Türk futbolunda kaçınılmaz son: 'Sahiplik'

Cumartesi, 20 Temmuz, 2019
Pepe'ye verilen kemiksiz 5 milyon Euro sayın Fikret Orman'ın olsaydı biz Pepe'yi Beşiktaş formasıyla elleriyle kartal işareti yaparken görebilecek miydik?

Deniz bitti, kara göründü. Para ise kalmadı. Borç batağında kafa topuna çıkmaya çalışıyoruz. Kendisine ait olmayan paraları kişisel popülaritesi ve şovu için saçma sapan savuran kulüp yöneticileri kaosun gerçek mühendisleri. Bu işe çanak tutan ise birtakım tribün liderleri mi dersiniz, her transfer döneminde bazı menajerlerin asistanlığını üstlenen medya mensupları mı dersiniz… Durum ve pozisyon süreci başka bir düzene götürmeye neden oldu ve oluyor. “Sahiplik”. Hani mezarlıkların girişinde yazar ya “Her fani bir gün ölümü tadacaktır” diye, söylüyorum; Her kulüp bir gün sahiplik düzenini tadacaktır yani satılacaktır.

Bayram değil seyran değil bu konuya neden girdik derseniz; geçtiğimiz hafta cuma günü Beşiktaş Kulübü, Bankalar Birliği ile yaptığı sözleşmede “borç yapılandırması”na gitti. Yani bu aslında batmakta olan Titanik’e çok az daha zaman kazandırmaktan başka bir şey değildir. Bu süreçte kaçanlar olacaktır muhakkak, kurtulanlar da… Altında boğularak kaybolanlar da.

Beşiktaş Kulübü, borsaya açık bir şirkettir. 2019 yılı itibariyle Beşiktaş’ın toplam borcu 2 milyar 423 milyon 706 bin liradır. Küsuratlarda hata vardır desek bile odaklandığımız konu bu değil. Bankalar Birliği ile yapılan sözleşme şu şekilde: Beşiktaş, 250 milyon liralık bir borç yapılandırdı. Yani bu toplam borcunun kaba taslak yüzde 10’una tekabül ediyor. Sözleşmeye göre bu 250 milyon lirayı iki yıl içinde ödemesi gerekiyor. Beş yıl içinde de toplam borcunu kapatması gerekiyor. Size ne kadar inandırıcı geliyor oradan?

Şimdi bu beş yıllık bir sözleşme, yani beş yıl içinde alınması gereken yol. Yerine getirelecekler mali zorunluluklar. Ben de beş yıl geriye gidelim diyorum. Yani Beşiktaş, son beş yılda mali olarak nasıl bir yol aldı? Herhalde bu süreç, bize önümüzdeki beş yılda nereye götüreceği konusunda kısmen de olsa ışık tutabilir.

Beş sene geriye gidiyoruz. 2014’te Beşiktaş’ın Divan Kurulu’nda açıklanan net borcun 666 milyon 689 bin 723 lira, açıklanan toplam borcun ise 830 milyon 425 bin 781 lira olduğu günlere. Düşünsenize beş sene içinde borç üç katına yakın artış göstermiş. Tamam, çok tuhaf ekonomik şartlarda yönetiliyor bu kulüpler ve şirketler. Döviz kurları, yapılan sözleşmelerin anlamını yitirttiği gibi mali olarak yarım günde batışa neden olabiliyor. Neticede Beşiktaş, bu süreçte çok ciddi sponsor gelirlerine imza atmıştır. Bu beş sezon içinde iki kez şampiyon olmuştur ve iki kez Şampiyonlar Ligi’ne tek başına katılım göstermiştir. Yani çok ciddi anlamda gelirler elde etmiştir. Futbolcu satışlarından bahsetmedim bile. Cenk Tosun’un satışı bu toplam borçtan en azından 100 milyon liralık bir iniş yaşatmış olabilirdi.

“Şimdiki zaman”dan beş yıl “geçmiş zaman”a gittik ve beş yıl “sonraya” göz kırptık. Beşiktaş, bu sözleşmenin ilk ayağını yerine getirse bile beş yılın sonunda verdiği taahhüdü yerine getiremeyecektir. Bu toplam borcun içinde eski başkan Yıldırım Demirören’in alacakları da daha verilmemiştir.

Gündeme Beşiktaş düştüğü için bu konuda Beşiktaş üzerinden yürüdük. Galatasaray, Fenerbahçe ve Trabzonspor’da da durum pek farklı değil. Galatasaray da bu sene borç yapılandırmasına gidecekti ve hatta Bankalar Birliği ile bir anlaşma yapacaktı ama gerek duyulmadı. Muhtemelen önümüzdeki günlerde veya aylarda, en kötü bir sene sonra bunlar diğer üç kulüpte de yaşanacaktır. Bunun da hikayeyi harita üzerinde nereye götürdüğünü tahmin edebilirsiniz.

