YAZARLAR

14 Mayıs, şampanya ve ulusal içki politikası

14 Mayıs akşamı isteyenin rakı, isteyenin bira, viski, şarap hatta şampanya içeceği; isteyenin de şükür namazı kılacağı bu toprakların eşsiz dengesini siz dinamitlediniz. O vakit 14 Mayıs akşamından itibaren muhtemel iktidar değişikliğinde içki ve içki sektörüyle ilgili politikalardan konuşmaya bugünden başlamak gerekiyor. Zira mesele şampanya patlatmaktan daha derin bir memleket meselesi. 

Seçime sayılı günler kala Erdoğan ve atanmışları tüm notalara aynı anda ve sertçe basmaya devam ediyorlar. Seçim yaklaştıkça bu üslubun daha da şiddetleneceğini beklemek abes olmaz. Bekir Bozdağ’ın 27 Nisan günü medyaya düşen açıklaması, toplumu ayrıştıracak denli tehlikeli sinir uçlarına dokunmaktan zerre kaçınmayacaklarını da gösteriyor. Bozdağ yaptığı açıklamada ‘’14 Mayıs akşamı ya şampanya patlatıp sabaha kadar kutlayanlar olacak ya da temiz alnını şükür için secdeye koyup Rabb'ine hamdedenler olacak’’ derken, içki içenlerin alınlarının kirli olduğu imasını vermekten çekinmediyse; seçim sath-ı mailinde içki üzerinden açtığı bu bahsi öylesine sineye çekmek olmaz.

Lakin içki içenlerle siyasal islamcılar arasındaki bu bahis yeni değil. Kökleri birinci meclisteki Men-i Müskirat Kanunu’na ve Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey ile Fahrettin Kerim Gökay liderliğindeki Hilal-i Ahdar’a (Yeşilay Cemiyeti) dayanıyor. Cumhuriyetin kuruluşundaki hamlelerinin başarıya ulaşmamasının rövanşını almak istercesine, 21 yıllık iktidarlarında içki içenlerle dertlerini ısıtıp ısıtıp masaya koyuyorlar. Bunu yaparken de alınlarını secdeye koydukları camilerin parasında, içki içenlerden toplanan vergilerin de payı olduğunu gizlemeye çalışıyorlar.  Bir dönem AKP seçmenine yönelik ulusalcı ve ‘’laik’’ cephenin ağzındaki ‘’makarnacı, kömürcü’’ söylemi ne kadar yanlış ve yaralayıcıysa; siyasal islamcıların ‘’ayyaşlar, elde viski boğaz seyreden monşerler, şampanya patlatanlar’’ betimlemeleri de bir o kadar yanlış ve üstelik tehlikeli.

Kendi seçmenini konsolide etmek için tutturdukları bu sığ ve tehlikeli argümanın peşini bırakmadan açıkça söylemek gerekir; ‘’14 Mayıs akşamı isteyenin rakı, isteyenin bira, viski, şarap hatta şampanya içeceği; isteyenin de şükür namazı kılacağı bu toprakların eşsiz dengesini siz dinamitlediniz.’’ Seküler yaşam tarzını içki içmek, mayo giymek ve dans etmekle sınırladığınız algısızlığınızla her şeyi siyah beyaza çevirdiniz. O vakit 14 Mayıs akşamından itibaren muhtemel iktidar değişikliğinde içki ve içki sektörüyle ilgili politikalardan konuşmaya bugünden başlamak gerekiyor. İktidarın olası yeni aktörlerine de ‘’Ulusal İçki Politikası’’ konusunda derkenar olur belki. AKP’nin iktidarda kalması durumunda da en azından arşivde kalır. Zira mesele şampanya patlatmaktan daha derin bir memleket meselesi. 

