YAZARLAR

Alçakgönüllü uygarlık arayışından sağ popülizme

CHP’nin hak temelli bir yaklaşım yerine ırkçı-komploculuğu destekleyen bir yerde durmasından şunu anlıyorum: Alçakgönüllü bir uygarlık fikrinin inşasının yerine, AKP’yi ikame edebilecek bir sağ popülizme aday olmak daha kolay geliyor olmalı; üzerine basacak yükselinecek bir çapulcu, terörist bulmanın yolunu AKP göstermedi mi?

Kavramlarımıza ve ilkelerimize sahip çıkmalıyız. İçinde devindiğimiz sıvılaşan ortam; en çok tutarsızlıktan gücünü alan ideolojilere, kendini içi boş bir karşıtlıkta kuran tuzu kurulara yarıyor ve tuzu kuruların iktidarı tarafından besleniyor. Cumhuriyetçiliği savunduğunu iddia edenler eşit yurttaşlığın yerine açık bir ırk üstünlüğünü koyarak Türk’ten fazlasını sürgüne göndermekle tehdit ediyor. Mine Kırıkkanat, son örneği. En kaba “yerli-milli” İslamcılık ile cumhuriyet yazarı nerede buluşuyor? Ben söyleyeyim, tuzu kurulukta.

Laikliği, özü halk egemenliği ilkesi tarafından yaratılmış sınıfsal bir kavram değilmiş gibi halk düşmanı ve ırkçı bir yerden kuranlar mı sahiplenmeli? Laikliğin emekçi sınıflar için hava kadar, su kadar önemli olduğunu, emekçilerin evlatlarının imam hatipleşme ve tarikatlaşma içine terk edilmek zorunda bırakıldığında gördük. Artık emekçi çocuklarının girmesinin imkânsız olduğu birkaç elit lise ve üniversite dışında halk sınıflarının evlatlarına ne sunuyor Türkiye? Laiklik, Türkiye’de yurttaşlar arasında eşitliğin mümkün kılan araçlardan biri olarak sınıfsal içeriği ile anlam kazanır ancak.

Akılcılık ve şüphecilik Descartesçı anlamını kaybetti. Pek akıllı bireylerimizi hiçbir şey birleştiremezken aşılamaya karşı gelişen şüphe birleştiriyor. Siyasal iktidarın yarattığı kaygan zeminde üreyen “karşı” olma halleri, kendini küresel komploların içinde buluveren bireysellikleri okşuyor, okşadıkça onları güçlendiriyor.

Neoliberalizmin teknik elitlerle yönetme seçkinciliği ile birleşen demokrasi karşıtlığı otoriterliği beslerken kamu sadece yağmalanan mülklerden ibaret görülemezdi. Kamunun bütüncül tasfiyesi içinde yurttaşlık parçalandı; hiyerarşik bir toplum, başarılılar-başarısızlar yanılsaması içinde tuzu kurular lehine kuruldu.

Türkiye’de muhafazakarların, ulusalcıların ve liberallerin neoliberal kayganlık içinde bir noktada ittifak kurabilmelerini işte bu tuzu kurulukta aramak gerek. Muhalif olmak için en kolay saldırılabilecek olana saldırma; onun kafasına basarak yükselme… Tutarsız, fikirsiz, programsız, vaatsiz ve geleceksiz bir siyasetin anahtarını böylece bulan İslamcı parti; liberallerle, ulusalcılarla ve çetelerle ittifakını kurarak hakimiyetini sağladı. Diğerleriyle bu anahtarla söylemsel ortaklık kurabildi; beş yıl önce biriyle öbürüne birlikte söylediklerini beş yıl sonra diğerine karşı yaptı. Ergenekon'un çevresinin çevresi denilerek öldürülmesine meşruiyet kazandırılan devrimci öğretmen Metin Lokumcu’yu hatırlayın. Karşısında ulusalcıların Barış İçin Akademisyenlerin, muhalif bilim insanlarının tasfiyesinin Nasyonel Sosyalist İşçi Partililerce alkışlanmasını… İşte anahtar bu oldu. Demokratik müzakere ve mücadele araçları bu anahtar kullanılarak kaldırıldı; çapulcu, terörist, foncu vs. Bunların liberal ya da ulusalcı alıcıları hep oldu.