İşin kötü tarafı şu: Bu kulüpler normal şartlarda satılıp sahiplik düzenine geçse, belki çok iyi değerini bularak bu işlem hayata geçecekti. Şimdi borç batağında oldukları için mecburiyetten bu takımlar ederlerinin çok daha altında satılacaktır. Çünkü bu kulüpleri almak isteyen şirketler, iş adamları, ortaklıklar bu takımları her şeyiyle alacaklardır, borçları dahil. Stadyum mevzusu zaten başlı başına başka bir hikaye içerecek.

Yaşımın yettiğince şahit olduklarım kadar şöyle bir 30 yıl geriye doğru bakıyorum, düşünüyorum. Havaalanlarında izdihamlar, uçak indirmeler, pastanın üzerindeki çilekler, adam kaçırmalar, neler yaşanmış Türk futbolunda. Çok basit bir soru soruyorum her defasında; eski Başkan Ünal Aysal, Galatasaray Kulübü’nün başkanı değil de sahibi olsaydı, yani transferde harcanan para Galatasaray Kulübü’nün değil de kendi parası olsaydı Didier Drogba ve Wesley Snejider o uçaklardan inecekler miydi İstanbul’a? Pepe’ye verilen kemiksiz 5 milyon Euro sayın Fikret Orman’ın olsaydı biz Pepe’yi Beşiktaş formasıyla elleriyle kartal işareti yaparken görebilecek miydik? Bugün gelinen noktanın esasında bütün sebebi budur.

Para senin değil ama parayı kullanma yetkisi sana bir zümrenin oy vermesiyle geçiyor. Kulüp fakirleşirken zenginleşen kulüp başkanları gördü bu ülke. Bu dört büyük kulübü de bir kenara koyun. Gaziantepspor’un nasıl battığını, Karabükspor’da yaşananları incelemenizi tavsiye ediyorum. Menajerler bu işin neresinde, kulüp başkanlarının gizli ajandaları nedir çok net görebiliyorsunuz. Kulübün başkanı değil de bir patronu olsa ne yapacak adam? Kendi kendini mi dolandıracak? Kendi parasını mı “indiragandi” yapacak. O zaman da taklacı menajerler değil, harbi menajerler gezmeye başlayacak Türk futbolunda. Türkiye’de görev yapan çok doğru düzgün menajerler de var zaten. Onları tenzih ediyoruz kesinlikle.

Ben gerçek manasıyla sahiplik sisteminin arkasında da değilim. Oysa bu konuda kesin görüş belirtip kesin taraf olan bazı gazeteci arkadaşlarımız var. Şöyle bir yanılgıya düşüyorlar: Satılan her kulüp, sahibi yani patronu olan her takım gidip Paris Saint Germain olmuyor ne yazık ki. Yani bu hayalperestlikten de uzaklaşmak gerekiyor. Ben sadece gidişattan ötürü karşılaşacağımız olası zorunluluğun resmini çiziyorum size.

Durum işte bu noktaya bile geldi; satılma ihtimali seçilen bir çözüm değil sonuçta. Olası bir gerçek. Bu konuda bile hayalperestlik var, hemen goygoy yapma çabasına giriyor genel medya ve kamuoyu. Sanki bu kulüpler satılınca iki sene içinde Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu kazanılacağını zanneden sefil zihniyetler var etrafımızda. Hani hep klişeleşti ya; “algı yaratıyorlar” diye, bu konuda gerçek manada bir algı zemini hazırlıyorlar. Bunu yazın bir yere. Şu anda dört büyük takımdaki mevcut kulüp başkanları bu kulüplerin son başkanları da olabilir. Kaçınılmaz bir son bekliyor bizi ama ne zaman işte onu bilmiyoruz.


Ara Gözbek kimdir?

Yayın hayatına 2005'te üniversite radyosu CIU FM'de başlayan Ara Gözbek aralıksız üç sene İngilizce ve Türkçe yayınlarla canlı radyo programı hazırladı ve sundu. 2005'te CNN Türk'te Frekans programında yapım asistanı ve muhabir olarak görev aldı. Gazeteciliğe ilk olarak 2006'da BirGün gazetesinde adım attı. BirGün'de Pazar eki ve spor bölümlerinde 400'den fazla makale yayınladı, ardından Türkiye'nin en çok takip edilen spor haber sitesi sporx.com yazarlığa devam etti. 2007 yazında staj yaptığı TRT'de “NBA Europe Live” adı altında NBA'in uluslararası projesinde TRT'yi NBA muhabiri olarak temsil etti. SporX TV'de “NBA ARA'SI” programını yaptı. Bunların dışında Taraf gazetesi, tempo24.com.tr ve birçok sitede makaleleri ve haberleri yayınlandı. Döneminde çok popüler bir radyo olan Metro FM'de pek çok programa konuk ve yorumcu olarak katıldı. sokaksesi.com sitesinin ve Android ile Apple'larda uygulaması da olan Sokak Sesi Radyosu'nu kurup burada uzun bir süre “underground” radyo yayınları yaptı. Halen Gazete Duvar'da yazmaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI