında gizemli biçimde öldürüldüğü zaman tekrar dile getirilmeye başlandı. 28 yaşındaki aktör Brandon Lee, aslında kurusıkı olması gereken bir silahla ölümcül bir şekilde vuruldu; nasıl olduysa, namlunun ucuna sürülmüş gerçek bir mermi söz konusuydu.

Bruce Lee’nin ölümünden sonra gösterime giren Enter the Dragon filmi, simgesel biçimde onun halkın gözündeki statüsünü de teyit edecekti. 1 milyon dolarlık bir bütçeye sahip olduğu söylenen film, 200 milyon dolardan fazla gişe geliri elde etti. Lee’nin mirası, Asya kökenli Amerikalıların sinemada daha geniş biçimde yer almasının önünü açtı ve yepyeni bir aksiyon kahramanı türü yarattı.

Chuck Norris, Jean-Claude Van Damme, Steven Seagal, Jackie Chan ve Jet Li gibi aktörlerin çeşitli derecelerde başarılara ulaşmasında öncü bir rol üstlendi. Bruce Lee’nin filmleri, sayıca az olsa da yeni bir sanat formu yarattı. 1990’lı yıllarda Hong Kong sinemasının büyük uyanışıyla yeni bir aşamaya geçen Kung-Fu filmleri, Bruce Lee’nin mirası üzerine eklenen Crouching Tiger Hidden Dragon, Hero ve Fearless gibi üstün nitelikli sinema eserlerinin de önünü açarak, Asya sinemasına yepyeni bir soluk kazandırmış oldu.

Ölümün ardından, Lee’nin cesedi, gömülmek üzere Seattle’a geri götürüldü. Bir komplo teorisi, Lee’nin Çinli gangsterler tarafından öldürüldüğünü öne sürerken, başka bir söylenti aktörün bir lanetin kurbanı olduğunu iddia ediyordu. Babası gibi genç yaşta yitirdiğimiz oyuncu Brandon Lee de Seattle’da bulunan Lake View mezarlığında, babasının yanına gömüldü. Erken yaştaki ölümüne rağmen Bruce Lee efsanesi bazen yoksul mahallerinde duvarlara çizilen siluetiyle, bazen de 1 Mayıs meydanlarında punklarca taşınan resimleriyle yaşamaya ve ezilenler için bir ilham kaynağı olmaya devam etti.

Kaynaklar:

http://www.allbrucelee.com/biography.htm

https://www.biography.com/actor/bruce-lee

biographics.org/bruce-lee-biography-heart-dragon/

https://www.liveabout.com/bruce-lee-profile-2307742