YAZARLAR

Cinsel istismar faillerine ödül, çocuğa ceza

Herkes birbirine tüh vah ederek soruyor “biz ne ara bu hale geldik, çocuk cinsel istismarı niçin bu kadar yaygın?” Cevap basit: Yasalar uygulanmadığı için. Reformlar tersine işletildiği için. Failler ödüllendirilip, yargıya başvuran çocuklar cezalandırıldığı için.

Mahkeme salonlarına ve duruşmalara dair hiç adliyeye gitmemiş olanlar için bile en tanıdık sahne, tarafları ve avukatları mübaşirin seslenerek çağırması usulü. Dosya yükünün çok oluşundan kaynaklandığını düşünebileceğimiz bir usul. Hâkim heyetinin kürsüden ayrılmadığı, farklı davalara ilişkin dosyaların birbiri peşi sıra seri halinde görüldüğü, tarafların ve vekillerin birisi çıkarken diğerlerinin girdiği mahkeme salonları bizim yargı sistemimizde vakayı adiyeden. Her duruşma kendisi için öngörülen sürede bitmediği için verilen saatlerin ileriye doğru sarktığı, mübaşir çağırmadığı sürece davanın tarafları kendi duruşmaları için belirlenmiş saatte gelmiş ve hatta geçmiş bile olsa salona girmediği sistem. Sistemin işleyişinde gelişen diğer usullerden birisi de, o güne tarihli davalarda avukatların, mübaşire geldiklerini bildirip beklemeye geçişi.

16 Aralık günü Kozan Adliyesi Ağır Ceza Mahkemesinde de dosyalar için seyrin böyle gelişeceğinin beklenmesi çok normal. Mahkeme salonlarında ve iddianamelerde sıkça geçtiği şekilde söylersek, adliyelerde hayatın olağan akışına uygun. Nitekim çocuk cinsel istismarı davasında davacı vekili avukat saat 10 olarak belirlenen duruşma vaktinden önce mübaşire geldiğini ve avukat bekleme odasında olacağını bildirdiğini belirtiyor. Üstelik yalnız değil orada. Davacı çocuk, yakınları ve o gün tanık olarak dinlenmesi beklenen kuzeniyle birlikte kadın örgütleri gönüllüleri, çağırılmayı bekliyorlar. Sanık vekili ile davacı vekili de birbirlerini görüyor ve normal karşılanacağı üzere meslektaş olarak selamlaşıyorlar. Ancak bekleyiş uzadıkça uzuyor ve sonunda salondan çıkan bir emniyet mensubunun niçin içeri girmedikleri sorusuyla şaşkınlık başlıyor. Davacı tarafın “çağırıldığı halde (!?)” duruşmaya katılmadığı kayıtlara geçirilerek üç ay erteleme kararı verildiği anlaşılıyor. Onca insan beklerken… Üstelik artık bu duruşmada failler için tutukluluk kararı umulurken. Adliyelerde hayatın olağan akışına uymayan, soruşturulması, araştırılması gereken şaibeli bir durum yaşanıyor. Ve bu duruşmada failler için tutuklama kararı umut eden çocuk, adalete inancıyla birlikte yaşam umudunu da kaybediyor. İntihara teşebbüs eden ve şükür ki yakınlarının vaktinde müdahalesiyle hayata döndürülen Hacer’in, kendinden vazgeçiş anındaki duyguları, bıraktığı intihar notu dikkate alınınca insan olanı utançtan öldürmesi gereken bir çaresizlik halini gösteriyor. Ölümüyle adaletin sağlanması ihtimaline sarılmış. Çocuklarını ölümüne adalet arayışına sürükleyen toplumuz. Failler çocuğun bedenini sömürüp ruhsal gelişimini örselerken, çocuğun tekrar yaşama tutunması için gereken adalete erişmiş olma duygusunu esirgeyen mahkeme, faillerin kişilik haklarını çocuğun hayat ve haysiyetinden üstün görüyor. Cinsel istismar davalarında yasa maddesi son derece açık olduğu halde tutuksuz yargılama alışkanlığı faillere ödül, çocuklara ceza anlamına geliyor. Suç olan çocuğun cinsel istismarı ancak cezalandırılan çocuğun adalet arayışı… İstismar edilen çocuklar toplum dışına itiliyor ama failler hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam ederek aramızda dolaşıyor. Ve toplum zehirleniyor.

