Kıvanç Someren’in ardından: Erken bir veda...

Pazar, 2 Şubat, 2020
Kıvanç Someren, son yıllarını Anıl Şahin’le birlikte Yalıkavak’ta açtığı bir restoranda müzik yaparak geçirdi. Denk gelemeyişim, benim ayıbım. Her seferinde “sonra” dedim, ama o sonra hiç gelmedi. Bugün, arkasından bu satırları yazıyor olmak, kelimenin tam anlamıyla yüreğimi dağlıyor.

Gazete Duvar’daki yazılarıma (yoğunluk ve küçük hastalıklar sebebiyle) bir süre ara vermek durumunda kaldım. Bu hafta nihayet yeni yazı için bir şeyler düşünürken aklımda böylesi bir şey yazmak yoktu aslında… Niyetim, gitmesine sevindiğimiz 2019’u aratan performansıyla can sıkan ocak ayını güzelleştiren üç albümden söz etmekti. Dönüşümü bu albümlerle şenlendirecektim ama olmadı. Perşembe günü gelen bir haber, neşemizi aldı götürdü. Duru sesiyle şahane şarkılara can veren ya da daha doğru bir deyişle o şarkıları yorumuyla şahane kılan Kıvanç Someren, geçirdiği bir trafik kazası sonucu genç yaşta aramızdan ayrıldı.

Kıvanç Someren, Mayıs Müzik Topluluğu’yla hayatıma giren isimlerden biri. O dönem farkında değildim, anladığımda çok sevinmiştim. Mayıs Müzik Topluluğu’nun “Gülizar”ı, 1988 yılında Ankara’ya gittiğimde aldığım ilk kasetlerden biriydi. Topluluğu da tanımıyordum. Ya kapağındaki Picasso desenine takılmışımdır ya da içindeki Özdemir Asaf şiirinden bestelenmiş “Göçmen”e… Deli gibi Asaf okuduğum yıllar çünkü onlar; şiirlerinden bestelenmiş şarkıları özel bulduğum dönemler. Şunu düşünürdüm: Özdemir Asaf besteleyen, kötü müzik yapıyor olsa bile kötü insan olamaz. Her koşulda onları desteklemek gerektiğini düşünürdüm –ki (o dönem için konuşayım) bu hissimde hiç yanılmadım. Mayıs Müzik Topluluğu, hem de iyi müzik yapan bir ekip olarak tarihe geçti.

“Gülizar”, Eskişehir’de basılmış bir kasetti. Topluluğu Eskişehirli sanma sebebim, tam da bu. Haklarında pek çok söylenti yayılmıştı: Topluluk üyeleri cezaevine girmiş, işkence görmüş, bir kısmı bu işkencelerde hayatını kaybetmiş… Çok yıllar sonra bunların külliyen uydurma olduğunu öğrendim ve aslında okuduğum okulun bünyesinde çalışmalar yapmış bir toplulukla karşı karşıya olduğumu bildim ama artık çok geçti. Topluluk, kasetin hemen ardından dağılmış, “Gülizar”ı oluşturan şarkıları konserde çalamamıştı. Hiçbir zaman canlı izleyemedim; buna hep üzülürüm.

Baştan alayım: Mayıs Müzik Topluluğu, 1984 yılında kurulmuş. Kıvanç Someren, topluluğun ilk kadrosunda. Haldun Çağlayan, Esat Akıncı ve Hakan “Cazcı” Köksalan, beyin takımındaki diğer üyeler. Sonrasında dokuz müzisyenin daha emeği geçmiş… Topluluğu tanıtmak için Facebook üzerinde açılan bir sayfadan, şu bilgileri alıyoruz: “Mayıs Müzik Topluluğu’nun kuruluş kararı 1984 Mayıs’ında, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin iki öğrencisi tarafından alınmıştır. O zamana dek, AÜTF Halk Müziği Topluluğu’nda korist ve enstrümanist olarak görev alan, ayrıca bağımsız bir “çoksesli halk müziği topluluğu”nun kurucusu ve emektarı olan bu iki gencin çabaları, bu “çoksesli halk müziği topluluğu”nu Grup Mayıs’a ve sonraki adıyla Mayıs Müzik Topluluğu’na dönüştürmüştür. Üyeleri pek çok kere değişen topluluk, 1987 yılında AÜTF Gençlik Günleri kapsamında bir konser vermiş, ardından, kadroda pek az değişiklikle, 1988 yılında “Gülizar” adlı bir albüm yaparak dağılmıştır. Dağılmasının iki ana nedeni, topluluk üyelerinin okuldan mezun olarak yurdun çeşitli köşelerine doktor olarak atanmaları ve iki kurucusunun ayrılmalarıdır.”

Topluluk üyelerinden biri, Dadal Günçe, arkadaşım. Bir dönem müzik yaptığını, hâlâ çok iyi bir müzik dinleyicisi olduğunu biliyorum ama açıkçası kasetin içinde adına rastlayana kadar Mayıs Müzik Topluluğu’yla ilişkisini kuramamıştım. İki yıl kadar önce Ankara’da buluştuğumuzda kaseti yanımda götürmüş, imzalatmıştım. O gün, toplulukla ilgili bir şeyler yapmak istediğimi söylemiştim. “Buluşuruz” demişti: “Üyeler dağınık, biri Bodrum’da, İstanbul’da olanlar var ama yan yana geliriz…” Bodrum’da dediği üye, topluluğun sesi, Kıvanç Someren’di. Yazık ki artık hep orada kalacak.

