Besim F. Dellaloğlu
Besim F. Dellaloğlu

Hayaletlerin sosyolojisi

Perşembe, 2 Temmuz, 2020
Herkesin geçmişin hayaletleriyle uğraştığı bir topluluk perili evlere benzer. Geçmiş, hayaletler üzerinden şimdide öyle bir tahakküm kurar ki paralize olursunuz, üretemezsiniz. Üretseniz bile ürettiğinizin katma değeri düşük olur. Çünkü zihnen siz tam olarak şimdide mevcut değilsinizdir.

“Bana zamanın ne olduğu sorulmadığı sürece onun ne olduğunu biliyorum, ama sorulduğunda bilmiyorum” demiş Aziz Augustinus. Yani zaman üzerine konuşulması en zor konulardan biridir. Zamanın kendisi kadar olmasa da, geçmiş ve gelecek kavramları için de büyük ölçüde geçerlidir bu sorun. Aynı Aziz Augustinus geçmiş ve geleceğin varlığını da sorgulamıştır. Geçmiş var mıdır? Gelecek var mıdır? Her zaman bir şimdide konuştuğumuza göre aslında yoktur geçmiş ve gelecek. Şimdi mevcudiyettir. Adı üzerinde geçmiş, geçmişte kalmış bir şimdidir, gelecek ise henüz gelmemiş bir şimdi. O halde neden bu mefhumlara sahibiz? Bunun bir anlamı olmalı. Sonuç olarak Aziz Augustinus şuraya varır: Aslında geçmiş ve gelecek diye bir şey yoktur. Var olan sadece geçmişe dair bir şimdiki zamanla, geleceğe dair bir şimdiki zamandır. Ben bu yazıda gelecek değil geçmiş üzerinde durmak istiyorum.

Demokratik toplumlar kamusal alanı görece geniş toplumlardır. Medeniyet kavramı zaten bunun için icat edilmiştir. Medeni olmayan demokratik toplum yoktur. Medeni demek şehirli demektir. Ancak şehirli olmak yetmez aynı zamanda kamusal olmak da gerekir. Bu işin mekânsal yönüdür. Ama işin bir de zamansal yönü vardır. Demokratik, medeni toplumlar genellikle geniş bir zaman kipinde yaşarlar. Geniş zaman kipi demek geçmiş-şimdi-gelecek üçlemesi açısından sürekliliğin her şeye rağmen kopuşlardan daha önemli olduğu anlamına gelir. Yedi kuşaktır aynı şehirde ikamet eden, beş kuşaktır aynı şapkacıdan el yapımı şapka satın alan insanların zamanı daha geniş bir biçimde algılamaları şaşılacak bir şey değildir. Tıpkı her sabah uyanıldığında her şeyin yeni baştan düzenlendiği bir ortamda ise insanların sürekli gidiyorum, geliyorum demelerinin eşyanın tabiatına uygun olması gibi.

Medeniyet temsildir, çoğulluktur. Hayatınızı ne kadar geniş bir veri seti üzerinden, ne kadar çok farklılığın katılımıyla inşa edebiliyorsanız, o kadar medeni olursunuz. En geniş anlamıyla bir dünya mefhumuna sahip değilseniz eğer medeni olmanız mümkün değildir. Aynı şekilde geçmişten hangi zenginlikte yararlanabildiğiniz sizin medeniyet kalitenizi de belirler. Rönesanslar, Reformasyonlar hep geçmişe dönük faaliyetlerdir. Örneğin kadim Yunan metinlerinin ya da İncil’in bizatihi kendisinin tekrar kıymetli hale gelmesidir. Zaten geniş zaman kipini egemen kılan geçmişin şimdiyle güçlü bir ilişki içinde olmasından kaynaklanır.

Geniş zaman kipi aynı zamanda geçmişin ne olduğu ve geleceğin ne olması gerektiği konusunda ortalama bir toplumsal huzur gerektirir. Bu anlamda örneğin sivil bir anayasa üretmeyi becerememiş toplumlarda huzur da olmaz, geniş zaman kipi de yaygın değildir. Aslında geçmiş ve gelecek ya da daha doğru bir deyişle geçmişe dair şimdiki zaman ve geleceğe dair şimdiki zaman şimdide kapışırlar. Şimdinin en büyük kavgaları geçmişin ne olduğuna ve geleceğin nasıl olacağına dairdir.

Toplum kavramı, hatta daha provakif olmak gerekirse düzen (kosmos) kavramı ancak ve ancak geçmişe dair genel hükümlerin en azından belli ölçülerde ortaklaşmasıyla mümkündür. Hükmü verilmiş olanların çoğunlukta olması önemlidir. Örneğin hapishanelerinde hükümlü kadar tutuklu olan bir ülkede huzur olmaz. Geçmişe dair genel hükümlerin çok az, tartışmaların ise çok bol olduğu toplulukları ise hayaletler basar. Geçmişe dair hiçbir tartışmanın bitmediği, hemen her sabah yeniden hortladığı ve geçmişin, halin siyasi çıkarlarına alet edildiği bir ortamda aslında hayaletler yaşayanlara hükmediyordur. Oysa Aziz Augustinus’a göre zaman şimdinin iktidarıdır. Şimdinin geçmişe ve geleceğe doğru genişlemesidir geniş zaman. İnsanlık kavramı ölü gömmekten gelir. Yani insan ölüsünü gömen yaratıktır. Ölü gömmek ise asla sadece fiziksel bir edim değildir. Ölülerini sadece fiziksel olarak değil, aynı zamanda zihinsel olarak da gömemeyen topluluklar medeni olamazlar.

Örneğin bazı ülkelerin sekiz ila on bin dolar ortalama milli gelir seviyesine demir atmaları sadece ekonomik bir mesele değildir. Nicelik ve nitelik olarak üretim kapasitesi sadece ekonomi alanının bir konusu değildir. Toplumlar zihni enerjilerinin çok büyük bir bölümünü örneğin geçmişteki olayların nasıl yorumlanması gerektiğiyle harcıyorlarsa eğer halin çok kaliteli bir üretim kapasitesine sahne olması pek mümkün değildir. Hatta geçmişe dair bazı değerlendirmelerin gerçeklik duygusundan neredeyse tamamen koptuğu hallerde ise durum daha vahim olabilir. Sürekli olarak hayaletlerle uğraşanların gerçeklik duygularını koruyabilmeleri mümkün değildir.

Herkesin geçmişin hayaletleriyle uğraştığı bir topluluk perili evlere benzer. Geçmiş, hayaletler üzerinden şimdide öyle bir tahakküm kurar ki paralize olursunuz, üretemezsiniz. Üretseniz bile ürettiğinizin katma değeri düşük olur. Çünkü zihnen siz tam olarak şimdide mevcut değilsinizdir. Hatta her yerde hayaletlerin dolaştığı bir şimdide yaşayan öznelerin alanı giderek daralır. Tıpkı hayaletler yüzünden bazı odalara girememek gibi!

Geçmişle hesabı, muhasebeyi artık bir yerlerde bitirmek gerekir. Öyle ya da böyle! Bunu en azından belli bir seviyede başarabilen toplumlar geceleri daha rahat uyurlar. Kapılarını, pencerelerini daha rahat bir biçimde açarlar. Hatta onları açık bırakabilirler. Karanlıktan da, aydınlıktan da korkmazlar.

Yani mesele sadece kimilerinin dediği gibi “orta gelir tuzağı” değildir. Keşke o kadar basit olsaydı. Mesele aynı zamanda hayaletler sosyolojisidir.

 


Besim F. Dellaloğlu kimdir?

1965’de İstanbul’da doğdu. 1984’de Galatasaray Lisesi’ni, 1990’da Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü bitirdi. Yüksek Lisans ve Doktorasını Mimar Sinan Üniversitesi’nde Sosyoloji alanında hocası felsefeci Ömer Naci Soykan danışmanlığında yaptı. Lisans ve lisansüstü eğitimi esnasında uzun süre Fransızca turist rehberliği yaptı. Memleketin büyük bir bölümünü gezdi. Frankfurt Goethe Üniversitesi’nde (1998), Paris VIII Üniversitesi’nde (2002), Lizbon Üniversitesi’nde (2014), Strasbourg Üniversitesi’nde (2017-2018), Mainz Gutenberg Üniversitesi’nde (2018-2019) doktora sonrası araştırmalarda bulundu ve dersler verdi. Bu vesileler sayesinde dönem dönem Frankfurt, Paris, Lizbon, Strasbourg ve Mainz’da yaşadı. Türkiye’de Mimar Sinan, Marmara, İstanbul Bilgi, Yıldız Teknik, Galatasaray, Kırklareli, İstanbul ve Sakarya Üniversitelerinde dersler verdi. 2019’da üniversiteden emekli oldu. Okuryazarlığa devam ediyor. Mevcudu bulunan kitapları şöyledir: Frankfurt Okulu’nda Sanat ve Toplum (Say), Romantik Muamma (Ayrıntı), Benjamin (Derleme-Say), Benjaminia: Dil, Tarih ve Coğrafya (Ayrıntı), Modernleşmenin Zihniyet Dünyası: Bir Tanpınar Fetişizmi (Kadim), Zamanın İçinden Zamanın Dışından (Heretik).

YAZARIN DİĞER YAZILARI