Azıcık ahlak göz çıkarmaz mı?

Gündem Ahmet Hakan Coşkun’u ikna etmekle geçti, bu vesileyle görmezden gelinen cinsel istismar gerçeğini gerçekten konuşmuş mu olduk? Gündem, cinsel istismar gerçeğini değil magazinel boyutta gayrı-ahlaki davranışları konu almadı mı?

Ebubekir Çetinkaya

Muhafazakârlar neyi isteyip neyi istemediklerini çok iyi bilip bizleri geriye çekerken; sekülerleşmenin gerekliliğine inananlarda ise şöyle bir durum söz konusu: Bazı şeylere razı gelebiliyor, istemedikleri şeyleri dile getirirken “Hayır, asla” kelimesini cümle içerisinde kullanamıyor. Sanırım arka planda şu korku ve fikirler çalışaduruyor: “İstediklerimiz şu kadarcık gerçekleşse seküler olamasak da çok şükür”, “Normlardan, toplumsal ahlaktan tümüyle uzak olmak bizi seküler yapmaz, toplumsal çöküntüye uğratır”. Kendi isteklerimizi dile getirirken “Şeriatınıza karşı değiliz fakat siz de bizim isteklerimize saygı duyun” diyerek karşıdan sunulacak bir lütufla barışık haldeyiz. Bir kurum veya kişinin varlığını kabul ederken “Madem öyle, bari bizim istediğimiz de olsun” diyerek gölgelerinde verilecek yere karşılık minnet içerisindeyiz. Laik kesimin, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın varlığına tümüyle hayır demek yerine, madem bu kurum var bari “azıcık daha Kemalist olan bir kişi başkan olsun” demesi gibi sürekli muhafazakârlarla uzlaşmaya çalışmakla ilerleyen “naif bir direniş” söz konusu. Oysa bir şeyin varlığı laikliğe aykırı bulunuyorsa onu tümden kaldırmak yerine “varlığınızın yanında bari şunlar olsun?” diye bir cümle kurmak iktidarın dayattığı toplumsal ahlakı kabul etmek, onunla el sıkışmak değil mi? Azıcık “toplumsal ahlak”, azıcık “namus”, azıcık “şeriat” işimizi daha mı kolaylaştırıyor?

Tüm bunları bugünlerde “ensest” başlığı adı altında oluşan gündem üzerinden anlayabiliriz. Gazeteci Melis Alphan’ın “Türkiye’de ensest’in oranının yüzde 40” olduğunu haber yapmasının ardından kovanına çomak sokulan tüm arılar ortaya çıkıverdi. Alphan’ın yazısında yer verdiği oran yıllarca kadın ve cinsel istismar konularında çalışmış deneyimli bir kurum olan Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’nun (TKDF) yaptığı araştırma sonuçlarıydı ve TKDF bu araştırmasında aile içi istismara yönelik vakalar üzerinde çalıştığını ve verileri de onun üzerinden belirlediğini açıkladı. Sorunu milliyetçilik bağlamında ele alanlar bunu yalanladı ve mevzuyu hiçleştirmeye çalıştı. Ancak Alphan’a sosyal medya “rızayla, baskı ve erk olmadan yetişkinler arasında yaşanan akraba, hısım ilişkilerini de mi dahil ettiniz “ensest” oranına?”. Birkaç kişi de: “Fransa’da ensest suç değil. Siz neyi kastediyorsunuz?” diye sorabildi. Tüm bu sorularda niyet sorgulaması yapılabilir. Ancak cinsel saldırılar dikkate alınarak yapılmış ensest ile ilgili çalışmalara rızaya dayalı yetişkin ilişkilerin de dahil edilip edilmediğine dair sorular yanıtı olmasına rağmen çoğu zaman gerginlik yaratıyor. Sebeplerden biri çocukluktan itibaren başlayıp süren bir ilişki ihtimalini göz ardı etmemek gerekliliği olabilir, ancak gerginliğin diğer sebebi? Yıllar önce ensestten bahsedilirken rıza kelimesini kullanmak hiç mümkün olamazken bugün kullanılabildiği bir ‘soru’nun varlığı neden endişelendiriyor?

Bir çuval kof cümle kuran Ahmet Hakan Coşkun bile kastettiğim anlamda olmasa da fırsatçılığı sebebiyle “rıza” kelimesini kullanabilirken neden birileri de “Yetişkin insanların rızaları, ehliyetleri söz konusudur, başkalarının ahlakı sizi bizi bağlamaz” demek yerine cümlelerinin içerisine “Diyanet İşleri Başkanlığı’nı” yerleştirmeye çalışıyor? “Bu kadar da toplumsal normlardan uzaklaşamayız” düsturu içerisinde tabularımızla yüzleşme gayreti bizi geçmişe gitmekten ne kadar kurtarır? Mesela “azıcık toplumsal ahlak göz çıkarmaz” diyerek kürtaj yasasına, çocuk evliliklerine, transseksüel cinayetlerine, kadınlı erkekli olduğu için yapılan ev baskınlarına, Ramazan ayına denk gelen yürüyüş, gösteri engellerine ve daha sıralayabileceğimiz birçok şeye karşı direnirken ahlakın ne kadarını dikkate almalıyız? ‘Az’dan kasıt ne? Bu az dediğimiz şey her gün işlenen namus cinayetlerine sebep olan ahlak mı?

Murat ve Burcu Başoğlu’na “gayrı-ahlaki” davranış sergilemek suçlamasıyla bir savcının dava açması üzerine “Orada ilk gerçeğimizle yüz yüze geldik. Türk Ceza Kanununda ensesti açıkça tanımlayıp suç sayan bir madde yoktu” diyen Murat Yetkin “ensestle” ilgili yazısında şu bilgilere de yer veriyor: “Ceza Kanununun 102’inci maddesinde ise cinsel saldırının üçüncü dereceye kadar akrabalar arasında olması halinde verilecek ceza yarısı kadar artırılabiliyordu; ama özel olarak ensest ilişki tanımlanmıyordu”. Bu durumda Yetkin, Murat ve Burcu Başoğlu örneğinden yola çıkarak, TCK’de yetişkinler arası rızaya ve geçerli rızaya dayalı ilişkinin suç “olmamasına” işaret etmiyor mu? Savcının gayri-hukuki değil gayrı-ahlaki davranıştan ötürü dava açmasıyla yüz yüze gelinen gerçeklik de bu değil mi?
Gündem Ahmet Hakan Coşkun’u ikna etmekle geçti, bu vesileyle görmezden gelinen cinsel istismar gerçeğini gerçekten konuşmuş mu olduk? Gündem, cinsel istismar gerçeğini değil magazinel boyutta gayrı-ahlaki davranışları konu almadı mı?
“Ahlak bekçiliğine hayır! ” diyebilen sadece birkaç kişi olabildi maalesef. Aile dağılmasın diye cinsel istismarı görmezden gelen fakat sırf kadınlı erkekli diye öğrenci evlerini basıp gençlerin pencerelerden atlamasına sebep olan ahlaklı komşuları hatırlayalım. Gayrı-ahlaki davranışların kanunda suç sayılması ispiyoncu komşuları, mahalle bekçilerini göreve davet değil mi?
Ahlak bekçilerine “Size ne!” diyemediğimiz sürece gündemimizi Niran Ünsal tweetlerinin ve Ahmet Hakan Coşkun’un belirlemesinden, Adalet Bakanı ve Diyanet İşleri Başkanı’nı aynı karede görmekten niye şikayetçiyiz ki?


* Bu metinde yer alan fikirler yazarına aittir. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.