Kıvanç Someren’le hiç tanışmadım. Mayıs Müzik Topluluğu sonrası karşıma çıkışı, Tanju Duru’nun “Duru Zamanlar” albümü. Dinlediğimde ses tanıdık gelmiş, bağlantıyı yine kuramamıştım. Muhtemelen Sumru Ağıryürüyen anlattı bir sohbetimizde –ki Someren yakın arkadaşıydı. “Yan yana gelelim, birbirinizi seversiniz” derdi, olmadı. Tanju’yla da karşılaşamadım hiç. Gençliğimde onun bulunduğu kadroyla Ezginin Günlüğü’nü çok dinledim ama hiç yan yana gelemedim. Facebook açıldığında birbirimizi arkadaş olarak ekledik, bir-iki yazıştık, “buluşalım” dedik, olmadı. Tanju, talihsiz bir kaza sonucu aramızdan ayrıldı. Sonrasında Duru kardeşlerin diğer ferdi Cüneyt’le tanıştık, Tanju’yu andık. Hayat bazen böyle ilerliyor: Çok tanışmak istediğiniz bir isimle yolunuz kesişiyor ama tanışamıyorsunuz. Sonra pat diye gidiyor, öksüz kalıyorsunuz. Tanışamadığınız arkadaşınızı kaybetmek çok daha zor. İnsanın içine oturuyor, çok dokunuyor. Tanju Duru sonrası, onun şarkılarına sesiyle can veren Kıvanç Someren’i kaybetmek böyle bir boşluk yarattı içimde.

“Gülizar”dan “Göçmen”e, “Çaklakarah”tan “Pirkanis”e, “Bukağı”dan “Cazgır” içimize işleyen pek çok şarkısı var Mayıs Müzik Topluluğu’nun. Yakın dönemde Cem Adrian’ın “Yalnızlık” adıyla seslendirdiği “Benim Adım Yalnızlık” da onların şarkısı. Şarkıları bünyesinde toplayan kaset iki kere basıldı. İlk baskısı, sözünü ettiğim Picasso kapaklı. Sonrasında, turuncu bir kapakla yeniden karşımıza çıktı. Bugün, dijital platformlarda bu albüme ulaşılabiliyor ama basılı hâlini bulmak çok zor.

Albüm, bir kuşağı besledi, büyüttü. 2015 yılında Ayrıntı Yayınları tarafından basılan Hasan Sever kitabı “Birazcık Halil”in bir sayfasında aniden “Gülizar”ın karşıma çıkışı, bana bu kuşak kardeşliğini hatırlatmıştı: “Nerde sevincin gül yüzü / Nerde Gülizar?” Küçük ve şık bir selamdı bu, bilene ulaşmıştı.

Kıvanç Someren, son yıllarını Anıl Şahin’le birlikte Yalıkavak’ta açtığı bir restoranda müzik yaparak geçirdi. Denk gelemeyişim, benim ayıbım. Her seferinde “sonra” dedim, ama o sonra hiç gelmedi. Bugün, arkasından bu satırları yazıyor olmak, kelimenin tam anlamıyla yüreğimi dağlıyor. Topluluğun kurucularından Haldun Çağlayan’ı 2015 yılında kaybetmiştik; Someren artık onunla birlikte.

İkisini, Özdemir Asaf’ın müzikledikleri dizeleriyle anayım: “uzağa değil usta / değil usta / öteye hep, / öteye gitti. / yalnızlığı, / yalnızlığı ondandır.”

 


Murat Meriç kimdir?

1972’de doğdu. Çanakkale ve İzmit’te okudu. Ankara’da kimya mühendisliği eğitimi alırken, dinlediği müziğin tarihine merak saldı ve oradan ilerledi. Kendini bildi bileli plak topluyor; okuyor, dinliyor, dinlediklerini yazıyor, sevdiklerini çalıyor. Kedi gibi meraklı. Rakı, roka, bamya, erik seviyor. İstanbul’da yaşıyor ama Ankaracı. 1996’da Müzük adlı dergiyi çıkartan ekipten. Sonrasında Roll mürettebatına katıldı. Mürekkep, Birikim, Milliyet Sanat, Virgül, Bant gibi dergilerde yazıları yayınlandı. Yeni Binyıl, Radikal ve BirGün'ün yazarlarındandı. Ankara’da Radyo Arkadaş’ın kuruluşuna katıldı ve pek çok radyoda programlar yaptı. Şu anda Açık Radyo'da, hafta içi her sabah Şarkılarla Memleket Tarihi adlı programı hazırlıyor ve sunuyor. Pek çok televizyon programının danışmanlığını yaptı, metnini yazdı. 2002 - 2003 yıllarında hazırlayarak sunduğu Kırkbeşlik adlı televizyon programı TRT’de yayımlandı. Kalan Müzik için bir Tülay German albümü (Burçak Tarlası 64 – 87, 2001) derledi, pek çok albüme yazar ve danışman olarak katkıda bulundu. Pop Dedik / Türkçe Sözlü Hafif Batı Müziği (İletişim Yayınları, 2006) ve 100 Şarkıda Memleket Tarihi (Ağaçkakan Yayınları, 2016) adlı iki kitabı, üzerinde çalıştığı pek çok projesi var. Üniversitelerde ve kültür merkezlerinde müzik tarihi üzerine seminerler verdi, veriyor. Düzenli olarak Gazete Duvar, Vatan Kitap ve Kafa’da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI