İran: Neler oluyor? Neden oluyor?

İran'da gösterilerin başlaması ile rejimin başvurduğu ilk icraatlardan biri internete ulaşımın engellenmesi oldu. Ülkenin Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi'nin aldığı karar üzerine internetin kesilmesi ile göstericilerin birbirleriyle ve dünyayla olan iletişim ağının kopması amaçlandı. Fakat bu politika, göstericilerin sesini kısmaya dair pek bir işe yaramadığı gibi, beraberinde büyük bir maddi zarara da yol açtı.

Mustafa Zengin

DUVAR – İran’da 15 Kasım Cuma günü benzine yapılan zam ile birlikte başlayan protesto gösterileri devam ediyor. Devlet tarafından desteklenen benzin satışına en az yüzde 50 zam yapılması ve ucuz fiyata benzin satışına kota getirilmesi, neredeyse ülkenin tamamında halkın sokağı dökülmesi için yeterli bir ‘kıvılcım’ oldu. İktisadi bir krizin neticesi olarak görülen gösteriler, çok kısa bir sürede siyasi ve sosyal bir karaktere büründü. Rejim ise gösterileri aşırı bir şiddetle bastırmaya çalışıyor. Gösteriler sırasında güvenlik güçlerinin aşırı şiddet içeren müdahalesi sonucunda yüzlerce kişi hayatını kaybederken, binlerce kişi de yaralanıp gözaltına alındı.

GÖSTERİLERİN NEDENİ VE NİTELİĞİ

Öncelikle, İran halkının tepkisini salt mevcut gösterilerle sınırlandırmak ve bu gösterilerin nedenini de salt geçen hafta yapılan benzin zammı kararına bağlamak pek mantıklı ve makul değil. Halk, ülkenin siyasi, sosyal, iktisadi ve kültürel alanlarda sürekli kötüleşen gidişatından duyduğu öfkeyi yıllardır dillendirmeye çalışıyor. Örneğin, 2009 yılında 5 milyona yakın göstericinin başkent Tahran sokaklarına inmesine öncülük eden bir “Yeşil Hareket” kendini göstermişti. Hareket, 2012 yılından beri tüm vaktini tek başına izole bir şekilde ev hapsinde geçiren Mir Hüseyin Musavi’nin liderliğinde ortaya çıkmıştı. Her ne kadar hareketin zayıfladığı söylense de, etkisinin devam ettiğini savunmak için nedenler yok değil.

İran’da 2017 yılının son günlerinde de bir gösteri zinciri başlamıştı. Yükselen enflasyon, artan işsizlik, rüşvet ve yolsuzluğa duyulan tepkinin sokaklarda, caddelerde, meydanlarda ve üniversitelerde ete-kemiğe bürünmesi, şu an devam eden gösterilerde olduğu gibi “rejim karşıtı” bir hale dönüşmüştü. Gösteriler, her ne kadar yönetim tarafından “yasa dışı” ilan edildiyse de, binlerce kişinin katılmasıyla günlerce devam etmişti. İran’ın kuzeydoğusunda bulunan Meşhed kentinde başlayan gösteriler, bir iki gün içerisinde Tahran, İsfahan, Kırmanşah, Reşt gibi eyalet ve kentlerde de vücut buldu. Ayrıca belirtmek gerekir ki, gösteriler, ülkede rejimin büyük baskısı altında bulunan kadınların öne çıkıp haklarını ve özgürlüklerini talep etme imkanı veren bir mahiyet de kazanmıştı. İlk günlerde güçlü bir ateş topu gibi yayılan gösteriler, gittikçe sönmeye başladı. Fakat uzun bir süre boyunca ara sıra da olsa yükselen sesler olmadı değil.

Geçen hafta başlayan son gösterilere gelinecek olursa, benzin zammının yapıldığı 15 Kasım Cuma gecesi halkın sokağa çıkmasıyla başladı ve sonraki 2-3 günde giderek alevlendi. Gösteriler, son günlerde o ilk süreçteki şiddetini kaybetmişse de, hâlâ tam yatışmadığını söylemek mümkün. Tahran, Kirmanşah, Tebriz, İsfahan, Yezd, Meşhed, Ahvaz, Şiraz, Kerec, Hurremabad, Merivan, Sine gibi birçok eyalet ve kentte yüzlerce insanın katılımıyla başlayan gösteriler, ülkenin, bölgenin ve dünyanın gündemine oturdu.
Gösteriler sırasında yüzlerce banka, kamu binası ve işyeri ateşe verildi. Bu gösteriler, önceki yıllarda gerçekleşenlerin kesin olarak devamı niteliğinde değerlendirilemeseler de, etkilerinden azade gerçekleştikleri de söylenemez. Daha açık ve öz bir ifadeyle, mevcut gösteriler rejime yönelik yılların biriktirdiği öfkenin bir sonucu olarak okunmalı. Zamlar, artan vergiler, gelir dağılımındaki büyük adaletsizlik ve yaygınlaşan rüşvet ile yolsuzlukların vesile olduğu gösterilerde bu öfke, hemen mevcut siyasi yönetim ve anlayışa yönelen bir hal alıyor. Başbakanın ve hükümetin istifası ile parlamento dışı bir yönetimin talebi ile birlikte, İslam’a dayalı mevcut “teokratik rejimin” reddine yönelik sloganlar, gösterilere “siyasi karakter”ini veren temel göstergeler olarak ele alınabilir. Gösterilerin rejim tarafından şiddetle bastırılmaya çalışılmasının temel nedenlerinden birinin de “siyasi karakteri” olduğu savunulabilir.

AĞIR BİLANÇO 

Gösterilerin neredeyse tüm ülkeye yayıldığı bu süreçte hem can kaybı hem de maddi kayıp anlamında ağır bir bilanço ortaya çıktı. Uluslararası Af Örgütü’nün son açıklamasında, en az 115 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. İran yetkililerinin açıklamalarına dayandırılan haberlerde ise, gösterilerde 12 göstericinin ve 6 güvenlik görevlisinin öldüğü bilgisine yer verildi. Bilhassa İran Kürdistanı’na yönelik çalışmalar yürüten Hengaw isimli insan hakları örgütü ise kendi sitesinde, Kirmanşah kentinde 28, Meriwan kentinde 10, Ciwanro kentinde 6, Sine kentinde ise 2 göstericinin hayatını kaybettiği bilgisinin kesin olduğunu ifade etti. Bokan kentinde de 4 kişinin hayatını kaybettiği iddiası olduğunu ama bunun halen doğrulanamadığını bildirdi. Can kaybının gösterilerin başladığı kentler olan Ahvaz ve Meşhed’de de az olmadığı söylenebilir. Can kaybı haricinde binlerce göstericinin yaralanması ve gözaltına alınması da bilançonun diğer bir boyutu.

Aynı şekilde maddi olarak da büyük bir zarar meydana geldi. Yüzlerce bankanın, binlerce ATM’nin, yine yüzlerce petrol istasyonu, kamu binası, işyeri ile aracın yıkılması ve yakılması 700 milyar tümenden fazla (350 milyar TL) bir maddi zarara yol açtı.

‘DIŞ GÜÇLERİN İŞİ’ SUÇLAMASI

Gösteriler, İran yönetimi tarafından olabildiğince itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor. Gerek rejimin üst düzey yetkilileri ve rejim taraftarları gerekse de ülkenin resmi haber ajanslarında eylemler “fitne” ve “kaos”, göstericiler de “fitneci”, “şehir eşkıyaları”, “düzen bozucular” olarak adlandırıyor. İranlı hem siyasi, hem askeri hem de dini üst düzey yetkililer, gösterilerin “dış mihrakların işi” olduğu tezini ilk günden itibaren savunmaya başlamışlardı. Başta siyaset ve ekonomi olmak üzere, hemen her konu ve alanda ülkenin en yetkili konumunda bulunan ruhani lider Ayetullah Hamaney’in, gösterilerin ilk günlerinde yaptığı açıklama bu minvaldeydi. Hamaney, benzine yapılan zammın halkın diğer gündelik ve temel ihtiyaçlarını etkilememesi konusunda yöneticileri uyarmasına uyardı ama gösterileri bir “sabotaj” olarak nitelemekten de geri durmadı.

Mehr Haber Ajansı’nda yer alan bir habere göre, Devrim Muhafızları Ordusu Komutan Yardımcısı Tuğgeneral Ali Fedevi, Tahran’da düzenlenen bir törende daha açık konuştu. Gösterileri “kargaşa” olarak nitelendiren Fedevi, Amerika, Fransa, İngiltere, Almanya ve Suudi Arabistan’ın bu eylemlerin arkasında olduğunu iddia etti. Buna dair kanıtlarının olduğunu söyleyen Fedevi, “Bugün düşmanlar kendileri İran’daki kargaşada parmakları olduğunu itiraf ediyor. Sosyal medyada dünyanın hangi noktalarından bu olaya daha fazla odaklanıldığına dair kanıtlarımız var. Bunu ispatlayabiliriz ve yakında ortaya çıkaracağız” dedi. Bölgedeki bazı devletleri de eleştiren Tuğgeneral Fedevi, “Son olaylar sırasında bazı komşu ülkeler iyi komşuluk ilkesi ve Müslümanlığın aksine hareket ederek kötülük yaptılar” şeklinde konuştu. Bölge ve komşu devletlere yönelik “uyarı” mahiyetinde bir açıklama da İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı İshak Cihangiri’den geldi. Cihangiri açıklamasında, bölge ve komşu ülkelerin “İran’da kaos ve huzursuzluk çıkarma” adına müdahalede bulunmaları halinde, kendileri için iyi olmayacağını ve “bölgede rahat bulmayacaklarını” söyledi.

.

Üst düzey yetkililer tarafından bu tarz açıklamalar yapılırken, İran’ın İngiltere Büyükelçisi Hamid Baidinejad tarafından yapılan bir “hamle” bu açıklamaları meşrulaştırmaya yönelik olarak değerlendirilebilir. Nitekim Hamid Baidnejad, İngiltere’de Farsça yayın yapan bazı televizyon ve haber ajanslarını “İran’daki gösterilere destek vermek ve çarpıtmak”la suçladı. Beidinijad BBC Farsça, Iran International ve Monoton gibi yayın organlarını, İran’da geçen hafta başlayan gösteriler ile ilgili gerçekleri çarpıtarak arka çıkmaya çalıştığı iddiası ile şikayette bulundu.

Diğer taraftan Hamaney’e yakınlığı ile bilinen ve ülkenin de en köklü gazetelerinden biri olan Kayhan gazetesi, göstericilere “idam cezası” ile gözdağı veren bir haber yayınladı. Yargı yetkililerinin görüşüne yer verilen haberde, gösterilere liderlik eden kişilerin idam ile cezalandırılabileceği ifade edildi. Göstericilerin cezalandırılması ile ilgili bir açıklama da İran Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Ali Şamhani’den geldi. İran’ın her yerinde gösterilere katılanların tek tek tespit edildiğini ifade eden Şamhani, eylemlerinden dolayı hepsinin cezalandırılacağını söyledi.

Ayrıca rejim muhalifi gösteriler tüm şiddetiyle sürerken, rejim ve alınan zam kararı lehine gösteriler de yapılmadı değil. İran’ın resmi ajanslarında yer alan haberlere göre Kum, İsfehan, Tebriz , Şiraz gibi kentlerde dini medreselerin öğrencileri ve mollalarının da katıldığı rejim lehine eylemler yapıldı. Eylemciler ruhani lider Hamaney ve rejime olan bağlılıklarını dile getiren sloganlar atıp pankartlar açtılar.

‘İNTERNET ERİŞİMİ’ TEMEL BİR KONU HALİNE GELDİ

Gösterilerin başlaması ile rejimin başvurduğu ilk icraatlardan biri internete ulaşımın engellenmesi oldu. Ülkenin Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi’nin aldığı karar üzerine internetin kesilmesi ile göstericilerin birbirleriyle ve dünyayla olan iletişim ağının kopması amaçlandı. Fakat bu politika, göstericilerin sesini kısmaya dair pek bir işe yaramadığı gibi, beraberinde büyük bir maddi zarara da yol açtı. Başta döviz ve ulaşım sektöründe olmak üzere, işlerini internet üzerinden yapan birçok işyeri, erişim engelinden dolayı iş yapamaz duruma düşüp büyük zararlara uğradı.

