Bir 'büyük operasyon' daha

Bir itirafçıdan medet uman iktidarın, geçmiş deneyimler de gösteriyor ki, emeline ulaşması imkansıza çok yakın bir yerde duruyor.

Vecdi Erbay verbay@gazeteduvar.com.tr

Gazeteci Abdurrahman Gök ile en son deprem bölgesi Maraş'ın Pazarcık ilçesinde karşılaştım. Depremden hemen sonra bölgeye gelmiş ve günlerdir Diyarbakır'daki evine gitmemişti. "Burada sorun çok, acı çok. Bırakıp gidemiyorum" demişti.
Bütün gün köyleri dolaşıyor, sorunları tespit edip haber yapıyor ve kamuoyunu bilgilendiriyordu. Herkes gibi bir çadırda kalıyordu. Herkes gibi duş alamıyor, tuvalet bulamıyor, yemek ve su bulmakta güçlük çekiyordu. "Diyarbakır'a dönüp dinlen biraz" demem boşunaydı, biliyordum. Çünkü haber neredeyse Abdurrahman Gök oradaydı. Van depremindeydi, Êzidîlerin katledildiği Şengal'deydi, IŞİD'in saldırdığı Kuzey Doğu Suriye'deydi, Kemal Kurkut'un vurulduğu Diyarbakır Newrozu'ndaydı, Mahsa Jina Amini'nin katledilmesi sonrasında olayların meydana geldiği İran'daydı. Abdurrahman Gök'ün çektiği fotoğraflar sayesinde IŞİD saldırılarından kaçan insanların göç hikayesini gördük. Yine onun objektifinden gördük Kemal Kurkut'un vurulma anını. İran'daki başkaldırının ayrıntılarını yine onun kaleminden okuduk.
Biliyorum, bunları pek çok kişi zaten biliyor. Birçok kişi Abdurrahman Gök'ü, gazetecilik faaliyetleri nedeniyle hakkında açılan davalardan da ayrıca tanıyor. Dün tutuklanırken, Abdurrahman Gök'ü ve imza attığı haberleri hatırlatmak istedim sadece.
*
Gazeteci Beritan Canözer birkaç yıl önce haber takibi yaparken gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınma gerekçesi çok konuşulmuş, çok tartışılmıştı. Çünkü Beritan Canözer'i polis, "Çok heyecanlı" diye gözaltına almıştı.
Beritan Canözer, daha sonra defalarca gözaltına alındı. Yakın zamanda Beritan Canözer'i tanıtan ve yaşadıklarını anlatmaya çalışan bir yazı yazmıştım (Beritan Canözer: 90 yaşıma gelsem de gazetecilik yapacağım).
Şöyle demiştim: "O günden, o ilk gözaltı olayından sonra evi defalarca basıldı, telefonuna, elektronik eşyalarına el konuldu, defalarca ifadeye çağrıldı, hakkında davalar açıldı, davalardan biri Yargıtay’da biri de istinaf mahkemesinde."
Beritan Canözer, o heyecanlı gazeteci dün tutuklandı. İçeride de olsa gazetecilik hevesinden ve heyecanından bir şey kaybetmeyecektir.
*
Bir keresinde, Evrensel gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat da vardı, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği'nde Hakkı Boltan'ı ziyaret etmiştik. Hakkı Boltan, hayatı roman insanlardan. Uzun yıllar cezaevinde yattı, defalarca gözaltına alındı, hakkında soruşturmalar açıldı. Bütün bu ağır süreçlere rağmen ne inandıklarından vazgeçti ne de yüzündeki gülümseme eksildi.
Ziyaretimizin nedeni temmuz ayında tutuklanan gazetecilerdi. Hakkı Boltan, "Özgür Basın geleneğini" takip eden gazetecilere yönelik baskıları anlatmış ve şöyle demişti: "Akşam erken uyumaya çalışıyorum ve erken uyanıyorum. Polisin ev baskını yaptığı saate göre uyanıyorum, giyinip bekliyorum."
Görüşmenin ardından Fatih Polat'la bu dehşet baskıya karşı bu muazzam direnişi konuşmuştuk. Kederle ve öfkeyle.

Hakkı Boltan'ın da hakkında gözaltı kararı var. Gözaltına alınır mı, tutuklanır mı bilinmez. Ama Hakkı Boltan, hakkında verilecek kararı yine soğukkanlılıkla karşılayacak ve mücadele etmeye devam edecek.
*
Gazeteci, hukukçu, sanatçı ve siyasetçilerin aralarında bulunduğu 128 kişinin gözaltına alındığı gün yapılan ilk yorum şuydu: Seçim operasyonu. İster "seçim operasyonu", ister "siyasi soykırım" densin, pek çoğu kamuoyunun gözü önünde olan insanların evleri sabah saatlerinde basıldı ve gözaltına alındılar. İfadeye çağrılsalar ifade vermeye gidecek insanların evleri darmadağın edildi. Çocukların gözleri önünde kelepçelendiler. Bu 'büyük operasyon', bu nedenle gözdağı olarak nitelendirildi. Bu büyük operasyon seçim öncesi muhalefeti bir şekilde susturmak, sindirmek, soluksuz bırakmak arzusu, çabası, umudu şeklinde de tarif edilebilir. Bunun ne kadar gerçekleşebileceğini sandıktan alınacak sonuçlar gösterecek. Ancak 128 kişinin gözaltına alınma gerekçesi, görünen o ki, bir itirafçının beyanları. Bir itirafçıdan medet uman iktidarın, geçmiş deneyimler de gösteriyor ki, emeline ulaşması imkansıza çok yakın bir yerde duruyor.
*
Bütün bunlar olurken, İçişleri Bakanı ve AK Parti İstanbul milletvekili adayı Süleyman Soylu, 26 Nisan'da seçim çalışması sırasında şöyle dedi: "Türkiye'de özgürlüğü, hürriyeti, demokrasiyi getiren Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan'ın ortaya koyduğu iradenin ta kendisidir."
"Aklımızı mı bulandırmaya çalışıyor?" diye düşünebilirsiniz. Ama bunca badireler atlatmış Diyarbakırlıların aklını bulandırmak o kadar kolay değil. Soylu, başka bir kitleye sesleniyor ve esas olarak o kitleyi yanında tutmaya çalışıyor, hepsi bu.
Soylu, bu sözleri sarfettiği konuşmasının bir yerinde, alışkanlık haline getirdiği "Ohhh" demeyi de ihmal etmedi.
Soylu "Oh" çekerken Diyarbakır'da emniyetin, adliyenin önünde gözaltındaki yakınları için bekleyenler sıkıntıyla, öfkeyle, endişeyle "Of" çekiyordu. Ha, "Memlekette aksiyon bitmiyor" diye 'büyük operasyonla' dalga geçenler de vardı elbette. Bu dalga geçen kesim, bana öyle geliyor ki en büyük tehlikeyi teşkil ediyor "Ohhh" çekenler için. Mizah, biraz da muzipliktir ve karşısındakini afallatmak, çıldırtmak gibi bir vasfı da vardır.
Demem o ki gazetecileri, sanatçıları, hukukçuları ve siyasetçileri hedef alan bu son büyük operasyon, eğer yıldırmayı, korkutup sindirmeyi hedefliyorsa akamete uğrayacağı dünden bellidir.
Hakkında tutuklama kararı verilen Abdurrahman Gök'ün duruşmanın sonunda eşine sarılırken verdiği mesajın binlerce ve binlerce paylaşılması da bunu gösteriyor: “Faşizm yenilecek, hiç merak etmeyin, bu faşizan düzen defolup gidecek. Kahrolsun faşizm, yaşasın özgür Basın".

Tüm yazılarını göster