1- İçkideki ÖTV’nin düşürülmesi

Ulusal içki politikası her şeyden önce ÖTV’nin kabul edilebilir sınırlara çekilmesini hedeflemeli. İçkideki ÖTV bir vergi değil cezalandırma aracı oldu. Sistematiktir, her yıl iki kere zam yapılması kanuna bağlanmıştır. Bu yönüyle şeri bir hüküm gibidir. AKP’nin Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nun 12. Maddesinde 2016 ve 2018 yıllarında yaptığı değişikliklerle, her yılın Ocak ve Temmuz aylarında otomatik fiyat yükseltmesi garanti altına alınmıştır. Yürürlükte olan vergi miktar ve oranı, altı ayda bir TÜİK'in tüketici fiyat endeksindeki altı aylık değişiklik oranında yeniden belirlenmiş sayılmaktadır. Yapılması gereken ilk iş kanunun ilgili maddelerini değiştirmektir.  Vergi uzmanlarının hesaplamalarına göre son on beş yılda içki ve sigara içenlerden toplam 576,5 milyar Türk Lirası tahsil edilmiş. Yurttaşlar bu yükü daha fazla taşıyacak durumda değiller. İçkiye erişmek ve tüketmek bireysel bir haktır ve devletin bu hakkı koruma görevi vardır.  Bundan dolayı ÖTV behemehâl sembolik sınırlara indirilmelidir.

2- Rakı’nın korunması

Milli içki olarak bilinen rakının mevcut coğrafi işaretinin korunması son derece önem taşıyan bir konu. Bu bahiste şimdiye dek yapılan çalışmalar gerekirse güncellenmelidir. Rakı, Avrupa Birliği müktesebatına uyum adı altında yapılan düzenlemeler sonucu, fiyat ve satış miktarı açısından viskinin gölgesinde kalma riskiyle karşı karşıya.  Dolayısıyla milli içkimiz rakının bu topraklardaki ağırlığına halel getirecek mali ve idari politikalardan hızlıca uzaklaşılması gerekiyor. Bununla birlikte mevcut coğrafi işaretin sağladığı avantajı, incirden, erikten yapılacak rakılarla genişletmek ve üzüm rakısıyla aralarındaki farkı belirginleştirmek gerekiyor.   

3- Bandrol uygulamasının düzenlenmesi

Bugünkü uygulamada içki firmaları ürettikleri ürünler daha banttan çıkmadan vergilerini ödüyorlar.  Bu konu özellikle bira, şarap gibi içkiler üreten küçük üreticiyi zora sokuyor. Yapılacak düzenleme ile gelir kaybı yaşanmadan bu sorunun çözülmesi hedeflenmelidir.

4- Entegre tesis ve kapasite şartının düzenlenmesi

Günümüzde damıtık içki üretmek isteyenlerin karşısına iki önemli sorun çıkıyor. Bunlardan birincisi üretimin entegre tesiste yapılması; ikincisi de tesislerin yıllık en az bir milyon litre üretim kapasitesine göre kurulma zorunluluğudur. Entegre tesis, birinci damıtım tesisinin de kurulmasını içerdiği için ciddi bir yatırım gerektiriyor. Dolayısıyla damıtık içki üretimi küçük ölçekli üreticiye mevzuat nedeniyle otomatik olarak kapalı durumda. Seçim sonrası iktidarının entegre tesis kurma şartını kaldırması ve kapasite miktarını düşürecek bir düzenleme yapması; içki sektörüne küçük ölçekli üreticilerin de girmesini kolaylaştırır. Bu durum da bölgesel tarıma, gastro turizme haliyle ekonomiye pozitif katkı demektir. Ürün çeşitlenmesi ve kalitesinin artması da işin cabası olur.

5- Ev tipi üretimin yasallaşması

AKP iktidarı sayesinde insanlar evlerinde yaptıkları içkiler üzerinden beceri ve gusto sahibi oldular. Dünyanın çeşitli yerlerinde amatörlerin küçük ölçekli içki üretmeleri kurallara bağlanmış durumda. İçki fiyatları ucuzlasa bile amatör bir uğraş olarak evinde içki yapmak isteyenlerin varlığı mutlaka devam eder. Dolayısıyla bu kesime dair sağlık, güvenlik ve hijyen kuralları belirlenmiş, miktar sınırlamalarını içeren bir düzenleme yapılması politikanın hedefleri arasında yer almalıdır.

6- Tarımsal kalkınma ve içki ilişkisinin kurulması

İçki üretimi demek meyve, tahıl ve botanik bitki tarımı demektir. Üzüm, incir, kayısı, erik, arpa, buğday, şeker pancarı, şerbetçi otu, anason, rezene vb. bitkilerin tarımındaki sorunlara eğilen, gerekli destek ve teşvikleri içeren bir içki politikası, gıda egemenliği kavramından ayrı düşünülemez. Kentte yığılmış nüfusun kırsala yönlenmesi, yerel ve küçük çiftçilerin hayatlarını ürünlerinden kazanması yolunda içki sektörünün azımsanmayacak bir potansiyele sahip olduğu ıskalanmamalıdır.  Öte yandan küçük ölçekli üretimin desteklenmesiyle tarımsal teknolojilerin ve küçük ölçekli sanayinin de gelişimi kaçınılmaz olacaktır.

