Star Wars: Bir efsanenin düşüşü

Cuma, 20 Aralık, 2019
Kendi adıma, bu son üçlemedense ara hikaye olarak izlediğimiz “Rogue One” ve “Solo”nun çok daha iyi olduğunu söyleyebilirim. Hatta şu sıralarda devam eden “The Mandalorian” dizisinin bile yeni bir şey söylediği kesin.

Star Wars’un üçüncü üçlemesinin ilk filmi “Güç Uyanıyor” 2015’te gösterime girdiğinde birçok eleştiri alsa da, dünya çapında iki milyar doları aşan bir gişe hasılatı elde etmeyi başarmıştı. Kendi adıma Rian Johnson’ın yazıp yönettiği 2017 tarihli ikinci film “Son Jedi”ın ilk filmin dağınıklığını toparladığını, iki yakasını bir araya getirdiğini düşünenlerdenim. Ancak bu film yine iyi olmakla birlikte 1 milyar 300 milyon doların biraz üzerinde gişe yapınca sıkıntı olmuş belli ki.

“Son Jedi” ile ilgili yazıyı bitirirken şöyle demişiz: “Karakterlerini derinleştirip, yeni katmanlar ekleyerek büyütüyor. İki yıl sonra izleyebileceğimiz son bölümü beklerken heyecanlanmak için çok neden birikiyor bu filmin ardından. Kaygılanmamız gereken tek şey son filmin yönetmen koltuğunda J.J Abrams’ın oturma ihtimalinin güçlü olması.”

Bu ihtimal gerçekleşti ve iki film arasında 700 milyon dolara yaklaşan hasılat farkının ardından ilk filmin yönetmeni, son dönem Hollwood’unun ‘dahi yapımcısı’ J.J. Abrams üçüncü filmin de koltuğuna oturdu. Kendi adıma bugün gösterime giren serinin son filmi “Star Wars: Skywalker’ın Yükselişi”nin ikinci filmde kat edilen mesafeden geriye gidiş olduğunu belirteyim ilk elden.

Öte yandan her Star Wars filmi öncesinde hayranlarının yer aldığı forumlarda, sinema sitelerinde “şu sorulara cevap bulacağız/ bulabilecek miyiz” şeklinde yorum/haberler olur ki, baştan söyleyelim aradığınız cevapların çoğunu bulamayacaksınız, bulduklarınız da sizi tatmin etmeyecek. Örneğin, Palpatine’nin nasıl olup da geri döndüğüne dair uydurulan gerekçenin altını bile doldurmaya zahmet edilmemiş olması büyük bir hayal kırıklığı. Ki bu konuya girmemin nedeni yakından takip ettiğim filmloverss sitesindeki benzer bir haberdi. Filmi izledikten sonra eve dönerken “filmin cevaplaması gereken on soru” temalı bu haberi okuduğumda aslında tam olarak hiçbirini cevaplamadığını fark ettim ve bunun da ciddi bir sorun olduğunu…

İlk iki filmin açtığı parantezlerin çoğunu kapatmaya tenezzül etmeyen, sorduğu soruları yanıtlama gereği duymayan, verdiği yanıtlarla da tatmin edici olamayan film var karşımızda. Kuşkusuz izlemeyenlerin ağzının tadını kaçırmamak için uzun uzadıya yazamıyoruz ama örneğin ilk iki filmden itibaren Kylo Ren’in öngörülen dönüşümünün yavanlığı, Palpatine’in tek boyutlu olarak inşa edilmesi, mevzunun tam olarak nereye bağlanacağının bir türlü netleşememesi gibi ciddi hikaye sorunları var filmin. Söz Palpatine’den açılmışken, serinin bu kadim ‘kötü’sünün derin uykusundan çıkarılıp getirilmesinin iki işlevi var filmde ve ikisi de işlemiyor. Kaldı ki, böylesine tek boyutlu bir ‘kötü karakter’ uzun yıllardır sinemaya uğramadı sanırım. Belki de soğuk savaş yıllarından bugüne.

Star Wars hikaye akışına göre 1983 tarihinde çekilen “Jedi’ın Dönüşü”nde Darth Vader tarafından öldürüldüğü düşünülen Palpatine’in şuh kahkahalar atarak, ucuz planlar yaparak kötü olunan eski dönemlerde kalmış olduğu hissi uyandırıyor. Bu da hem filmin içindeki zaman hem de bizim zamanımız için ciddi bir uyumsuzluk. Çünkü hem filmdeki hem de bu filmlerin çekildiği gerçek dünyadaki zaman ve estetik algısı da değişiyor. Haliyle karakterlerin çoğu da benzer bir dönüşüm yaşıyor, yeni döneme ve estetiğe uygun hale getiriliyor. Palpatine’i orada öyle unutmak, sonra da 1970’lerdeki gibi bir kötü olarak karşımıza çıkarmak anlaşılır gibi değil.

J.J.Abrams hem serinin hem de türün vazgeçilmezlerine başvurmakta sakınca görmüyor. Tamamlanması gereken bir misyona odaklanıp, bu misyona ulaşmak için atlatılan badireleri görselleştirirken maharetli kuşkusuz. Ancak, üç filmi bir arada düşündüğümüzde, yukarıda andığım isimlerin yanına Finn ve Poe’yu da ekleyerek söyleyebiliriz ki karakterlerinin kim olduklarıyla, önceki filmlerde seyirciyle nasıl bir ilişki kurduklarıyla pek fazla ilgilenmiyor açıkçası.

Nihayetinde dönüp dolaşıp kan bağının, asaletin, kadim köklerin ne kadar da mühim hadiseler olduğunu bir kez daha gözümüzün içine sokuyor. Sıradan bir insanın kahramanlık payesine ulaşsa bile damarlarında asil kan dolaşmadığı için dünyayı değiştirecek, güce dengeyi getirecek kudrete asla sahip olamayacağı amentüsünün bir kez daha tekrarlandığı, miadını çoktan doldurmuş İlk Düzen – Yeni Cumhuriyet zırvalarının perdede akıp gittiği, zaten orijinal hikayede izlediğimiz şeyin kötü bir replikasının karşımıza konduğu, bir iş olarak kayıtlara geçsin “Skywalker’ın Yükselişi”.

Kendi adıma, bu son üçlemedense ara hikaye olarak izlediğimiz “Rogue One” ve “Solo”nun çok daha iyi olduğunu söyleyebilirim. Hatta şu sıralarda devam eden “The Mandalorian” dizisinin bile yeni bir şey söylediği kesin.

STAR WARS: SKYWALKER’IN YÜKSELİŞİ

ORİJİNAL ADI: Star Wars: The Rise of Skywalker
YÖNETMEN: J.J. Abrams
OYUNCULAR: Daisy Ridley, Adam Driver, John Boyega, Oscar Isaac, Naomi Ackie, Lupita Nyong’o, Mark Hamill
YAPIM: 2019 ABD
SÜRE: 142 dk.

YAZARIN DİĞER YAZILARI