YAZARLAR

Ateizm tartışmaları üzerine

Cehaletin, bilgisizliğin, hamasetin kol gezdiği İslam dünyasında gençlerin dinin dışında başka perspektiflere yönelmesi ya da mevcut yetersiz dini algıyı sorgulaması gayet sağlıklıdır. Belki bu arayışlar sayesinde yerlerde sürünen entelektüel seviyemiz belki biraz derinleşme ihtiyacı duyar da bakarsınız toplumsal kalitemizde bir artışa bile yol açar.

2017 yılında Al Jazeera TV tarafından yayınlanan “7 Yılda” adlı belgesel üzerine geçen hafta yazmış olduğum yazıya farklı tepkiler aldım. Daha çok olumsuzlar üzerinde durmayı yeğliyorum, olumlularını geçiyorum. Yazıda özellikle ateizmi, uyuşturucu ve IŞİD’e yönelimle aynı cümle içerisinde zikretmem, hoşnutsuzluk yaratmış gördüğüm kadarıyla.

Ateist arkadaşların aslında gözden kaçırdıkları nokta, benim hukuki bir değerlendirme yapmak gibi bir kaygımın olmadığı; amacım kriminalize etmek değil meseleye sosyolojik yaklaşmak. Öte yandan bir Müslüman olarak ateizmi bir sorun olarak görmemden doğal bir şey olamaz. Çünkü ateistlerin çoğu, mutedil ve çoğulcu bir dini yönelimi dahi ortadan kaldırılması gereken ya da eninde sonunda tarihsel süreç içerisinde nihayetlenecek bir sorun olarak görüyor. Bu her iki taraf için de gayet doğal görülmesi gereken tutumlar.

Tabii editoryal nedenlerle yazıyı daha fazla uzatmamak maksadıyla ateizme ilişkin derinlemesine değerlendirmelere girmemiştim. Bu nedenle de gerçekte ateizm hakkında ne düşündüğümü yeterince anlatamamış olabilirim.

Her şeyden önce ateizm, benim yaklaşımımda dini, siyasi ve ekonomi alanındaki sorulara yanıt arayan gençlerin araştırma ve sorgulama eğilimlerinin bir sonucu. İslam dünyasında gençler arasında silahlı radikalizmin kendine yer bulması ise yaygın kanaate göre otoriter rejimlerin şiddet ve baskısına karşı verdiği bir tepkidir. Birincisi bir arayış, ikincisi ise belirli bir nedene dayalı olsa bile hiçbir haklı gerekçesi olmayan, kriminal bir olgu. Bu açık.

Öte yandan dindarların ateizme bakışına gelirsek, bunun pek de sağlıklı bir muhakemeye dayalı, detaylandırılmış, üzerinde iyice düşünülmüş olduğunu söylemek pek mümkün görünmüyor. Muhafazakâr aklın ateizme bakışında, bunun bir hastalık, gelip geçici bir heves, gençlerin özentisi gibi değerlendiren sakat bir yönü var. Elbette ateizmin İslam dünyasındaki mevcut biçiminin felsefi bir derinliğe sahip olduğunu söylemek zor. Ama bu, söz konusu olgunun bütünüyle sağlıksız olduğu anlamına da gelmiyor.

Genelde İslam dünyasında, özelde Mısır’da soruna ilişkin dindarların yaklaşımları, onların büyük bir bölümünün acınası halini göstermesi açısından oldukça dikkat çekici. Mısır özelinde bazı dindarlar söz konusu belgeselde boy gösteren ve göstermeyen başka ateist gençlere ridde (dinden dönene uygulanan ölüm) cezasının uygulanmasını savunacak kadar gerçeklikle ilişkisini koparmışlar. Bağnazlık lafını kullanmıyorum çünkü olay bağnazlığı falan aşmış durumda.

Zekasını kullanma zahmetine kalkmayan bazı muhafazakârlar ve metne bağımlı okuma hastalığıyla malül bazı selefilerin anlayamadığı mesele şu: Bu gençler dini çevrelerde yetişmiş, eylemlilik süreci de dâhil olmak üzere İslami hareketlerin bir çok etkinliğine katılmış, bedel ödemiş, bir çoğu ölümden dönmüş ve İslam’a gönül vermiş gençler. Bu insanlar sorularına yanıt aramak için şeyhlerin, hocaların vs. yanına gitmişler, Tanrı inancıyla ilgili akıllarına gelen soruları yöneltmişler. Kolaylıkla sorularına yanıt bulabileceklerini zannetmişler ama yanılmışlar. Sonra yıllardır kendilerine saygı duydukları ulema ve hocaların ne kadar bilgisiz, çağın sorunlarıyla ne kadar ilgisiz olduklarını gördüklerinde uğradıkları hayal kırıklığı, onları bu sorulara kendi yanıtlarını bulmaya ve daha derinlemesine okumalar yapmaya itmiş. Bunların bir kısmı da evrende bir yaratıcının bulunmadığı düşüncesine ikna olmuşlar.

Tabii felsefi ve araştırmaya dayalı yönelimlerin ötesinde yaşanan dindarlığa tepki gösteren, tamamen duygusal bir şekilde ateizme yönelenler de var ve bunların ateizminin gerçek bir inanç sorgulaması üzerinden değil de İslamofobi üzerinden geliştiği de aşikar. Ancak nihayetinde iş, ateizm ve deizm olgusu karşısında tatmin edici yanıtlar veremediği gibi bunun endişesini duyan Müslüman entelektüellere kaldığını, meseleyi inkarla bir yere varılamayacağını da kabul etmemiz gerekiyor.

Oysa ateizmle teizmin ilişkisi son derece kompleks ve ateizmin soruları da (tabii her sorusu değil) öyle altından hemencecik kalkılabilecek basit sorular değil. Kaldı ki Spinoza’dan Leibniz’a birçok Batılı filozof, ateizmin sorunsallaştırdığı teodise (kötülük) problemi başta olmak üzere birçok konuyu tartışıp tatmin edici bir yanıt bulabilmiş değil.

Kaldı ki aklı başında bir insan, ne dindarlığını ne de ateistliğini kaç yaşında olursa olsun hayatının son durağı olarak görmez. "Ben Müslümanım ama asla ateist ya da deist olmam," diye kaç kişi diyebilir? "İnsan hayatı kısa" denir ama aslında bir insanın düşünmesi, okuması ve araştırması için yeterli imkâna haiz olması bakımından pek uzundur. Gençlik döneminde insanların yönelimleri elbette hafif görülmemeli ama insanın farklı yaş evrelerinde farklı yönelimlerinin olması mümkündür, bir uçtan diğerine de savrulabilir. Gençlerin ateizm yönelimini bir tehdit değil çözümlenmesi, anlaşılması gereken bir sosyal olgu olarak görmekten niye kaçıyoruz? Suçlamak, küçük görmek, alay etmek, hedef göstermek işin kolay yanı.

İşi daha ileri noktaya götürerek ateizm, deizm gibi yönelimlerin daha sağlıklı olduğu bile söylenebilir. Siyasi bir sorun tartışırken hiç de yeri olmadığı halde konuyu dine getirip bir de kendi dini yorumunu evrensel genel geçer yorummuş gibi sunan ve bunu başkalarına dayatan insanların kanaat önderi olduğu bir toplumda yaşıyoruz.

Başkanlık meselesinin tartışıldığı günlerde hatırlayın İslam düşüncesine ilişkin bir takım bilgi kırıntılarına bile sahip olmayan bir kadın yazarımız başkanlık sisteminin İslamî olduğunu savunan bir yazı döşenmişti. Böyle bir dini anlayışın karşıtı doğurmaması, din karşıtlığını pekiştirmemesi mümkün mü? Kendisini din bilgini zanneden bir aklı evvel de gençlerin ateistlerle tartışmaya girmemelerini öğütlemiş ve gençlerin birikiminin onlarla tartışmaya yetmeyeceğini paylaşmıştı sosyal medyadan. Acziyetin kendi ağzıyla itirafı. İslam dünyasının hali bu işte.

Cehaletin, bilgisizliğin, hamasetin kol gezdiği İslam dünyasında gençlerin dinin dışında başka perspektiflere yönelmesi ya da mevcut yetersiz dini algıyı sorgulaması gayet sağlıklıdır. Belki bu arayışlar sayesinde yerlerde sürünen entelektüel seviyemiz belki biraz derinleşme ihtiyacı duyar da bakarsınız toplumsal kalitemizde bir artışa bile yol açar.

Hakim din anlayışı faşizme, kendi gibi düşünmeyeni şeytanlaştırmaya, ilkel bir milliyetçiliğe prim veriyorsa bunun karşıtını savunmak (bu ateizm ya da deizm şeklinde tezahür etse bile) insanlığın gereğidir. Daha da ileri giderek, İslam’ın da bizlere bunu söylediğini düşünüyorum.

Şimdi durum buyken gençlerin köklü bir sorgulama işine girişmesini, yerleşik dini değerleri sorgulamayı bir tehlike olarak görmek yerine daha sağlıklı yönelimlere yelken açacak sosyolojik bir gerçeklik olarak görmeyi, bunun yol açacağı başka sorunlarla yüzleşmeye hazır olmayı öneriyorum. Aksi takdirde yolun sonu karanlık.


İslam Özkan Kimdir?

İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden mezun oldu. Gazeteciliğe Selam gazetesinde başladı. Bir dönem kitap yayıncılığı alanında faaliyet gösterdi. Ardından Filistinhaber, Time Türk, Dünya Bülteni, Birleşik Basın gibi internet sitelerinde editörlük, TRT Arapça, Kanal On4, Kudüs TV gibi televizyonlarda haber müdürlüğü ve TV 5'te program moderatörlüğü, bazı Arap televizyon kanallarının Türkiye temsilciliğini yaptı. Halen Marmara Üniversitesi Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Enstitüsü Ortadoğu Sosyoloji ve Antropolojisi'nde doktora eğitimini sürdürmektedir.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR