Kaybetmenin ve boşluğun suçluluğu

Amerikalı yönetmen Gus Van Sant'ın "Sonsuzluk Ormanı", insanın yabancılaşmasıyla düştüğü boşlukta yaşadığı suçluluğu anlatıyor. Bu film gördüğünüzden daha fazlası!
tressson

Ali Erden  

Üniversitede profesör olan bilim insanı gözlüklü Arthur Brennan, Massachusetts’ın Worcester şehrindeki Clark Üniversitesi’nde çalışıyor. Şimdi havaalanında. Tokyo’ya doğru tek başına ve bavulsuz yolculuğa çıkıyor. Dönüş için de emin değil. Japonya’ya vardığında Fuji Dağı’ndaki orman Japonların Aokigahara dedikleri “intihar ormanı”na gidiyor. İlk yapacağı şey bir kutu hapı yutmak. Bu o kadar kolay mıydı? Birkaç hapı yuttuktan sonra birini fark ediyor ormanda. Takumi Nakamura da intihara kalkışmış ve bileklerini kesmiş. Arthur, insani bir reflekse hemen ona yardım etmek istiyor.

Bu iki insan birbirlerine sırlarını açtıkça derinlerdeki acılara daha bir dokunuluyor. Japonlarla Amerikalıların kültür farkları da hemen öne çıkıyor bu iki yolunu yitirmiş insanın konuşmalarında. Arthur, Tanrı’ya inanıyor muydu? Tanrı’yı insan mı yaratmıştı? Takumi, Budist. Bu ormanın Hıristiyanların dediği “Araf”a benzetiyor. Takumi, ölen insanların ruhunun etrafta dolaştığına da inanıyor. Taş üzerinde açan çiçekler onların ruhuydu.

1952’de Louisville-Kentucky’de doğan Amerikalı önemli yönetmenlerden Van Sant, 1991’deki ” My Own Private Idoha-Benim Güzel Idahom” filmiyle ülkemizde tanındı. 1997’deki “Good Will Hunting-Can Dostum”, onun çıkış filmiydi. 2003’teki “Elephant-Fil” filmiyle, Amerika’daki okul katliamını anlattı. Sean Penn’e Oscar kazandıran 2008 yapımı “Milk” filminde eşcinsel direnişini anlatmıştı. En son 2012 yapımı “Promise Land-Kayıp Umutlar” filmi ülkemizde gösterilmişti. 2015’ten gelen sinemaskop “The Sea of Trees-Sonsuzluk Ormanı”, az görülür psikolojik derinlikte suçluluk üzerine bir film.

Bu filmi, Polonya sinemasının büyüklerinden Krzysztof Kieślowski (1941-1996) çekseydi bu film nasıl olurdu? Van Sant’ın filmi de Kieślowski ruhunun uzağında değil. Kieślowski belki biraz daha ruhanilik katardı bu hikâyeye. Van Sant’ın filminin estetiği, izlenimcilikle gerçeküstücülük arasında gidip geliyor. İnsan ruhunun dehlizlerinde dolaşabilmek en zorlu yolculuktu.

sea

.

ACILAR YAŞATAN GEÇMİŞ…

Arthur, geçmişi hatırlıyor sürekli. Film geriye döndüğünde parçalar zihinde birbirlerine eklenerek o vicdan sızısına elle dokunulabiliyor. Arthur mu, yoksa eşi Joan mi bencildi ilişkilerinde? Yönetmen,kimsenin tarafında olmadan gösteriyor. Yorumuysa onu izleyenlere bırakmış. Aslında bu çok zorlu bir durum. Joan, kansere yakalanıyor ve ameliyatı da ölümcül. Joan, mutsuz olduğundan tek sığındığı şeyse içki. Aslında o bir alkolik. Yalnızlığını unutacağını sanıyor. Arthur’la sonu gelmez tartışmaları belki de onu bu kansere sürüklemiştir.

Arthur, belki de karısının kullandığı kanser haplarını içtiğinden şizofren bir ruh halinin içine de düşüyor. Bu ormanda yaşadıkları bir halüsinasyon muydu? Ya Takumi kimdi? Merak duygusu önemli ve cevaplar filmin geniş final bölümündeydi. Bu film, perdede gördüğünüzden daha fazlası.

Dingin anlatımıyla bir insanın iç dünyasından dışarı çıkartan bu film, küçük ayrıntılarla keşifler de yaptırıyor. Eşinizin sevdiği renk ve mevsim, hatta kitap, önemli sandığınız her şeyden kıymetli olabilirdi. Filmi izlerken, Takumi Nakamura’nın anlamını da keşfediyorsunuz. Fonda duyulan müziklere de kulak verilmeli. Bu müzikler, bir insanın ruhundan dışarı çıkan çığlıklar gibi.

 

 

Sonsuzluk Ormanı (The Sea of Trees)Yönetmen: Gus Van Sant
Senaryo: Chris Sparling
Müzik: Mason Bates
Görüntü: Kasper Tuxen
Oyuncular: Matthew McConaughey (Arthur), Noami Watts (Joan), Ken Watanabe (Takumi),
Katie Aselton (Gabriella), Joseph Baken (Simon), Anna Fridman (Anna)
Yapım: Bloom (2015)