Bugünün alıcısı çok, pek akılcı “karşı çıkılacak zayıf” dünyanın her yerinde faşistlerin ve otoriter liderlerin sarıldığı, komplolar ürettiği, korkuyu yayarak kullandığı göçmenler. Kemal Kılıçdaroğlu çok değil, bir yıl kadar önce alçakgönüllü bir uygarlık kurmaktan bahsetmiş ve neoliberalizme karşı ilkesel ve kavramsal araçlar sunmuştu. Göçmenler için şöyle diyordu:

“Bu noktada, dünyanın Covid-19 öncesindeki ana gündemini anımsayalım: Göçmenler. Yerinden yurdundan edilmiş milyonlarca göçmen, daha iyi bir yaşam için başka ülkelerde umut arıyor. Yaşam koşullarının daha iyi olduğu düşünülen ülkeler ise göçmenleri sınırlarından içeri sokmamanın yollarını bulmaya çalışıyor. Oysa virüs, bizlere yoksulların ve göçmenlerin masumiyetini bir kez daha gösterdi. Ne yoksullar ne de göçmenler, virüsün taşıyıcısı. Evet, krizin sonuçları ağırlıklı olarak yoksulları ve göçmenleri vuruyor. Ancak virüs uluslararası hareketliliği yüksek olan orta-üst sınıflar tarafından taşınıyor, üstelik sorumsuzca. Sırf bu nedenle bile neo-liberal politikaların ve küreselleşmenin nimetlerinden yararlanan sınıflar, yaşamı tehdit eden bu krizde, insanlığın ortak geleceği için faturanın önemli bir kısmını üstlenmeli.”

Aradan çok geçmedi, Kılıçdaroğlu’nun kolaycı popülist çıkışının ardından partisinin grup başkan vekili “sorumsuzca hareket eden sınıf”ın Türkiye şubesinin “ülkemde mülteci istemiyorum” sözüne güçlü bir destek verdi. Bolu’da partili Belediye Başkanı bu konuda zaten öncü. İslamcı parti göçmenleri ucuz iş gücü olarak pazarlar, Avrupa kapsında göçmenleri pazarlıkta koz olarak kullanırken CHP’nin hak temelli bir yaklaşım yerine ırkçı-komploculuğu destekleyen bir yerde durmasından şunu anlıyorum: Alçakgönüllü bir uygarlık fikrinin inşasının yerine, AKP’yi ikame edebilecek bir sağ popülizme aday olmak daha kolay geliyor olmalı; üzerine basacak yükselinecek bir çapulcu, terörist bulmanın yolunu AKP göstermedi mi?

İşte bu yüzden kavramlara, tutarlılığa, programları tartışabileceğimiz demokratik müzakere araçlarına ve demokratik talepleri yükseltebileceğimiz sokaklara her zamankinden fazla ihtiyacımız var.


Dinçer Demirkent Kimdir?

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Anayasa Kürsüsü'nden 7 Şubat 2017’de KHK ile ihraç edildi. Doktora derecesini aynı fakülteden, "Türkiye'nin Anayasal Düzeninde Cumhuriyetin İki Kuruluşu ve Dinamik Cumhuriyet Kavramı" başlıklı tezi ile almıştır. Anayasa tarihi, cumhuriyetçilik, kurucu iktidar, siyasal temsil konuları üzerine çalışmalarını sürdürmektedir. Ayrıntı Dergi yayın kurulu üyesidir, İzmirli olup Ankara’da yaşamaktadır.