Seçimin iki starı

Mahir Akkoyun ve Muharrem İnce farklı performanslarla bu seçimlerin görünen ilk starları. Aralarındaki fark, performans araçlarından, yöntemlerinden çok amaçlarından ve yarattıkları sonuçlardan kaynaklanıyor.

Zeki Coşkun zekicoskun@gmail.com

Türkiye, tarihinin en ilginç, kelimenin gerçek anlamıyla en hayati seçimlerine hazırlanıyor. Önümüzdeki son bir ayda yeni aktörler, yeni starlar çıkabilir belki ama bu tarihsel seçimin şimdiden iki aktörü var: Mahir Akkoyun ve Muharrem İnce. Birincisi yaratıcı, ikincisi yıkıcı.

İkisi de farklı alanlarda, farklı biçimlerde profesyonel.

Mahir Akkoyun bir görsel tasarımcı, Muharrem İnce meslekten politikacı. Adları aynı harfle başlıyor, mevcut toplumsal siyasal alanda, seçimlerde kendilerini konumladıkları yer, üstlenip sahiplendikleri sıfat aynı: İkisi de muhalif. Ortaklıkları buraya kadar. Sonrasında göründüğü kadarıyla her şeyleriyle farklılar. Hatta birbirlerine taban tabana karşıt oldukları söylenebilir.

Mahir Akkoyun’u düne değin yakın çevresi ve sosyal medyadaki birkaç bin izleyicisi dışında tanıyan bilen yoktu. Dokuz Eylül Üniversitesi Grafik Tasarım Bölümü’nden henüz 2020’de mezun olmuş. Ödüllü afişlere, başarılı tasarımlara imza atan bir genç, 27 yaşında.

Muharrem İnce’yi değil siyaset sahasındakiler, memlekette tanımayan, bilmeyen yok. Tam kırk yıldır aktif siyasetin içinde, deneyimli. Cumhurbaşkanı adayı. Kazanamayacağı kesin gibi. Ama tüm uzman ve gözlemcilere göre, sonucun ana belirleyeni olmaya aday görünüyor.

Akkoyun ve İnce farklı performanslarla bu seçimlerin görünen ilk starları. Aralarındaki fark, performans araçlarından, yöntemlerinden çok amaçlarından ve yarattıkları sonuçlardan kaynaklanıyor.

SANALDAN GERÇEĞE AKTİF MUHALEFET

Akkoyun, herhangi bir siyasal partiyle çalışmıyor. Ona görev ya da sipariş veren yok. Bireysel olarak, bir yurttaş, bir seçmen olarak siyasal görüşünü kendi formasyonuyla, bilgisiyle, mesleki becerisiyle ifade ediyor. Kişisel inisiyatif ve iradesiyle, gönüllü -belki kendisince gerekli, zorunlu- çabayla, mesaiyle ülkedeki ekonomik koşullara dikkat çeken tasarımlar yapıyor, sosyal medyada paylaşıyor. Bu paylaşımlar ilgi görüyor, başkalarınca da paylaşılıyor, çoğaltılıyor.

Nihayetinde bireysel tasarım, kısmi toplumsallık kazanıyor. Bilgisayar ekranından, sosyal medyadan, sanal alemden sahaya iniyor. Market reyonlarına, raflara taşınıyor. Tam da insanların somut, maddi ihtiyaçlarıyla ceplerinin, bütçelerinin ve dolayısıyla maddi gerçekliklerinin; toplumsal konumlarının karşılaştığı fiyat etiketlerinin yanında boy gösteriyor Mahir Akkoyun’un yalın tasarımları.

Sonuç: Savcılık hakkında soruşturma açıyor. Tam da olması gerektiği gibi, tasarım siyasallaşıyor. Niyet ve çaba bu olmasa bile genç görsel tasarımcı, siyasal aktör–özne haline geliyor. Özgürlüğüne kavuşması sonrasında yayınladığı teşekkür mesajı somut durumu özetliyor:

Benim sözüm herkesin sözü, herkesin sözü benim sözüm haline geldi.

İNCE’NİN ÖZGÜN VE ÖNEMLİ PERFORMANSI

Mahir Akkoyun hakim karşısında ifade verirken başta profesyoneller olmak üzere iktidar çevrelerinin de, muhalefet çevrelerinin de, seçimle ilgilenen herkesin gözü Muharrem İnce’deydi.

İktidar partisi Genel Başkan Yardımcısı, aynı zamanda Tanıtım ve Medya Başkanı Hamza Dağ, kendisiyle yapılan TV söyleşisinde “İnşallah ilk turda seçimi kazanacağız” diyordu. Elindeki anket sonuçlarına göre kazanmalarında en önemli rol, Dağ’ın ifadesiyle “Muharrem İnce faktörü”.

Bu yazı burada bitebilir ama nasıl ki Akkoyun, yeni bir performansla Türkiye siyasal yaşamında yeni bir aktör, yeni bir kimlik olarak öne çıkıyorsa, başka bir cepheden İnce için de aynı durum söz konusu. İncelenmeye değer, kendine özgü bir kimlik İnce de. Yine Dağ’ın ifadesiyle “Muharrem İnce’nin performansı önemli”.

Nedir İnce’yi özgün, performansını önemli kılan?

Bir yanıyla bakıldığında, hiçbir özgün yanı yok. Fevkalade klasik, bütün cerbeze gösterilerine, çabalarına karşın fevkalade silik. Yeni değil, hayli eski. Yüzyıl öncesinde; I. Dünya Savaşı sonrasında, 1920’lerde ortaya çıkan, sonu faşizme uzanan otoriterlerin 21. yüzyıldaki mukallitleri; “sağ popülist” diye adlandırılan “lider” tipinin silik bir versiyonu.

Hayli erken, 20’li yaşlarında soyunmuş siyasete. 2002’den 2018’e dek beş dönem milletvekilliği yapmış. 2014 ve 2018’de partisinin genel başkanlığına aday olmuş, seçilememiş. 2018’de partisi tarafından cumhurbaşkanı adayı gösterilmiş, kaybetmiş.

Anımsanacaktır, İnce siyasal yaşamı boyunca hep peşinde olduğu popülaritenin doruğunu ve ilk starlığını o seçimlerde yaşadı. Seçilemedi. “Adam kazandı” sözüyle tarihe geçti. Kendisi parti kurdu, yüz bini aşkın imza toplayıp 2023’de yine cumhurbaşkanı adayı oldu. Adaylığı öncesinde bu seçimlerin Türkiye siyasal sistemine getirdiği “ittifak” dayatmasının bir gereği olarak öz-doğal müttefiki Zafer Partisi’yle; Ümit Özdağ’la birlikteydi.

İnce ve Özdağ’ın, kurdukları Memleket ve Zafer Partisi’nin özgünlüğü muhalefete muhalefet etmeleri. Bir başka dikkat çekici özgünlük, neredeyse siyasal yelpazede parsellenmedik santimetre kalmayan sağın sağında kendilerine konuşlanacak alan bulmaları.

Performansları, muhalefete muhalefet, muhalefete kaybettirme üstüne kurulu. Bu nedenle özgün, bu nedenle önemli görünüyorlar.

Tüm yazılarını göster