Eğitmek mi delirtmek mi?

93 yıllık Cumhuriyet uygulamasında, laik ve demokratik bir devlet modeli yaratılamamışsa bunun en temel nedeni "dar ve ırkçı" bir dünya görüşünün eğitim eliyle çocuklara şırınga edilmesidir. "Tek millet, tek bayrak, tek dil" şeklinde ifadesini bulan bir görüşle evrensel bir düşüncenin yaratılma şansı yoktur.

Cemal Çağlı

Bugüne kadar bu başlık altında çok sayıda yazı yazdım ve sanırım, daha uzun bir zaman yazmaya devam edeceğim.

Her amaç yaşamda yankısını bulur. Her teori, pratiği ile kendini ispatlar. Her düşünce bir davranışla, her davranış bir alışkanlıkla, her alışkanlık bir kişilikle toplumda yaşam bulur. O zaman şu soruyu sormalıyız:

Ey anneler, babalar çocuklarınız bedensel, zihinsel, ruhsal olarak sağlıklı gelişiyorlar mı?

Bir çocuğun ruhsal gelişimi onun duygusal gelişimiyle ilişkilidir. Yetişkin bir insanın duygularından yola çıkarak bir çocuğun duygusunu anlamak mümkün değildir. Çocuk, çocukluğunu yaşıyorsa duygusunu da anlatır; ama yaşamıyorsa duygusunu anlatamaz.

Çocuk demek oyun demektir. Oyun bir üretme biçimidir, o halde eğitim sisteminiz üretimden kopuksa insan merkezli bir eğitiminiz yok demektir. Bilgiye dayalı bir eğitim sisteminde, çocuğun temel gereksinimlerini dikkate alan eğitim ortamları yaratılamaz.

Çocuğun bireysel gelişimini, el becerilerini, gizil yeteneklerini ortaya çıkartacak olan bu etkinliklerin “ders” adı altında veriliş biçimi ise çok dramatiktir ve ayrı bir yazı konusudur. En basit anlamıyla bugün hangi okulun oyun alanları, üretim tezgahları, laboratuarları, resim ve müzik odaları vardır?

Çocuk, zihinsel gelişimini problem çözerek geliştirir. Peki, çocuğu geliştirecek problem çözmek ne demektir? Bir çocuğun çevresiyle, ailesiyle, sokakla, oyun alanıyla, beslenmesiyle, konuşmasıyla, yazmasıyla ilgili problemleri vardır. İşte çocuk kendi problemlerini çözme sürecinde sorumluluk duyar ve adımlar atar. Bir çocuğun havuz problemi, yaş ve hız problemi, çarpım tablosunu ezberleme problemi; ondalık sayılarla, kesirlerle ilgili bir problemi yoktur.

Şimdi de şu soruyu soralım: “Hür ve bilimsel düşünme gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip olmak” ne demek?

Hür olmak öncelikle birey olmaktan geçer. Birey olmak, öncelikle kişinin kendini tanıması ve geleceğiyle ilgili sorumluluk almasıyla mümkündür. Bireye sorumluluk sözle, yazıyla, öğütle, cezayla verilemez; hele hele çocuklarımızın yaşama sevinçlerini yok eden, süreci anlamsız kılan ödevlerle, testlerle, sınavlarla hiç verilemez.
Sorumluluğu bireye ancak üretim içinde verebilirsiniz.

Yani bunun adı: “Üretim içinde eğitim, eğitim içinde üretim.

Bilimsel düşünmek” ezberciliğin, belletmenin, sorgulamadan kabul etmenin adı değildir; dogmalarla,dini esaslara göre eğitmek hiç değildir.

Pozitif bilimler, felsefe,psikoloji,sosyoloji olmadan bilimsel düşünce olabilir mi?

“Dindar ve kindar nesil” yetiştirmeyi eğitimin amacı haline getiren bir zihniyetin olduğu yerde bilimsel düşünce olabilir mi?

Siz hiç dini esaslara göre yönetilen bir toplumda gelişmiş bir bilime tanık oldunuz mu?

İslam coğrafyasında gelişmiş, demokratik, laik bir ülkenin olmaması bilimsel düşüncenin olmamasının sonucu değildir diyebilir misiniz?
Bilimsel düşünmek için önce doğru düşünmeyi öğrenmek gerekir. Doğru düşünmek için önce eleştirisel bakmak, çok yönlü okumak, doğru bilgiye ulaşmak gerekir. Oysa bu eğitim sisteminde ödev yapmaktan, test çözmekten, dershanelere ve özel kurslara koşturmaktan ne doğru bilgiye ulaşmak için ek bir çabaya ne de çok yönlü okumaya zaman kalıyor.

Eğitimi “birliktelik, katılım, yetki ve sorumluluk” eksenlerine oturtmadan bilimsel düşünen bireyler yetiştirme tezi koca bir yalan olmaktan öteye gidemez.

Türkiye, “bilimsel düşünen bireyler yaratma” şansını Köy Enstitüleri eğitim modeliyle yakalamış, ne yazık ki bu ülkeyi yönetenler bu modele ancak 14 yıl yaşama şansı vermişler ve 17 nisan 1940’da kurulan Köy Enstitülerini 4 Şubat 1954 yılında kapatmışlardır.

93 yıllık Cumhuriyet uygulamasında, laik ve demokratik bir devlet modeli yaratılamamışsa bunun en temel nedeni “dar ve ırkçı” bir dünya görüşünün eğitim eliyle çocuklara şırınga edilmesidir. “Tek millet, tek bayrak, tek dil” şeklinde ifadesini bulan bir görüşle evrensel bir düşüncenin yaratılma şansı yoktur. Bu “dar ve ırkçı” görüş,toplumu getire getire, “Türk-İslam Sentezi” şeklinde ifadesini bulan; cemaatçi,şeriatçı,tacizci bir eğitim sisteminin kapısına getirmiştir.
Bu karanlık süreçten çıkmanın bir yolu var mı?
Bence olmalı.
Pek nasıl?


* Bu metinde yer alan fikirler yazarına aittir. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.