YAZARLAR

Demokratik bir ittifak stratejisi var mı?

Demokrasinin öznelerini görmezden gelen bir politika ile demokrasiyi kurmak mümkün değil. Demokrasiyi ancak ona ihtiyacı olanlar, onun özneleri savunacaktır.

Türkiye’de muhalefetin renksiz, ideolojisiz, içeriksiz bir ittifak stratejisi, daha doğrusu böyle bir strateji izlediği iddiası var. Muhalefetin en güçlü partisi konumunda olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu birçok demecinde bunu dile getirdi. On sekizinci yüzyılda ortaya çıkmış kavramlarla günümüzün sorunlarına bakamayacağımızı, CHP’nin politikasının sağ ya da sol olmadığını söyledi. CHP’nin politikalarını belirleyen sosyolojik ekolün temsilcisi Sencer Ayata da Cumhuriyet’e verdiği son röportajda AKP kongresini analiz ederken benzer bir otoriterleşme tezine dayanıyor.

Teknik anlamda sürdürülen modernleşme ile otoriterliği teşvik eden muhafazakarlaşmanın kol kola gittiğini ve İslamcı-muhafazakâr ideolojinin zora dayalı baskı araçlarının yanında otoriterleşmenin ana unsuru olduğunu dile getiriyor. AKP’nin muhafazakâr seçmen tabanını koruduğuna vurgu yapan analizde sınır çizme anlamında bir eleştiriye rastlanmıyor. Aksine analiz üç gruba göz kırpıyor. Birincisi, AKP tarafından devleti militanca yönetmek için getirilmiş kadroların olası bir iktidar değişiminden zarar görmeyecek olduğunu ima eden yumuşak bir söylem kullanılarak AKP-devlet bütünleşmesinin öznesi olan bürokratlar. İkincisi, iktidarla özdeşleşen beşli çetenin dışında AKP’ye yakın durarak iş yapma imkanına sahip olan sermaye grupları. Üçüncüsü de dincileşmenin katalizörü olan vakıflar. Ayata, analizinin dayandığı elit teorilerini bir siyaset-toplum-ideoloji analizi düzeyine yükselterek iktidar değişiminin koşullarını bu üçlü yapıyla kurulacak yeni ilişkilerde görüyor.

Bu bakımdan şu pasaj kritik: “Devlet topluma ait olmayan, topluma yabancı kesimlerin elinde. Oysa toplum biziz, onlar gidecek, biz geleceğiz, toplum gelecek. Eski ideolojinin yerine yeni ideoloji, eski elitlerine yenileri gelecek. Burada söz konusu olan mevcut siyasî, ekonomik, kültürel elitlerin topyekûn değişimi. Gidenler hepsini kaybedecek, gelenler hepsini alacak. Uzlaşma arayışı falan yok. Nitekim başkanlık sistemi bu mantık üzerine kuruldu.”(1) Analizin herhangi bir yerinde bir sınıf kavramı olarak halk, işçi sınıfı, otoriterliğin hedefinde olan etnik, dinî ya da cinsiyete, cinsel yönelime dayalı farklılıklar yok. Olması da beklenemez, çünkü bu analizin kurucu bir siyasete ilişkin herhangi bir kavrayışı ya da yönelimi yok. Özneden değil, seçmenden söz ediyor. Seçmenin ise az çok belirli davranışları var. Anketler bu davranışları ölçüyor, seçmen çoğunluğunun muhafazakâr olduğunu, milliyetçi-muhafazakâr söylemin etkili olduğunu söylüyor. Bu nedenle herhangi bir demokrasi bakımından tanımlı ve siyasî suç oluşturan “yolsuzluk” kavramı yerine “israf” kavramının tercih edilmesinin, “suç” yerine “günah”ın kullanılmasının ve birçok benzer örneğin nedeni işte CHP’nin aklının dayandığı bu içeriksiz analiz.

Peki biçimsel olarak neyi hedefliyor? Otoriterleşmenin yerine demokrasinin kurulması. Nasıl? Parlamenter uzlaşma mekanizması ile. Yani burada da bir özne yok. Her şey yukarıda cereyan ediyor. CHP’nin bilim kuruluna göre demokrasi karar alma yöntemlerinden, yönetme mekanizmalarından biri, bu kadar. Bir içeriği, öznesi yok. Dolayısıyla hiçbir halk kesimi, dışlanan grup ve toplumsal sınıflar analizde yer almıyor. Bu nedenle CHP’nin renksizlik iddiası, ideolojisiz, içeriksiz ittifak stratejisi hiç de renksiz değil. Temel varsayımları itibarıyla sağcı ve muhafazakâr. İdeolojik analizin dayanağı böyle kurulunca halk sağlığından önce ideolojik gereklere; örneğin alkol yasağına, ramazanda yeme içme mekanlarının kapalı tutulmasına ve alkol yasağına, gösteri yürüyüşlerinin engellenmesine göre uygulanan pandemi yasaklarının mevcut biçimleri masaya getirilmiyor. İşçi sınıfında oluşan sınıf kini bu nedenle İslamî bir başkaldırı olarak değerlendiriliyor. LGBTİ sözünü etmek bu ideolojik varsayım nedeniyle yasak. Demokrasiden onun öznesi, halk sınıfları dışlanıyor, demokrasinin kurucu gücü, demokrasiyi kendi için savunabilecek toplumsal güçler CHP’nin ittifak stratejisinin içinde yok.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun on sekizinci yüzyılın kavramlarıyla siyasetin yapılamayacağı argümanına karşı bir hatırlatma yapmak zorundayım. Bir antik çağ kavramı olarak demokrasi, ortaya çıktığı dönemde, hakkında yazanlar tarafından pek de hoş karşılanmamıştı. Platon demokrasinin öznesini doğru biçimde yoksul halk olarak koymuş ve onun en büyük tehlike olduğunu söylemişti. Aristoteles, demokrasiyi halksızlaştıracak orta yollar üzerine düşünmüştü. On yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda modern demokrasi ise özneleriyle; ayrıcalıklar düzenine karşı çıkan halkla, oy kullanmaktan mahrum bırakılmış toplumsal sınıflarla, kadınlarla, açlıkla sınanan sömürülen işçi sınıfının mücadeleleriyle kurulmuştu.

Bugün AKP’nin faşizan diktatörlüğüne karşı demokrasi ittifakı ile yola çıkacaksınız, bu kurucu bir nitelik taşımak zorunda. Demokrasiyi kazanan öznelerin, haklarını güvence altına alan sınıfların adı konmak zorunda. Demokrasinin öznelerini görmezden gelen bir politika ile demokrasiyi kurmak mümkün değil. Demokrasiyi ancak ona ihtiyacı olanlar, onun özneleri savunacaktır. Bu nedenle renksiz, kokusuz, içeriksiz bir ittifak stratejisinin demokrasiyi kurmak gibi bir amacı gerçekleştirme olanağı yoktur.

1- https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/prof-dr-sencer-ayata-ideoloji-otoriterlesmenin-onemli-bir-araci-haline-geldi-1823932 

 
 

Dinçer Demirkent Kimdir?

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Anayasa Kürsüsü'nden 7 Şubat 2017’de KHK ile ihraç edildi. Doktora derecesini aynı fakülteden, "Türkiye'nin Anayasal Düzeninde Cumhuriyetin İki Kuruluşu ve Dinamik Cumhuriyet Kavramı" başlıklı tezi ile almıştır. Anayasa tarihi, cumhuriyetçilik, kurucu iktidar, siyasal temsil konuları üzerine çalışmalarını sürdürmektedir. Ayrıntı Dergi yayın kurulu üyesidir, İzmirli olup Ankara’da yaşamaktadır.