Sevgimize sınır koyan da kim?

Neden onlarca yılda sadece bir kez taraftar ile futbolcular bu şekilde kucaklaşabildi? Neden bu görüntülere yılda birkaç defa şahitlik etmek varken, yılda birle sınırlı kalmayı reva görüyoruz kendimize?

Onur Salman salmanonur@gmail.com

Seviyoruz çevresinden dolanmayı her şeyin. İçinde ne var bakmıyoruz. Görüntü yetiyor hepimize, içeriğiyle ilgilenmiyoruz bile. Geçiyor gidiyor o yüzden de her an bir fotoğraf olarak. Ardından belki her yıl nostaljik olarak karşımıza çıkmasından başka bir iz bırakmayarak. Galatasaray’ın, dün oynanan derbi öncesinde idmanını TT Arena’da yapması ve taraftarına da idmanını açması, hem konvansiyonel hem sosyal medyada çok yer buldu. Görüntüler gerçekten de bir futbolseverin sırtını çeviremeyeceği kadar güzeldi. Kimin aklına geldiyse, oyuncu ve kulüp için olabilecek en kritik maç öncesinde, çok iyi bir motivasyon sağladı bu.

Galatasaraylı taraftarlar ki statta bu eşsiz atmosferi yaşayan 27 bin 681 kişi başta olmak üzere, sosyal medyayı alev alev görüntülerle süslediler. Ve tabii ki ezeli rakiplerine de tribün rakamları üzerinden göndermede bulunmaktan geri durmadılar. Hakları da. Güzel her hamle, mevzubahis futbolsa ezeli rakiplere yapılacak göndermenin de fitilidir. Ateşlersiniz gerisi nereye giderse. Galatasaray taraftarı da bunu yaptı.

Sarı kırmızı mavra bir taraftan devam ederken asıl sormamız gereken noktayı yine atladık. Neden onlarca yılda sadece bir kez taraftar ile futbolcular bu şekilde kucaklaşabildi? Neden bu görüntülere yılda birkaç defa şahitlik etmek varken, yılda birle sınırlı kalmayı reva görüyoruz kendimize? Sebebi şu aslında: Bugünlerde Fenerbahçe ve Galatasaraylılar tarafından lince konu olan Erdoğan Arıkan’ın anlatmaya çalıştığı gibi koca koca camiaları küçücük hedeflerle sınırlayan ve küçük hedefli küçük takımların oluşmasına neden olanların işi tabii ki bu. Erdoğan Abiyi tek kelime ile yargılamak kolay. Klavyeden bunu yapmak daha kolay. Zor olan bu sözler neden söylendi diye düşünmek.

Erdoğan Abinin vurguladığı küçüklüğü büyüklüğe evirmek için tek bir maçın popülerliğinden aşırmak lazım açık idmanları. Bu, bazılarının taraftara bir lütfu olamaz. Zira o taraftarlar, asıl oraya kadar gelip şartsız desteklerini sundukları için lütfeden taraftır. Taraftarla kulüp arasına koyduğunuz her bariyer, taraftarlık sevgisini de başarıya endeksler. Takımına dokunamayan renksever, başarı olursa sever, başarısız olunca söver. Sövgüsü de yaşadığı hayal kırıklığından değil de adettendir.

Zaten insan dokunamadığı, kendisine ait hissedemediği bir şeyi nasıl sınırsız ve sonsuzca sevebilir ki? O yüzden başta Galatasaraylılar olmak üzere tüm taraftarlar şunun hesabını sormak zorunda: Bizim sınırsız sevgimize, sınır koymaya cesaret eden kimdir? Birilerinin bizi, takımımızdan ayırmaya cesaret edebilmesine izin verecek kadar nasıl pasifize olduk? Siz bu soruları sorun, bakalım takımla aranıza bariyer koymaya birileri cesaret edebilecek mi?

Tüm yazılarını göster