7- İçki turizminin desteklenmesi

Yerel ve küçük ölçekli şaraphanelerin, bira atölyelerinin ve mikro damıtım evlerinin bir eko sitem içinde kendilerine çekeceği ziyaretçilerden oluşan turizmin, beş yıldızlı otel turizminin sağladığı katkıdan çok daha verimli olduğu artık biliniyor. Mikro damıtım evlerinin desteklenmesiyle oluşacak sinerjinin boyutunu anlamak için İrlanda örneğine bakmak bile yeterli gelebilir. İçkiyle birlikte yöresel mutfakların da sağlayacağı katkı düşünüldüğünde, Türkiye’nin dünya çapında bir çekim merkezi olması işten bile değildir.

8- Rakı ihracatının desteklenmesi

Rakı asla sadece rakı değildir. Muhabbettir, mezedir, müziktir, paylaşmaktır, aşktır, sevinçtir, hüzündür.  Başka bir iletişimi mümkün kılan bu topraklara özgü eşsiz bir kıymettir. Rakı aslında meyhanedir. Dolayısıyla meyhane ve rakı eksenli yapılacak sistemli bir çalışmayla dünyanın da ilgisini çeker. Hükümetlerin destek olmasalar bile engel olmayı bırakmaları dahi önem taşıyor. 

9- Akademik ve sektörel çalışmaların canlandırılması

İçki üzerine yapılan akademik çalışmalar AKP döneminde neredeyse durma noktasına geldi. Üretiminden tüketimine, enerji tasarrufundan atık yönetimine kadar pek çok alanda yoğun bilimsel çalışmaya ihtiyaç var. Öte yandan sektörel fuar ve kongreler, yetişmiş ara ve kalifiye eleman ihtiyacının karşılanması için eğitimler, deneme imalathaneleri gibi pek çok alt başlığı içeren kısa, orta vadeli hedeflerin koyulabilmesi de ulusal içki politikasının kapsamı içinde olmalıdır.

10- Festivaller, eğlence yerleri ve kamusal mekanlar

Siyasal islamcıların başardığı şeylerden birisi de içkiyi kamusal alandan uzaklaştırmaları oldu. Kendileri açısından elbette başarı hanesine yazılacak bir konu lakin bu durum, içkinin kültürel boyutlarını tırpanlayıp marjinalize etti. Bu da genel anlamda lümpenliğin, şiddetin ve alkolizmin artmasıyla sonuçlanacak potansiyel taşıyor. Yeni bir ulusal içki politikası bunu dert edinmeli, içkinin başka kimseye ve topluma zarar vermeden, kültürel boyutuyla hayatın içinde olmasının taşlarını döşemelidir.

Ben pek sevmem dolayısıyla 14 Mayıs gecesi elimde şampanya kadehi olmayacak ama yüreğimde özgür, adil, eşit, müreffeh bir ülke kurma arzusu ve tertemiz alnımla izleyeceğim seçim sonuçlarını.


Grand Korçi Kimdir?

Grand Korçi İstanbul’da dünyaya geldi, haliyle birtakım okullarda okudu ve kimya mühendisi oldu. Akademiden kopmamak ve askerlik vecibesini ertelemek için iki ayrı yüksek lisans yaparak bir süre hem mühendislik yaptı hem de keyif çattı. O dönemlerde fotoğraf ve sinemaya olan ilgisi nedeniyle mühendisliği bıraktı ama bu alanlarda tutunamayarak eğitimini aldığı mesleğine geri döndü. Haliyle birtakım işlerde çalıştı. Alkollü içki sektörüne yönelik gerçekleştirdiği çalışmalar sırasında ve sonrasında alkolün üretimi, kültürü ve tarihine yönelik ilgisi giderek arttı. Hobileri arasında golf, modern dans, yoga hiçbir zaman yer almadı ancak ‘’kişisel gelişim yolculuğunu’’ bir çilingir müdavimi olarak sürdürüyor. Halihazırda bu çilingirlerde yeşerip hayata geçen işlerine cilingirsohbetleri.com adresinde yer veriyor.