İki failin cinsel istismara maruz bıraktığı, suçun işlendiği tarihte 15 yaşından küçük olan çocuk için yargı sürecini başlatmak büyük bir cesaret örneği ve mücadele azmi demek. Kendisi için adalet ararken aynı zamanda o evde kalan, istemese de geride bıraktığı küçük kardeşi için kaygılanıyor, biraz da onu kurtarmak gayretiyle topluyor gücünü. Çünkü faillerden birisi evde, diğeri eve sıkça gelip giden bir diğer erkek. Birisi annenin birlikte yaşadığı, diğeri ise ağabeyin arkadaşı olan failler, baştan itibaren tutuksuz yargılanıyor. Anne ve abi, çocuğu değil failleri destekliyor. Tutuklamayan mahkeme de çocuğun üstün yararını bırakıp, faillerin toplumsal konumunu gözettiği için tutuklamıyor. Oysa yasa 15 yaşından küçük çocukların cinsel istismarında tutuklu yargılanmayı gerektiriyor. Hangi yasa derseniz; son yıllarda sürekli failleri affetmek için iktidar çevrelerinin girişimde bulunduğu madde, TCK 103. Evet, TCK 103’e göre 15 yaşından küçük çocuklara yönelik her türlü cinsel davranış suç. Aynı evde yaşayan üvey baba konumundaki Yaşar Öğüt ve ağabeyinin arkadaş konumuyla o eve girip çıkma kolaylığına sahip Gökhan İçen tarafından bu suç işlendiği için cinsel istismar suçunun nitelikli haliyle karşı karşıyayız. Cezanın iki katı ağırlaştırılmış olması beklenir. Ancak mahkemelerin yaygın alışkanlığı, çocuk cinsel istismarı sanıklarını tutuksuz yargılamak. Neden? Neden çocuğun onuru ve önündeki uzun yaşamın örselenmesi değil de, failin ismi ve toplumsal statüsü daha önemli görülür? Yargıdan da siyasetten de buna cevap alamıyoruz. Ancak son yıllarda geliştirilen bu oldubitti usulüne yasal zemin kazandırıldı. 4. Yargı Reform paketiyle getirilen düzenlemeler sonucu güya adaleti sağlamak için, uzun tutukluluk sürelerinin bir cezalandırma aracı olarak kullanılmasını önlemek için getirilen somut delil kriteri, özellikle çocuklara karşı işlenen cinsel suçlar açısından cezasızlıkla eş anlamlı. 4. paketten önce tutuklanmayanların, şimdi reform adıyla gerçekleştirilen deformasyon nedeniyle ceza alma ihtimalleri bile düşürüldü. Hacer’in ve nicelerinin çocukluğunu, hayallerini ve yaşama sevincini çalan cinsel şiddet failleri, hayatlarına kolaylıkla devam edebiliyorlar bu sözde reformla ve ataerkil zihniyetin esaretindeki yargı tutumuyla.

Sonra da herkes birbirine tüh vah ederek soruyor “biz ne ara bu hale geldik, çocuk cinsel istismarı niçin bu kadar yaygın?” Cevap basit: Yasalar uygulanmadığı için. Reformlar tersine işletildiği için. Failler ödüllendirilip, yargıya başvuran çocuklar cezalandırıldığı için. Üstelik bu soruları gündelik sohbetlerde dile getirenlerin hiçbirisi “bu hâl”in gerçek boyutunu bilmiyor. Bilmesi de mümkün değil, çünkü Adalet Bakanlığı verileri gizliyor. Duyurmuyor. Bırakın sıradan insanı, konuyla ilgili hak savunucuları bile ulaşamıyor gerçek bilgiye. Ancak şu kadarını biliyoruz ki, 2008 ve 2018 arasındaki on yıllık sürede yayınlanan cinsel istismar verileri doğrultusunda her gün 44 cinsel istismar dosyası açılıyordu yargıda. 2018 sonrası bakanlık veri yayınlamayı bıraktığı gibi, geçmiş yılların verilerini de erişime kapattı. Bu suçla mücadele etmek niyeti olan iktidar böyle bir yöntem izlemezdi. Bu yöntem suçu görünmez kılarak failleri ödüllendirme yönteminden başka nedir ki?


Berrin Sönmez Kimdir?

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak akademiye geçti. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na giriş süreci üzerine yüksek lisans tezi yazdı. Halkevi ve kültürel dönüşüm konulu doktora tezini yarıda bırakarak akademiden ayrılıp öğretmenlik yaptı. Daha sonra tekrar akademiye dönerek okutman ve öğretim görevlisi unvanlarıyla lisans ve ön lisans programlarında inkılap tarihi ve kültür tarihi dersleri verdi. 28 Şubat sürecindeki akademik tasfiye ile üniversiteden uzaklaştırıldı. Dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağımlı yargısı, akademik kadroları “rektörün takdir yetkisine” bırakarak tasfiyeleri gerçekleştirdiği ve hak arama yolları yargı kararıyla tıkandığı için açıktan emekli oldu. Sırasıyla Maliye Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde ortalama dört-beş yıl demir atarak çalışma hayatını tamamladı. Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu, feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.