Denilebilir ki, “internete erişim” meselesi, ülkenin sınırlarını da aşan temel bir konu haline geldi. Hatta Amerika’nın Cuma günü, internete erişimin engellenmesinde rolü olduğu gerekçesi ile İran İletişim ve Enformasyon Bakanı Muhammed Cevad Azeri Cohrami’ye yönelik yaptırım kararı almasının nedeni oldu. İran Parlamentosu Bağımsızlar Fraksiyonu Başkanı Gulamali Caferzade İmenabadi’nin yaptığı açıklamada ise, kararın ülke parlamentosu tarafından kınandığı bildirildi. Konuyla ilgili bir kınama açıklaması da, İran Dışişleri Bakanlığı’ndan gelmişti.

İnternet konusuyla ilgili açıklama yapan Devrim Muhafızları Ordusu Komutan Yardımcısı Tuğgeneral Ali Fedevi de interneti, “Amerikanın kötülüklerinin mecrası” olarak niteledi. İran’ın kendine ‘özgü bir internet’ inşa etmeye çabaladığını kaydeden Fedevi, bunu da, düşmanların internet yoluyla kötülük yapmalarına engel olmak için yapacaklarını belirtti.

En son Cuma günü internete erişim engelinin, ülkenin 10 eyaletinin tamamında ve Tahran’ın belli bölgelerinde kaldırıldığına dair haberler yayımlandı. Örneğin, yarı resmi haber ajansı Fars, 22 Kasım Cuma günü internet erişiminin Kirmanşah, Arak, Meşhed, Hürmüzgan, Kum, Tebriz, Hamedan ve Buşehr’de ve başkent Tahran’ın belli bölgelerinde yeniden açılmasının Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi tarafından onayladığını duyurdu.

GELİŞMELER AMERİKA’NIN YAKIN TAKİBİNDE

Gösteriler bölge ve dünya ülkeleri tarafından da büyük bir dikkatle takip ediliyor. Tabii ki, İran’a ağır yaptırımlar uygulayan Amerika’nın başta gelen ülke olduğunu söylemeye bile gerek yok. İran yönetimine, göstericilere şiddet uygulamaması konusunda uyarılarda ve kınamalarda bulunan Amerika, göstericilere yönelik “destek” mahiyetinde açıklamalar yapmaktan da geri durmuyor. Gösterilerin beşinci gününde ABD Başkanı Donald Trump’tan bir açıklama gelmişti. Trump, Twitter hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, İran rejiminin, halkın ülkede baş gösteren büyük gösterilerden haberdar olmaması ve konuyla ilgili konuşmaması, göstericilere uygulanan “vahşice şiddet” ile ilgili bilgilere ulaşılmaması için internete erişimi engellediğini söyledi ve ekledi: “İran makamları, dünyanın İran rejiminin neden olduğu ölüm ve trajedilerden haberdar olmayacağını düşünüyor.”

Daha açık bir şekilde “Amerika’nın İranlıların yanında olduğunu” belirten Amerika Dışişleri Bakanı Mike Pompeo da Cuma günü Twitter hesabı üzerinden yayınladığı mesajında, göstericilerden rejimin uyguladığı baskıya ve şiddete dair görüntü, video ve bilgileri Telegram üzerinden kendi bakanlığına ulaştırmalarını istedi. Başka bir açıklama ise Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Polly tarafından yapıldı. Twitter hesabı üzerinden yaptığı açıklamasında İran yönetimine seslenen Nancy Polly, “rejimin göstericilerin açıklama yapmasına izin vermesi ve İran halkının rejim tarafından cezalandırılma korkusuna kapılmadan eleştirilerini dillendirebilmesi gerektiğini” ifade etti. Ayrıca en son Amerika’nın İran İşlerinden Sorumlu Özel Temsilcisi Brian Hook da Facebook, Twitter ve Instagram gibi sosyal medya ağlarının sorumlularına, İran üst düzey yetkililerine ait hesaplara sınırlandırma getirmeleri çağrısında bulundu.

İran’daki gösteriler yarattığı etkiyle ülke içinde ve dünyada en azından bir süre daha gündem olmaya devam edecek gibi görünüyor.