Cansu Çamlıbel
Cansu Çamlıbel

En fazla ötelenebilecek bir kriz

Perşembe, 11 Temmuz, 2019
Japonya’nın Osaka kentindeki G20 zirvesi sırasında ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmeden Rus S-400 füze savunma sisteminin Türkiye’ye gelişinin hasarsız – yani yaptırımsız- atlatılacağı müjdesiyle çıktı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. Zira Trump kameraların önünde Ankara’nın S-400’leri almaya itilmesi konusunda suçu selefi Barack Obama’ya atarak bir formül bulmaya çalıştıklarını anlatmıştı. Ancak Trump’ın o malum açıklamasının Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanı sıra partisinin diğer etkili ve yetkili isimleri tarafından maharetle sansürlenen bölümü şuydu: ‘Tam bir keşmekeş!’

Aslında yeni mecramda okurla yeniden buluşurken yeni şeyler söylemek isterdi gönül… Ama bu eşsiz coğrafyanın maalesef dertli bir kaderle birlikte hediye edildiği ülkemizde son haftalarda iyice tavan yapan S-400 hezeyanları o eski dediğim şeylerin yeniden tane tane kayda geçirilmesini zorunlu kılıyor.

Sondan başlayalım.

Japonya’nın Osaka kentindeki G20 zirvesi sırasında ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmeden Rus S-400 füze savunma sisteminin Türkiye’ye gelişinin hasarsız -yani yaptırımsız- atlatılacağı müjdesiyle çıktı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. Kısmen haksız da değildi. Zira Trump kameraların önünde Ankara’nın S-400’leri almaya itilmesi konusunda suçu selefi Barack Obama’ya atarak bir formül bulmaya çalıştıklarını anlatmıştı. Ancak Trump’ın o malum açıklamasının Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanı sıra partisinin diğer etkili ve yetkili isimleri tarafından maharetle sansürlenen bölümü şuydu: ‘Tam bir keşmekeş!’

Nitekim Türkiye’ye karşı ‘iyi polis’ rolünü üstlenen Trump’ın kameralar önünde söylemediğini – yani potansiyel S-400 alımıyla ilgili endişelerini Erdoğan’ın yüzüne karşı dile getirdiğini – Amerikan devleti görüşme sonrasında Beyaz Saray’ın yaptığı yazılı açıklamayla kayıtlara geçirdi. Tam bu noktada hatırlatılması gereken bir diğer şey de şu; ‘S-400’lere en sert tepkiyi verelim’ kampı Türk yorumcuların televizyon ekranlarında boyun damarlarını patlatırcasına savunmaya çalıştığı gibi Pentagon’un asker ya da sivilleriyle sınırlı değil. Trump’ın en yakın adamlarından Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton da, Dışişleri Bakanı Mike Pompeo da o gemide.

Gelelim Trump’ın işin içinden suçu Erdoğan’ın zaten hiç haz etmediği Obama’ya atarak sıyrılma gayretine… Türkiye’nin S-400 alımının Washington’ın Ankara’ya Patriot satışı konusunda altı yedi senedir ayak diremesinin de bir sonucu olduğu doğru. Ancak Ankara’ya verilen zayıf Patriot tekliflerinin altında sadece Obama yönetiminin değil Trump yönetiminin de imzası var. Neyse ki bu gerçeği de sansürlemeye en azından Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun içi elvermemiş. Osaka dönüşünde Çavuşoğlu TRT’ye tam olarak şunları söyledi: Trump iş başına geldiği zaman da biz Patriot almak istediğimizi yazılı bir şekilde ABD’ye ilettik. Daha 6 ay önce, başvurumuzdan yaklaşık 2 sene sonra bize cevap geldi. Yani bunu sadece Obama dönemine yıkmayalım.

2018’in son haftalarında Türkiye’ye verilen 3.5 milyar dolarlık Patriot teklifinin ilk versiyonunda Trump yönetiminin dalga geçer gibi ancak 7 yıl sonra teslimattan bahsedebilmiş olduğu gibi can alıcı detaylara ise doğal olarak girmedi Çavuşoğlu.

Bir an için ABD Başkanı Donald Trump’ın Osaka’da kameralar önünde ettiği, Türkiye’nin mağdur edilmemesi gerektiği anlamına gelen, tüm lafların gerçekten arkasında duracağını varsayalım. En iyi senaryo olarak niteleyebileceğim bu durumda bile S-400’lerin Türkiye’ye getirilmesine karşı açıklayacağı yaptırımlar arasından nispeten hafif olanlarını seçmekten ya da yaptırımları tehir etmekten başkaca yapabileceği pek bir şey yok.

Daha önemlisi, F-35’lerin ne olursa olsun Türkiye’ye gönderilmesi yönünde bir talimat vermesini beklemek ancak Amerika’daki yasal çerçeveden bihaber olmakla açıklanabilir. Nitekim Kongre F-35’lerin olası teslimatını daha 2019 yılına ait ‘Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası’nı (NDAA) çıkartırken geçen yaz kilitledi. Yasanın altında Trump’ın kapı gibi imzası duruyor. Yani Türkiye’nin F-35 programından atılıp atılmayacağı Trump’ın meşhur ‘Amerika’nın Hasımlarına Yaptırımlarla Karşılık Verme Yasası’nı (CAATSA) nasıl uygulayacağından bağımsız yürüyecek bir süreç. 6 Haziran’da Savunma Bakanı Hulusi Akar’a gönderilen ültimatom niteliğindeki Shanahan mektubu da bunu söylüyordu zaten. Erdoğan-Trump buluşması o mektubu da, mektuptaki 31 Temmuz son tarihini sıfırlamış değil.

Dönelim CAATSA’ya.

Trump’ın önündeki 12 seçenek arasında en ağır olanlar kuşkusuz yaptırımların kişiler yerine bizzat kurumlara uygulanmasını öngörenler. S-400 alım sürecinde görev yapmış Türk siyasetçi ya da bürokratların ABD’nin kara listesine alınması elbette kötüdür ama yine de sektör açısından Savunma Sanayii Başkanlığı’nın o listeye girmesi kadar katastrofik sonuçları olmayabilir.

Öte yandan Amerikalı din adamı Pastör Andrew Brunson’ın tutukluğunun devamına tepki olarak Trump’ın 2018 Ağustos’unda iki Türk Bakan hakkında aldığı sembolik yaptırım kararının dahi ekonomi üzerinde nasıl dramatik etkileri olduğuna dair hafıza taze. Dolayısıyla IMF, Dünya Bankası gibi uluslararası kredi kuruluşlarının Türkiye’ye kredi vermesinin veto edilmesi Trump’ın seçeceği beş yaptırım arasında yer almasa bile zaten suni solunum cihazına bağlı olan Türk ekonomisinin bu vartayı nasıl atlatacağı meçhul.

Bir de Türkiye’ye yaptırımı ötelemek için 180 günlük tehir yetkisini kullanmanın Donald Trump açısından siyasi maliyetine bakmak lazım. CAATSA’nın 231. maddesine göre bu yetkiyi kullanması durumunda Trump’ın Kongre’ye ‘Tehir yetkimi kullandım çünkü söz konusu ülke Rusya ile savunma alanındaki angajmanında geri adım atıyor’ minvalinde bir şey söyleyebiliyor olması gerekiyor.

Bu koşulu Türkiye örneğine uyarlarsak Trump’ın Kongre’ye ‘Merak etmeyin Türkiye S400’lerden vazgeçiyor’ diyebilmesi lazım. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Osaka dönüşünde teslimat tarihi olarak içinde bulunduğumuz haftayı işaret ettiği,  haber kanallarının S-400 bataryalarının Antonov uçaklarına yüklendiğini ‘son dakika’ diye geçtiği bir ortamda karşımızdaki Trump gibi yalan üstadı bir Başkan da olsa zor.

Bunu yapacaksa, ‘S400’ler Türkiye’ye gitmiş olabilir ama ülkenin lideri bana söz verdi bunları kesinlikle aktive etmeyecekler’ türünden bir argümana sarılabileceği yönünde işaretler var. Bu argümanla zaten seçim sathı mailine girmiş olan Amerikan Kongresi’ni ikna etmesi imkansız. Tam tersine Trump, Ankara ile krizi öteleyeyim derken Kongre’yi daha da kızdırıp Türkiye’ye sert yaptırımları dayatacak yeni yasa tasarılarını tetikleyebilir.

Kendi açısından bakıldığında ise, ikinci başkanlık dönemi için yarışacağı 2020’ye girerken Demokratlara ‘Türkiye’nin S400 alımına göz yumarak iki otokrata (Erdoğan, Putin) birden iltimas geçiyor’ propagandası için cephane vermiş olacaktır. Dahası, Trump’ın Putin’in 2016 seçimlerine siber müdahalesi sayesinde başkan seçildiği iddiasını işlemekten üç yıldır bıkmayan Amerikan ana akım medyası, Ankara’nın S400 alımını da yine Trump ile Putin arasındaki karanlık ilişkilere bağlamaktan geri durmayacaktır.

İşte Trump’ın ‘keşmekeş’ dediği tablo aslında tüm bu unsurların toplamı. Türkiye nihayetinde Rusya Federasyonu’ndan 2.5 milyar dolara aldığı S-400’leri aktive etmeyip hiç kullanmasa da, Türk-Amerikan ilişkilerinin Doğu Akdeniz’deki dengelerin hepten değişmekte olduğu bu virajdan hasar almadan çıkma ihtimali yok. Trump faktörü sayesinde en fazla üç beş ay ötelenebilecektir bu kriz… O kadar. S-400-Suriye-Doğu Akdeniz gibi böylesine iç içe geçmiş bir dizi derin krizin yönetimi için devlet kurumları yerine arka kanallara hayati rol biçmek ise keşmekeşi ancak derinleştirir.

Merhaba!


Cansu Çamlıbel kimdir?

Ortadoğu Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünden mezundur. Yüksek lisansını Britanya’daki Cardiff Üniversitesi’nde Uluslararası Gazetecilik bölümünde yaptı. 2002 tarihli master tezi ‘Türk medyası ve oto-sansür sorunsalı’ başlığını taşıyor. NTV’de diplomasi muhabirliği ve 2005-2008 yılları arasında Brüksel muhabirliği yaptı. 2008 yılından 2019 Şubat’ına kadar Hürriyet ve Hürriyet Daily News gazetelerinde muhabirlik, haber müdürlüğü, yazı işleri müdürlüğü, köşe yazarlığı gibi pek çok farklı görevde bulundu. Yaklaşık beş sene boyunca ‘Yüz Yüze Pazartesi’ köşesinde Hürriyet’in haftalık siyasi röportajları ona emanetti. Son olarak Nisan 2017-Şubat 2019 döneminde Hürriyet’in Washington Temsilcisi olarak görev yaptı. 2015-2016 döneminde ABD’deki Harvard Üniversitesi’nin prestijli Nieman Bursu’nu kazandı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI