Çorum izlenimleri: Kamu, deprem, katliam, leblebi ve Hititler…

Kamu kaynaklarının bilimsel ölçütlere ve ihtiyaca göre değil de bölgecilik, mezhepçilik esaslarına göre dağıtılması Çorum’un en büyük toplumsal sorunlarından biri, belki de en önemlisi.

Abbas Karakaya  abbaskarakaya2000@yahoo.com

Eskiden ABD’ye gidenler, ABD’de her yerin birbirine benzediğini, aynı mağaza ve dükkân zincirinin her yerde bulunduğunu, böylelikle, yerel tat ve ayrıntılar kaybolduğundan, ülkeye bir tekdüzeliğin hâkim olduğunu söylerlerdi. Bu söylenirken, Türkiye’de şehirlerde yerel, yöresel unsurların korunduğu ima edilirdi. Şükür, biz de artık Amerika’ya yetiştik! Geçen Ağustos, Çorum’un şehir merkezinde dolaşırken burası tipik bir Türkiye şehri diye düşündüm. Evet, bir zamanlar Hititlerin yaşadığı, leblebisi ile ünlü, 1980’de Alevi katliamının da yaşandığı Çorum tipik bir Türkiye şehri.

Çorum’u tipik yapan şey imar ve şehircilikteki az gelişmişliğidir. Bu anlamda, yani kentsel çevre kalitesi bakımından Çorum, mesela, yaşadığım İstanbul’dan hiç de farklı değil. Nüfusu 250 bin olsa da Çorum kaotik, düzensiz, birçok yerinde insanın üzerine yıkılan bir şehir. Kaldırımlar, yollar, yol ortaları arabaların işgali altında. İstanbul’da olduğu gibi buralarda da kaldırımlar yayalara ait değil. Birçok yere yürünerek gidilebilecekken, 250 bin nüfuslu bir yerde bile trafik sıkışıklığını anlamak, anlamlandırmak kolay değil. Belediye otopark yaptırmak için uğraşadursun, belki ondan daha ucuza mal olacak ve kente bir düzen, ferahlık getirecek, dahası, kışın ağırlaşan havasını da önemli ölçüde temizleyebilecek, elektrikle çalışan, yeraltından değil, yerüstünden giden raylı bir toplu ulaşım modelini neden akıl edemez? İşte, bunu anlamak da kolay değil.

RANT VE HATALI PROJELER

Çorum’da -Türkiye’nin hemen hemen her şehrinde olduğu gibi- yol kenarlarının, kaldırımların en güzel yerlerini görgüsüz reklam panoları ele geçirmiş. Tüketimi özendirmekten başka bir iş görmeyen, görüntü kirliliği yaratan bu devasa çelikten yükseltilerin tükettikleri elektrik de dikkate alındığında kamunun nasıl bir israf ve çirkinlikle duçar edildiği ortaya çıkıyor. Başka bir kamusal alan olan parklar, yine memleketin her yerinde olduğu gibi Çorum’da da rant alanı olarak görülüyor ve oralarından buralarından tırtıklanarak (çay bahçesi, hantal ve kullanışsız spor aletleri vs.) gerçek kullanım amacından uzaklaştırılıp küçültülüyorlar.

Belediye hizmetlerinde yanlış, hatalı projeler, kamu kaynaklarının çarçur edilmesi ve partizanca kullanımı Çorum’un, ülkenin geri kalanı ile başka bir ortak noktası. Mesela, Çorum’da bulunduğum süre içinde konuştuğum insanlar, inşaatı süren 850 yataklı devlet hastanesinin neden stadyum ve otogarla aynı civarda, birbirine yakın yerlere inşa ediliyor olduğunu anlamış değiller. Yani, hastane gibi sessizliğin çok elzem olduğu bir yapıyla gürültü ve hareketin yoğun olduğu stadyum ve otogar gibi yapılar neden aynı güzergâhta yapılır? Yine konuştuğum insanlardan öğrendiğim, araştırma ve açıklama bekleyen öyle ciddi bir iddia var ki o da şu: Devlet hastanesi inşaatının zemininin yeterince kuru ve sert olmadığı, zeminin güçlendirilmesi için şimdiye kadar bir sürü para harcandığı ve inşaatın yanlış zemin seçiminden dolayı hala sürdüğü, bitirilemediğidir.

BİR BÖLÜNMENİN KISA TARİHİ

Kamu kaynaklarının bilimsel ölçütlere ve ihtiyaca göre değil de bölgecilik, mezhepçilik esaslarına göre dağıtılması Çorum’un en büyük toplumsal sorunlarından biri, belki de en önemlisi. Bu anlamı ile Çorum “bölünmüş” bir şehirdir ve bunun tarihi 1980 Çorum katliamına kadar gitmektedir. Çorum katliamı Mayıs-Temmuz 1980’de Ülkücü-cihatçı grupların, 27 Mayıs 1980’de MHP’li Gün Sazak’ın Ankara’da öldürülmesini bahane ederek kentte Alevi mahallesi olarak bilinen Milönü’ye saldırdıkları ve altmışa yakın insanı öldürüp yüzlercesini yaraladıkları katliamdır. Milönü’de solcu grupların ve Aleviler’in direnişi günlerce süren bu kanlı saldırılarda can kaybının artmasını önlemiştir. Ancak Çorum’un toplumsal hayatının büyük bir kırılmaya uğramasını önleyememiştir. Bu katliamdan sonra, hatta saldırılar sürerken mahalleler arasında göçler yaşanmış; başka mahallerdeki Alevilerin Milönü mahallesi ve civarlarına, Milönü’nden yaşayan Sünnilerin ise buradan ayrılıp çoğunluğu Sünni olan mahallelerde toplanmasına yol açmıştır.

Genel hatlarıyla konuşursak, Çorum-Samsun karayoluna sırtınızı döndüğünüzde, şehirdeki tarihi saat kulesinin sol tarafına düşen alanlar, özellikle 1980’den sonra, yatırımlardan aslan payını almaya başlayan yerler; saat kulesinin sağ tarafına düşen, Milönü’nün olduğu kısımsa belediye hizmetlerinin en az ve kötüsünü verildiği yerler. Bir yanda, çoğu iki üç katlı (eski Çorum evleri) yenilenmeye muhtaç yapılarıyla Milönü, bir yanda 8-10 katlı, yeni yapılan binalarıyla Çorum’un öbür yerleşim alanları, mesela Binevler, Buharaevleri. Yeni konut, spor sahaları (Buhara mahallesine buz pateni pisti), kamu binaları (mesela Adalet Sarayı), okul vb. için imar izinleri, kahir ekseriyetle saat kulesinin soluna düşen Buhara, Binevler gibi mahallelere/semtlere verilirken, eski Çorum diyebileceğimiz Milönü mahallesi zaman tüneli içinde dondurulmuş, yerinde sayıyor gibi. İnsan Milönü sokaklarında dolaşırken kendini 1970’lerin Çorum’unda, sanki o yılları canlandırmak için hazırlanmış bir film platosunda sanıyor. Konuştuğum insanlar, Buhara mahallesi gibi yeni sayılabilecek semtlere 8-10 kat imar izni verilirken, kendilerine bu hakkın tanınmadığından şikâyetçiler. İmar izni konusundaki gözlenen bu çifte standart uygulama, otobüs seferlerine kadar inmiş durumda. Mesela, şehir merkezinden Milönü taraflarında 30-45 dakikada bir otobüs kaldırılırken, şehrin öbür semtlerine daha sık otobüs bulmak mümkünmüş.

DÜNYANIN EN GÜZEL LEBLEBİSİ

Bilenler bilir, Çorum ilinin merkezi dâhil, toprağının önemli bir kısmı birinci dereceden deprem bölgesidir. Kuzey Anadolu Deprem Fay Hattı Çorum’dan da (Kargı ilçesinden) geçmektedir ve Çorum bu fay hattının geçtiği Samsun, Amasya, Tokat gibi illere de komşudur. Ancak bu hayati bilginin belediye tarafından bilindiği ve ona göre davranıldığı şüphelidir. Çorum’da konuştuğum bir yurttaş, belediyenin sekiz on kat imar izni verdiği yeni sayılabilecek mahallelerin (mesela, Binevler, Buhara) bu fay hattının üzerine ya da yakınına yapıldığını söyledi. Tüm bu duruma rağmen, belediyenin web sayfasında depremle ilgili bir proje, çalışma, toplantı, panel vs. gibi hiçbir bir etkinliğe rastlamadım. Aksine yahut tuhaf bir şekilde sanki Çorum’un mevcut camileri yetmezmiş gibi belediye, mahalle mescitleri yapmaya devam edeceğini ilan ediyor web sayfasında. Yine öğreniyoruz ki Türkçe Olimpiyatları Çorum’da ilk kez belediye tarafından 2012 yılında, ikincisi ise 2013’de yapılmış.

Buraya kadar yazdıklarımı çok iç karartıcı bulup “hiç mi iyi, güzel şey yok Çorum’da” diye sorabilirsiniz. Evet, var. Çorum ili sınırlarında Anadolu’nun bilinen ilk imparatorluğunu kuran bin bir tanrılı halkı Hititlerden kalma bir sürü görülmeye değer ören yeri var. Çorum’un ortalamasının çok üstünde, tarihi bir binanın ev sahipliği yaptığı, çoğu Hitit dönemine ait eserlerin sergilendiği, ödül de almış muhteşem bir müzesi var. Çorum’da leblebiciler, leblebicilerin piri hala hayatta. Bir kaynağa göre dünyanın en güzel leblebisi hala Çorum’da yapılıyor. Yirminci yüzyılın en kıymetli halk ozanlarından biri olan Âşık Mahzuni Şerif’in adını taşıyan park Çorum’un Bahçelievler semtinde. Betona teslim olmamış eski Çorum evleri (2-3 katlı, büyük balkonlu ve bahçeli) çoğu onarım ve bakıma muhtaç halde olsalar da hala ayaktalar. Eski bir konaktan restore edilerek yöresel leziz yemeklerin sunulduğu bir restorana dönüştürülmüş Kâtipler Konağı var. Bu restoranda (içki yok) yemek yedikten sonra Baha Bey Caddesine, Milönü taraflarına doğru gidip oturabileceğiniz güzel, müzikli barlar var. Var var var… Çorum’un gezilecek, görülecek, güzel yerleri bu yazdıklarımla sınırlı değil elbet. Çorum’un doğal, tarihi yer ve yapılarını tanımaya belediyenin tanıtım kitapçığıyla başlamak iyi bir ilk adım olabilir Ancak halk ile hasbıhal etmeyi unutmadan.

Yazımızı Çorum’daki Mahzuni Şerif parkının girişinde yazılı, Mahzuni’ye ait bir şiirin ilk dörtlüğü ile bitirelim:

Selvet Hoca gider isen Çorum’a
Bizi candan soranlara selam et
Vakit geldi lüzumu yok yoruma
Hasta gönlüm soranlara selam et


* Bu metinde yer alan fikirler yazarına aittir. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.