'Eşitsizlik' artık insanların DNA’sına dek uzanıyor

‘Meritokrasinin Yükselişi’ adlı kitabın yazarı Michael Young, gelecekle ilgili güçlü önsezilere sahip olabilir. İngiltere’deki zengin ve yoksul bölgeler yalnızca gelir ya da kamu hizmetlerine erişim kapsamında bölünmedi. Farklılıklar şimdi orada yaşayan insanların DNA’sına dek uzanıyor. Kimi açılardan, bu yeni eşitsizlik durumu eskisinden daha derinlere iniyor.
Galler’in Wrexham bölgesindeki Bersham kömür ocağında çalışan madenciler, 1960. (Fotoğraf: The National Archives UK / Flickr)

David Hughes-Jones & Abdel Abdellaoui

İngiltere’deki bazı bölgelerin diğerlerinden daha yoksul olduğu iyi bilinen bir gerçek. Geçmişte kömür madenciliği yapılan bölgeler olan Galler ile Kuzey İngiltere de bu bölgeler arasında yer alıyor. İnsanların git gide çoğalan bazı gen türleri açısından kümelenmeye başlamasıyla, bu bölgesel ekonomik eşitsizliklerin, DNA’daki bölgesel farklılıklarla da uyumlu olduğunu keşfettik;

Genetik kümeleme, geçmişteki bütün toplumlarda mevcuttu. İnsanlar, genetik açıdan genelde yakınlarda bulunanlarla benzeşmekteydi. Bu durum, çoğunlukla sınırlı hareketlilikten kaynaklanıyordu. Motorlu ulaşımın icadından ve yaygınlaşmasından önce, insanlar genellikle yakınlarındaki kişiler ile evlenir ve çocuk sahibi olurdu.

GÖÇLER GENETİK DEĞİŞİMİ HIZLANDIRDI

Bu, ‘genetik sapma’ süreciyle birleştiğinde  -belirli gen değişkenlerini/varyantlarını daha az ya da daha fazla yaygın hale getiren, nesiller boyunca süren rastgele dalgalanmalar- coğrafyayla bağlantılı olan tüm gen dizilimleri (genom) üzerinde büyük değişimler meydana getirdi. Mesela, bazı Avrupa topluluklarından numuneler alıp iki boyutlu bir örgüdeki genetik çeşitlenmeler arasında görülen farkları çizerseniz, kaba hatlarıyla bir Avrupa (gen/ç.n.) haritası oluşturursunuz.

Fakat insanlar, 19. ve 20. yüzyıllarda daha fazla hareket etmeye başladı. Toplumlar coğrafi ve sosyal açıdan dışa açıldı. Bu yeni hareketlilik, Amerikalı yazar Thomas Friedman’ın ‘harika dizilim’ dediği yeni bir kümeleme türünü ortaya çıkardı. Yetenekli insanlar, kendilerine benzeyen diğer insanlarla bir araya gelmek üzere büyük kentlere ve gelecek vaat eden bölgelere göç etti.

Nature Human Behavior dergisinde yayınlanan makalemiz, bunun artık genetik düzlemde de görülebildiğini ortaya koyuyor. Bunu göstermek amacıyla, bir kişinin özelliklerine ilişkin tahminler/öngörüler olan –boylarının uzunluğu, kişiliği, üniversiteyi bitirme ihtimali veya sigara içip içmeyecekleri gibi– ve tamamen DNA kaynaklı olan ‘poligenik’ puanlara baktık. Bu puanlar tek bir genin etkisini yansıtmıyor; bunun yerine, zaten bazı özelliklerle bağlantılı olduğunu bildiğimiz, binlerce veya milyonlarca genin ufak etkilerini de hesaba katıyor.

Poligenik puanlar iyi bir tahmin gücü sağlayabilir. (Fotoğraf: Gopixa / Shutterstock)

Örneğin, poligenik puanlar, eğitim düzeyi bağlamında bir kişinin toplam kaç yıl eğitim aldığını öngörmeye yardımcı olabilir. Bu puanlar kesin sonuçlar vermese de, yüksek oranda tahmin gücü sağlıyor. Çalışmamızda kullandığımız örnekte, en yüksek puana sahip kişilerin yüzde 10’luk kesiminin neredeyse yarısı üniversite diplomasına sahipti. En düşük puanlara sahip yüzde 10’luk kesimdeyse, beşte birinden daha azı üniversite diplomasına sahipti.

Eğitim düzeyi kapsamında yüksek poligenik puanlara sahip olanların, benzer puanlara sahip kişilerle birlikte yaşama eğilimi taşıdığını tespit ettik. Bu kümelenme, DNA’daki atalardan kalma farklılıklara benzemiyor. Hareketlilik yokluğundan değil, aksine hareketliliğin kendisinden kaynaklanıyor; eğitimli insanlar büyük kentlere ve rekabetçi bir iş piyasasına sahip diğer refah seviyesi yüksek bölgelere taşınıyorlar.

