Belinde silahı, elinde gitarı: Küba müziğinin 'işçileri'

Küba geleneksel müziği her ne kadar dünyada oldukça popüler olsa da adadan çıkan özgün akımların temsilcileri daha geri planda kalıyor. Silahını eline alıp Angola'da şarkılar söyleyen Silvio Rodriguez gibi Nueva Trova sanatçıları, Hispanik dünya dışında pek bilinmeyen müzik 'işçilerinden'.
Kübalı müzisyenler Vicente Feliú (solda) ve Silvio Rodriguez'in Angola, Cabinda'da da çekilmiş bir fotoğrafı

Kavel Alpaslan  kalpaslan@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – Küba, her ne kadar ‘küçük’ bir ada ülkesi olsa da özellikle siyaset, kültür ve tıp konularında çok daha büyük bir alanı kapsıyor. Fidel Castro liderliğindeki 26 Temmuz Hareketi’nin 1959 yılında diktatör Fulgencio Batista’yı devirmesiyle beraber bu küçük ülke, dünya çapında merak uyandıran bir yer oldu. Adanın tarihini okuyanlar, müziğiyle de ilgilendi ve onlar aracılığıyla dünyanın her yanına dağılan şarkılar, Küba’nın tarihiyle ilgilenmeyenlere dahi ulaştı. Ancak bir o kadar renkli Küba müziği denilince akıllara ‘Hasta Siempre Comandante’ ya da Buena Vista Social Club şarkılarından fazlası pek gelmedi. Haliyle Küba’nın geçmiş ve günümüz müzik kültürüne dair bilinenler de bu kült şarkılar arasında sıkıştı.

Fidel’in ağır ABD ambargosuna rağmen giriştiği iktisadi savaş çok geçmeden adada kültürel meyvelerini de verdi. Bu ‘küçük’ adadan çıkan müzisyenler ve akımlar devrimden sonra Latin Amerika’nın kültürel hayatında büyük ses getirdi. Öyle ki bu sesin bazı yankılarını Türkiye’de dahi duymak mümkün.

GELENEKSELİN ‘DEVRİM’ YORUMU

Küba’nın -en azından Türkiye’de- yeterince bilinmeyen müzik akımlarından ‘Neuva Trova’dan bahsederek başlayalım. Akımın önemli temsilcilerinden Silvio Rodriguez bu akımı ‘müzikal ve ideolojik bir hareket’ olarak tanımlıyor. ‘Trova’ Küba müziğini oluşturan en köklü müzik kültürü. Gitar eşliğinde söylenen sözlerinde yer yer ‘atışmalar’ da taşıyan Trova’cıların 20’inci Yüzyıl’daki -çoğumuzun bildiği- en popüler temsilcisi olarak Company Segundo’yu ya da Carlos Puebla’yı gösterebiliriz. Bu müzikte İspanya sonrası Karayip müziğinin yoğun etkilerini işitebilmek mümkün.

Düşünün ki siz 1960’larda Küba’da müzikle ilgilenen bir gençsiniz ve ülkenizde sosyal ve siyasi anlamda yaşanan devrim tüm dünyada yankı uyandırıp pek çok zamanı dolmuş ideolojik tezleri tarihin çöplüğüne atıyor. Haliyle bu değişimin müziğinize yansımaması düşünülemez. İşte Nueva Trova, yani ‘Yeni Trova’, isminden de anlaşılacağı üzere Trova’nın 1960’lardaki devrim sonrası ruhla yorumlanmış hali olarak görülebilir.

NUEVA TROVA: KÜLTÜRÜN İŞÇİLERİ

Neuva Trova’da her ne kadar yerel ritimlerden esintiler bulunsa da şarkıların sözlerinde özenle kullanılan edebi dil ve bu dille verilen toplumsal mesajlar, bu müziği geleneksel müzikten farklı kılıyor. Yani kuru bir propaganda yerine, özenli bir eser ortaya çıkıyor. Rodriguez’in Fusil Contra Fusil (Tüfek Tüfeğe Karşı) şarkısının sözleri, bu müzik anlayışını en iyi açıklayan şarkılardan: Tüm üçüncü dünya / Söyleyecek çektiği acıları / … / Onlar hayatın bedenini orada bırakacaklar / Onun adı ve soyadı / Tüfek tüfeğe karşı

Yine Silvio Rodriguez’in “Nueva Trova’nın işi, dışarıdan ülkemize uygulanan ekonomik ve kültürel engellemeye karşı savaşmak. Küba devriminin ruhunu yaymak için çalışıyoruz ve işbirliği yapıyoruz. İçerideki iş olarak da biz kültürün işçileriyiz. Bir siper gibi kullandığımız gitarımız var ve böylece sosyalizmin inşasına katılıyoruz” sözleri akımın ruhunu net bir şekilde özetlemekte.

Rodriguez, tüm kıtada tanınan bir sanatçıydı ancak zamanını pek çok dünya yıldızı gibi lüks bir hayatın içine kapanarak yaşamıyordu. Sıkça okulları gezen Rodriguez, öğrencilerle konuşuyor, söylediği şarkıların hikayelerini onların anlayacağı şekilde anlatıyor, sanatını ve emeğini onlarla doğrudan paylaşıyordu. Rodriguez, Angola’da kendi deyimiyle ‘boyları kadar silahlarla savaşan çocuklara’ yazdığı ‘Pioneros’ şarkısını gittiği bir okulda çocuklara söyler. Etrafında toplanan çocukların hayranlık dolu bakışlarla Rodriguez’i dizinin dibinde dinleme görüntüleri ise bir hayli etkileyicidir.

DEVLET TEŞVİKLİ DENEYSEL MÜZİK

Grupo de Experimentación Sonora del ICAIC, bu müzik anlayışı etrafında toplanan Silvio Rodriguez, Pablo Milanes ve Leo Brouver gibi genç sanatçıların da katılımıyla Küba Sanat ve Sinematografi Endüstrisi Estitüsü (ICAIC) başkanı Alfredo Guevara tarafından 1969 yılında kuruldu. ICAIC’in amacı, geleneksel şarkıların içinden çıkan sesleri yeni seslerle birleştirerek yeni seslere ulaşmaktı. Küba’da oldukça popüler olan geleneksel müzik için oldukça ‘devrimci’ bir hamleydi bu.

Fidel Castro ve yoldaşlarını Küba’ya getiren, ve adadaki devrimci sürecin başlangıcının sembolü ‘Granma’ isimli tekneye dair izleri Küba müziğinde pek çok şarkıda rastlamak mümkün. Ancak bu grubun Granma şarkısını, taşıdığı elektronik izler nedeniyle geleneksel Küba müziği için ‘sıra dışı’ olarak yorumlayabiliriz. Grubun bu albümü hakkında ‘Kübalı Pink Floyd’ benzetmesi dahi yapılabilir! Bu alandaki elektronik izlerin günümüz Küba müziğindeki etkilerine de değineceğiz.

BELİNDE SİLAHI ELİNDE GİTARI…

Küba, 1970’li yıllarda Angola’da Güney Afrika’nın aphartheid yönetimi ve onların yerli işbirlikçilerine karşı savaşan sosyalistlere (MPLA) yardım için oldukça büyük bir askeri destek gönderir. Rodriguez ICAIC’in başındaki Alfredo Guevara’ya, Angola’ya savaşçı olarak gitmek için talepte bulunur:

“Savaşçı olarak gitmek isterim ama sanırım böyle bir karar vermezsiniz… Metin yazımında -tabii ki müzik ve şarkılarda- yararlı olabilirim. Bu kararımla ilgili elimden gelenin en iyisini yapacağımı size bildiriyorum. Bu yol, benim açımdan yoğun bir şekilde düşünülerek, huzur içinde, romantizmden uzak seçilmiştir.”

Talebi kabul edilen Pablo Milanés, Vicente Feliú gibi diğer sanatçılarla birlikte Rodriguez de ‘belinde silahı elinde gitarıyla’, Angolalı ve Kübalı askerlere cephede beş ay boyunca şarkılar söyler. Angola İç Savaşı hakkında ‘Angola es Una’ (Angola birdir) şarkısını yazar:

Aynı sefalet evi / Kirli ve yamalı tahta / Bu kurak kıyafet / Tüm dünyamı süsleyen / Ve okulsuz masumiyet / Oyuncaksız aynı bez / Beni bir kırbaçla cezalandırıyor… Seven ve kavga eden aynı halk / Aynı kükreyen orman / Ne yapacağım ben

BİRAZ FİKRET KIZILOK?

Nueva Trova, özellikle Latin Amerika’da dönemin siyasi ruhuyla da beraber hızlıca yayıldı. Küba’ya uygulanan baskıların en yoğun olduğu bir dönemde ortaya çıkan bu akıma, kıtanın muhalif müzisyenleri de sahip çıktı. Venezuela’dan Soledad Bravo, Uruguay’dan Daniel Viglietti ve Şili’den Isabel Parra gibi Latin Amerika sosyalist gerçekçi müziğinin önemli temsilcileri bu dönemde, Küba’da Silvio Rodriguez ve diğer sanatçılarla beraber albüm çalışmaları yaptı. Rodrigez bunu, ‘Hiçbir zaman unutamayacağımız, devrimimizle yapılan dayanışma’ sözleriyle yorumluyor.

Peki bu sanatçıların da desteğiyle Hispanik dünyada hızla tanınmaya başlayan Nueva Trota’yla ülkemizde bağ kurabileceğimiz sanatçılar var mı? Elbette ‘doğrudan’ etkilenmeden söz edemeyiz ancak bizce Fikret Kızılok’un ilk yıllarındaki şarkıları ile bu sanatçılar arasında pek çok benzerlik göze çarpıyor. ‘Yerel müziğe modern yorum’ ve sözlerdeki özenli edebi dil ilk göze çarpanlar…

KÜBA’DA DANS ETMEK YASAK MI?

Günümüz Küba müziğine geldiğimizde, ülkede özellikle ‘mahalleli’ gençler arasında ‘reggaeton’ adı verilen müzik tarzının popüler olduğunu söylemek yanlış olmaz. Latin Amerika’da oldukça ilgi gören hatta bazı örnekleri dünyada da yayılabilen bu müzik tarzı ülkede sıkça tartışılan bir konu. “Küba reggaeton’u ve sokaktaki dansını yasakladı”, “Küba ‘kaba’ olduğu gerekçesiyle reggaeton yasaklandı”, “Castrocu diktatörlük Küba’da reggaeton’u yasakladı”… Bunlar İspanya ve Latin Amerika’nın sağ ana akım medyasına yansıyan başlıklar. Peki bu popüler Latin müziği ile ilgili gerçek ne?

Öncelikle Küba’da isteyen istediği müziği yapabiliyor, istediği yerde dans ederek dinleyebiliyor. Küba hakkında yayılan asparagas haberlerin kaynağıysa Küba Müzik Enstitüsü’nün başkanı Orlando Vistel Columbie’nin açıklamaları. Columbie’nin konuşmasının hiçbir noktasında ‘reggaeton’a yasak’ ifadesi olmamasına karşın, kullandığı ‘reggaeton müzisyenlerinin sözlerinde ve videolarında kadınları grotesk bir seks objesi gibi görülüyor’ ifadeleri çok farklı yorumlandı. Kübalı reggaeton sanatçısı El Medico’nun şarkıları bu yönde eleştirilen şarkılar arasında.

İşin ‘yasaklam’ kısmına gelecek olursak Columbie’nin, “eril, homofobik, cinsiyetçi ya da yabancı düşmanlığı taşıyan hiçbir müziğin Küba’daki kamusal müzik yayınlarındaki programlarda yer alamayacağını” söylemesi, ülke dışındaki basının ‘Küba’da reggaeton yasağı’ başlığı atması için yeterli bir neden oldu. Anlaşılan o ki, geçmişte olduğu gibi bugün de nerede bir ‘sosyalistlik’ varsa, o ülke hakkındaki klişeleşmiş, dayanağı belirsiz ‘sanata ve özgürlüklere müdahale’ yorumları da eksik kalmıyor.

Ancak ülkedeki bütün reggaeton şarkılarının hepsi elbette aynı ‘kıvamda’ değil. Baby Lores’in Fidel Castro’ya ithafen yaptığı ‘Creo’ şarkısı, ‘cinsiyetçi olmayan reggaeton’ örneği olarak gösterilmekte. Ancak bu tarzdaki şarkının klibinde sanatçının koluna gerçekten Fidel Castro dövmesi yaptırması oldukça dikkat çekici.

MÜZİKTEKİ ‘SİYASİ’ RUH

Çok bilinmese de Kübalı gençler arasında elektronik müzik ve rap oldukça popüler. Adada her yıl onlarca elektronik müzik festivali düzenlerken, mahallelerde ve sokaklarda bu müziklerle eğlenenleri de görmek mümkün. Aslında bu çok şaşırılacak bir şey değil. Zira Küba elektronik müzikle çevresindeki ülkelere göre çok daha erken dönemlerde tanıştı. Grupo de Experimentación Sonora del ICAIC ve diğer yenilikçi grupların da bu alandaki öncülüğü tartışılmaz.

Sovyet müziğinde olduğu gibi burada da güçlü özgün akımların doğmasında sermayenin sanat alanına girememesi belirleyici olmuş. Sanat eserleri talebe göre değil, sanatsal kaygılara göre şekillendiği için, müzik alanında da yenilikler doğal bir sonuç olarak karşımıza çıkıyor. Bu anlamda ortaya çıkan eserlerin kimi zaman dönemin ve bölgenin siyasi ruhundan da izler taşımasının ‘renksiz, sanat karşıtı’ olarak yorumlanması da son derece anlamsız olur.

Bugün batı müziği dünyanın en ücra köşelerine kadar yayılırken, müzik kültürü de tekelleşiyor ve haliyle yerel ve özgün müzikler daha geri planda kalıyor. Küba’da ‘altın çağındaki’ Nueva Trova gibi özgün ve popüler akımlar eskisi kadar çok değil. Ancak Nueva Trova bugün hâlâ oldukça popüler. Bu müzikleri dinleyerek yetişen nesillerin yaptıkları elektronik, rap gibi yeni tarzlardaki müziklerde de çoğu zaman eski ritimlere rastlamak mümkün.

Silvio Rodriguez’e gelirsek, o bugün hâlâ doğru bildiği yola adadığı sanatı için kıtanın her yanında emek harcamaya devam ediyor.

Kaynaklar:

1- https://lapupilainsomne.wordpress.com/2010/11/11/silvio-rodriguez-%E2%80%9Cla-oportunidad-de-irme-a-angola%E2%80%9D/

2- https://elpais.com/diario/1978/07/06/cultura/268524006_850215.html

3- http://www.granma.cu/granmad/2012/11/30/cultura/artic02.html

4- http://www.cubainformacion.tv/index.php/lecciones-de-manipulacion/47063-perreo-mediatico-iquien-ha-inventado-que-en-cuba-se-ha-prohibido-el-reggaeton