Asteroid çarpışması olmasaydı dinozorları iklim krizi yok edecekti

Araştırmada fosilleşmiş deniz kabukları incelendi ve kabuklarda küresel ısınmanın izlerine rastlandı. Çalışmanın baş yazarı “Elimizdeki veriler, çevrenin asteroid çarpmasından önce değiştiğini gösteriyor" dedi.

Brad Sageman ve Matthew Hurtgen

Antarktika’daki deniz kabuklarından elde edilen yeni kanıtlar, dinozorları yok eden asteroit çarpışmasından daha önce Dünya’nın zaten istikrarsız bir yer olduğunu doğrular nitelikte.

Northwestern Üniversitesi’ndeki araştırmacılar tarafından yürütülen çalışma, ‘Kretase-Paleosen** kitlesel yok oluş olayına’ kadar uzanan fosilleşmiş istiridye ve salyangoz kabuklarının kalsiyum izotop bileşimini ölçen ilk çalışma oldu. Araştırmacılar, -yok oluş olayına kadar yaşanan dönemde- kabukların kimyasının okyanuslarda meydana gelen karbon dalgalanmasına tepki olarak değiştiğini buldular.

YOK OLUŞ ASTEROİTTEN ÖNCE BAŞLADI

Bu karbon istilası, günümüz Hindistan’ında bulunan ve 200 bin kilometrekarelik bir volkanik bölge olan Deccan Tuzakları’nda uzun süre devam eden püskürmeler nedeniyle meydana geldi. Asteroit çarpmasına kadar geçen yıllar boyunca Deccan Tuzakları atmosfere büyük miktarlarda karbondioksit (CO2) püskürttü. CO2 yoğunluğu okyanusları asitleştirdi ve orada yaşayan organizmaları doğrudan etkiledi.

Çalışmanın başyazarı olan Benjamin Linzmeier, “Elimizdeki veriler, çevrenin asteroit çarpmasından önce değiştiğini gösteriyor. Yaşanan bu değişiklikler Deccan Tuzakları püskürmesiyle bağlantılı gibi görünüyor” diyor.

Makalenin kıdemli yazarı Andrew D. Jacobson, “Dünya, büyük kitlesel yok oluş olayından önce açık biçimde baskı altındaydı” diye ekliyor. “Asteroit çarpması hâli hazırda var olan karbon döngüsü istikrarsızlığıyla çakışıyor. Ancak bu durum aslında yok oluşa neyin sebep olduğuna dair elimizde cevaplar olduğu anlamına gelmiyor.”

Çalışma, önümüzdeki ay ‘Geology’ adlı derginin 2020 Ocak sayısında yayınlanacak.

Jacobson, Northwestern Weinberg Sanat ve Bilim Koleji’nde Yeryüzü ve Gezegen Bilimleri profesörüdür. Linzmeier, araştırma sürmekteyken Northwestern Sürdürülebilirlik ve Enerji Enstitüsü’nde Ubben İklim ve Karbon Bilimi Programı’nda doktora sonrası araştırmacı oldu. Şu anda Wisconsin-Madison Üniversitesi’nde Yerbilimleri Bölümü’nde doktora sonrası öğretim üyesi olarak görev yapıyor.

HER KABUK BİR KANIT DEĞERİNDE

Önceki çalışmalar da Deccan Tuzakları püskürmelerinin kitlesel yok oluş olayı üzerindeki potansiyel etkilerini araştırmıştı; ancak birçoğu toplu haldeki çökeltileri inceledi ve farklı kimyasal iz bırakıcıları kullandı. Araştırmacılar, belirli bir organizma üzerine odaklanarak, okyanus kimyasının daha kesin ve daha yüksek çözünürlüklü bir kaydını elde ettiler.

Linzmeier, “Kabuklar hızlı büyür ve suyun kimyasıyla değişir” diyor. “Bu kadar kısa bir süre yaşadıkları için, her kabuk okyanus kimyasının kısa ve korunmuş bir görüntüsünü barındırır.”

Deniz kabukları çoğunlukla kalsiyum karbonat, tebeşir, kireç taşı ve bazı antasit tabletlerinde bulunan minerallerden meydana gelir. Sudaki karbondioksit, kalsiyum karbonatı çözer. Kabukların oluşumu esnasında, CO2 muhtemelen kabuk bileşimini eritmeden bile etkiler.

Araştırmacılar bu çalışmayı gerçekleştirmek için, Antarktika’da bulunan Seymour Adası’nın batı yakasındaki iyi korunmuş ve fosil açısından zengin bir alan olan Lopez de Bertodano Oluşumu’ndan toplanan kabukları incelediler. Bilim insanları, Jacobson’ın Northwestern’deki laboratuvarında geliştirilen son teknoloji ürünü teknikleri kullanarak kabukların kalsiyum izotop bileşimlerini incelediler. Kullandıkları yöntem, kalsiyumun diğer elementlerden ayrılması için kabuk numunelerinin çözülmesini, ardından da bir kütle spektrometresiyle analiz yapılmasını içeriyor.

Jacobson, “Kalsiyum izotop varyasyonlarını yüksek hassasiyetle ölçebiliyoruz. Ve bu izotop varyasyonları, neler olduğunu anlamamıza yardımcı olacak parmak izlerine benzer” diyor. Araştırma ekibi bu yöntemi kullanarak şaşırtıcı bilgilere ulaştı.

Linzmeier, “Kabukların bileşiminde bazı değişiklikler görmeyi bekliyorduk ama değişikliklerin bu kadar çabuk gerçekleşmesine şaşırdık” diyor. “Ayrıca, yok olma sınırının kendisiyle ilgili daha fazla değişiklik göremediğimize de şaşırdık.”

GELECEK İÇİN BİR UYARI

Araştırmacılar, Dünya’nın geçmişteki aşırı ısınma ve CO2 girdisine nasıl tepki verdiğini anlamanın, gezegenin şu anki insan kaynaklı iklim değişikliğine nasıl tepki vereceğine hazırlanmamıza yardımcı olabileceğini söylüyorlar.

Jacobson, “Bir dereceye kadar, antik okyanus asitleşme olaylarının, günümüzdeki insan kaynaklı CO2 salımları neticesinde olan bitenler hakkında iyi bir örnek olduğunu düşünüyoruz. Belki de bu çalışmayı gelecekte neler olabileceğini daha isabetli biçimde tahmin etmek için bir araç olarak kullanabiliriz. Kaya kayıtlarını yok sayamayız. Dünya sistemi büyük ve hızlı CO2 eklemelerine karşı hassastır ve mevcut salımlar çevresel sonuçlar doğuracaktır” diyor.

 

*Brad Sageman ve Matthew Hurtgen, Northwestern Koleji’nde Yeryüzü ve Gezegen Bilimleri profesörleridir ve makalenin kıdemli ortak yazarlarıdır.
**Kretase Dönemi, Mezozoik Zaman’ın üç alt bölümünden sonuncusudur. Günümüzden 142 milyon yıl önce başlayıp 65 milyon yıl önce sona erdiği kabul edilir.

Yazının aslı Northwestern Üniversitesi’nin sitesinden alınmıştır. (Çeviren: Tarkan Tufan)