Bu olgu gittikçe artıyor. 20. yüzyılda, sanayi devriminin merkezinde olan kömür madenciliği alanları, kömür endüstrisinin düşüşünden muzdaripti. Bu bölgelerde doğan ama daha sonra ayrılan insanların, eğitim düzeyi kapsamında ülkenin geri kalanından daha yüksek bir poligenik puana sahip olduklarını gördük. Ayrıca, puanları, bu bölgelerde kalan ya da buralara taşınanlardan çok daha yüksekti.

YALNIZCA EĞİTİM DEĞİL

Kendi içinde, bu durum çok şaşırtıcı değil. Genetiğin, insanların zekâ ve eğitim seviyelerindeki bazı çeşitlenmelerin bir kısmını oluşturduğunu zaten biliyorduk ve sağduyumuz bize, yüksek eğitimli insanların daha zengin bölgelere gitmek için yoksul bölgelerden ayrılacağını söylüyor.

Buna karşın kalp hastalığı, vücut kitle indeksi ve sigara kullanımı da dahil olmak üzere, birçok farklı özellik için poligenik puanları incelediğimizde, çoğunlukla aynı modeli gördük. Bu özellikler kapsamında daha ‘makbul’ -sezgisel olarak sahip olmak istediğiniz- puanlara sahip olanlar, bu toplulukları terk ediyorlardı. Bu tür özellikler arasında daha uzun boylu olmak, daha düşük vücut kitle endeksine sahip olmak (daha zayıf ve çevik olmak/ç.n.), sigara içmemek, daha düşük ‘dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu’ oranlarına sahip olmak ve deneyimlere daha açık olmak yer alıyordu.

Peki, bu neden oluyor? Elimizdeki veriler, eğitime erişimin asıl itici güç olduğunu gösteriyor. Başka bir nitelik, eğitim becerisiyle ne kadar çok gen paylaşırsa, bölgesel farklılıklar, poligenik puan bazında da o kadar güçlü hale geliyor.

KORKUTUCU BİR GELECEĞE Mİ YÜRÜYORUZ?

20. yüzyılın başlarında Avrupa’daki toplumlar, eşitsizlik içinde yaşıyordu. Yüzyıl boyunca, modernleşme, demokratikleşme ve refah devletlerinin büyümesi nedeniyle neredeyse her yerde fırsat eşitliği ve sosyal hareketlilik çoğaldı. Bu iyi bir şey gibi görünüyor ve  zaten öyle de.

Sosyolog Michael Young 1950’lerde, ‘The Rise of the Meritocracy 1870-2033’ (Meritokrasinin* Yükselişi 1870-2033) adlı kitabı yazdı. Kitap, distopik (kötücül bir geleceği konu alan/ç.n.) bir hicivdi. Young’ın 2033 öngörüsünde, yeni meritokrasi sistemi, geçmişteki aristokrasilerden daha ağır bir eşitsizlik durumu yaratıyordu. Daha eskiden, seçkinler yalnızca şans eseri yüksek bir sosyal tabaka içinde doğmuş olmaktan ötürü en tepedeydiler.

Fakat şimdi, seçkinler kendi çabaları neticesinde oraya ulaşmıştı. Seçkin olmayı hak etmişlerdi; bunu biliyorlardı ve sahip oldukları üstünlüğü torunlarına aktardılar. Pek de şaşırtıcı olmayan bir şekilde, aşağılarında kalan insanlar olan biteni aynı şekilde görmediler: Bir dipnotta, kitapta bahsi geçen hayali yazarın 2034 isyanında öldürüldüğü aktarılıyor.

Young, gelecekle ilgili güçlü önsezilere sahip olabilir. İngiltere’deki zengin ve yoksul bölgeler yalnızca zenginlik, gelir ya da kamu hizmetlerine erişim bağlamında bölünmedi. Farklılıklar şimdi orada yaşayan insanların DNA’sına dek uzanıyor. Kimi açılardan, bu yeni eşitsizlik durumu eskisinden daha derinlere iniyor. Bir toplum olarak, bununla henüz hesaplaşmadık ya da onunla nasıl başa çıkacağımız konusunda yeterince ciddi düşünmedik. Artık buna başlama zamanı geldi.

*Meritokrasi, genel hatlarıyla, yönetim gücünün yetenek ve kişilerin bireysel üstünlüğüne, yani liyakate dayandığı yönetim biçimidir. Bu yönetim şeklinde, idare gücü üstün özellikleri olduğu düşünülen kişiler arasında paylaştırılır, kayırma yoktur. Özellikle kamu yönetiminde daha bilgili ve yetenekli kişilerin seçilmesi ve yine hizmet içindeki ilerleme ve yükselişlerinin bilgi, başarı ve yetenek kıstaslarına göre yapılmasını amaçlar. Bu meseleye ilişkin eleştiriler de mevcuttur: bkz. https://www.gazeteduvar.com.tr/dunya/2019/03/21/meritokrasiye-inanmak-sadece-yanlis-degil-kotudur-de/

 Yazının aslı The Conversation sitesinden alınmıştır. (Çeviren: Tarkan Tufan)