Sen de mi Advocaat!

Biz futbolumuzu değiştirsin diye bakarken Dick Advoaat’a, görünen o ki yine sığ kültürümüz galip gelecek bir kez daha.

Onur Salman salmanonur@gmail.com

Memleketin ya toprağında ya da suyunda bir sorun var. Bir doz alanda semptomlar başlıyor. Eller ayaklar titriyor ama diller hiç titremiyor. Bu Hollandalı bile olsanız değişmiyor. Yani sadece sporun konuşulduğu Hollanda’dan gelseniz bile sonuç aynı. Son Bursaspor maçı sonrasında Dick Advocaat’ın sözleri bunun son ispatı. Sezon başından beri bitmek bilmeyen hakem hataları sonrasında, onun da ayarları bozuldu. 1-1’lik maç sonrasında bir hafta geriye sardı kaseti. Topu kendinden çıkarıp ezeli rakibi Beşiktaş’a attı. “Penaltı kararına bakılırsa şampiyonluk hedefi mümkün değil. Derbi sonrasında verilen cezalara bakarsak ise sanırım Türkiye Futbol Federasyonu’nda Beşiktaş’ın çok dostu var” ifadeleri döküldü dilinden.

Türkiye’nin çok alışık olduğu bir üslup aslında bu. Sadece bunun total futbolun yaratıcıları arasında antrenörlük kariyerine başlayan, ‘General’ Rinus Michels’in yanında aldığı terbiye nedeniyle ‘Küçük General’ olarak adlandırılan Advocaat’tan duyunca bir garip oluyor insan. Modern futbolun doğuşunda yer alıp, Türkiye ile birlikte 10 ayrı ülkenin kültürünü kendisine katan Hollandalı çalıştırıcının ağzından dökülmesini beklediğimiz kelamlar değil bunlar.

VİDOECU KÜÇÜK GENERAL

Kariyerine defansif orta saha olarak Den Haag’da başlayan Advocaat , 22 yıl sonunda başlangıç noktasından kuş uçuşu 70 kilometre uzakta Ultrecht’te bitse de aktif futbolculuk hayatını aslında Belçika’dan Amerika’ya kadar uzanmıştı top peşinde. Aldığı farklı ülke deneyimleriyle gelişmeye devam etmeyi tercih etti hep. Futbola video hakem teknolojisi gelir mi bilinmez ama Advocaat için video olmazsa olmazdı. Rakip analizleri için saatlerce görüntü izlemek onun için alelade bir işti. Helen de öyle. Zaten büyük maçlardaki başarısı da bundan geliyor.

FUTBOL VE AİLE

Futbol, hayatının en büyük tutkusuydu ancak ailesi onun için olmazsa olmazı. Onlar hakkında konuşurken gözleri dolacak kadar seviyordu evini. Belki ilk eşinden ayrıldı ama o ev insanıydı. Yeniden evlenmesi de sürpriz olmadı. Mutluluğunu kurduğu iki temel direkte de zaman zaman çatırdamalar oldu.

2004 onun için belki de en sancılı dönem oldu. Hollanda ile Euro 2004’te yarı final görse de elenmek bir anda onu futbol fanatiklerinin önüne attı. İnternet üstünden aldığı ölüm tehditlerini önemsememek istese de bunu yapamıyordu artık. Ülkesinden ayrılma zamanı gelmişti. Almanya’nın yolunu tuttu. Lakin bir yerde uzun süre kalmak pek ona göre değildi. Borussia Mönchengladbach macerası da uzun sürmedi. Birleşik Arap Emirlikleri armasını da ekledi bavuluna, Güney Kore armasını da. Oradan Rusya’ya sapan rotası Hollanda, Sırbistan ve İngiltere aktarmalı Türkiye’ye erişmişti.

MAALESEF YİNE BİZ GALİP GELDİK!

Dedim ya aslında tüm hayatının en önemli noktasındaydı futbol. Lakin ilgi alanı sadece yeşil sahaydı. Dışına çıkmak çok sık başvurduğu yollardan değildi. Taa ki düne kadar. Kariyeri boyunca başarıyla başarısızlığın koyun koyuna yattığını bilen bir futbol adamı için, Fenerbahçe ile bulunduğu nokta için hayli Türkiye’ce bir sebep buldu kendine. Aziz Yıldırım eline bir metin verse sanırım bunu yazardı. Biz futbolumuzu değiştirsin diye bakarken Dick Advoaat’a, görünen o ki yine sığ kültürümüz galip gelecek bir kez daha.

NOT: Böyle gitmeseydin de adını bir bilim yarışmasında, bir uluslararası müzik yarışmasında, bir resim sergisinde ya da yeni çıkan kitabının imza gününde duysaydık be Özgecan. Seni unutmak mı. Asla.

Tüm yazılarını göster