Ayhan Bilgen: Erdoğan, kaybının faturasını HDP’ye kesmek isteyecektir

Cumartesi, 6 Nisan, 2019
Kars’ı eski MHP’li yönetimden devralan, ancak henüz mazbatası teslim edilmeyen HDP’li Ayhan Bilgen’e göre partisinin 31 Mart stratejisi, Kürtlerin belirleyici etkisinin sadece Kürt illerinde değil, batı metropollerinde de belirleyici olduğunu gösterdi. Bunun Kürt politikası açısından iki yönlü sonucu olabileceğini söyleyen Bilgen’e göre Erdoğan bir yandan Kürt politikasında bazı atımlar atabilir ama İstanbul başta olmak üzere büyük metropollerdeki kaybının faturasını da HDP’ye kesmek isteyebilir.

İstanbul başta olmak üzere AKP ve MHP’nin kaybettiği pek çok yerde oylar yeniden ve yeniden sayıladursun, HDP’nin 31 Mart stratejisinin etkisi hükmünü sürdürüyor. 7 Haziran 2015 seçimlerinde barajı aşarak AKP’yi iktidardan düşüren HDP o tarihten bu yana, tabiri caizse iktidarın gazabına uğradı. Eş başkanları dâhil binlerce yöneticisi ve tutuklandı, siyasi aktiviteleri kriminalize edildi, engellendi.

31 Mart seçimleri öncesinde de HDP açıkça terörist ilan edildi ve AKP-MHP’nin öncelikli hedefi oldu. Bunun temel nedeni ise HDP’nin, Türkiye’nin batısında aday göstermeyip kendi seçmenini iktidar blokunun adaylarının karşısındaki muhalefet adaylarına oy vermeye çağıran stratejisiydi. Fakat HDP stratejisinin bir ayağı da kayyım atanan belediyelerin tümünü yeniden almak ve kazandığı belediye sayısını artırmaktı. Bu hedef çeşitli nedenlerle tutturulamadı. Buna mukabil Kürt seçmen doğuda gösteremediği etkiyi, Türkiye’nin batısında ve aslında Türkiye siyasetinin genelinde sarsıntı yaratacak şekilde ortaya koydu.

Peki 7 Haziran’da AKP’ye kaybettirdiği için iktidarın gazabına uğrayan HDP, 31 Mart’ta da iktidar blokuna kaybettirerek nasıl bir sonuçla karşı karşıya kalabilir? HDP’nin 31 Mart seçimlerine ilişkin değerlendirmesini, uzun süre partinin sözcülüğünü de yapmış olan, Kars’ın taze Belediye Eş Başkanı Ayhan Bilgen’den dinliyoruz…

Öncelikle İstanbul’daki krizi konuşalım. 31 Mart akşamından beri herkesi diken üstünde tutan bir “sayım krizi” yaşanıyor. İstanbul’da düğümün çözülmemesinin veya bir şekilde belediyenin AKP’ye geçmesinin siyasi etkileri, sonuçları ne olur?

Çok kaotik bir süreçle karşı karşıya kalabiliriz. Bu kaosu AKP çevreleri de bir tehdit unsuru olarak kullanıyorlar. Seçildiği zaman seçmen iradesine saygı gösteren ama seçilmediğinde de bırakmak istemeyen bir yaklaşımla karşı karşıyayız. Bu, demokrasinin asgari standartlarının yok edilmesidir. Seçimle gitmeyi bilmek lazım. Aksi halde bu hem uluslararası arenada farklı bir anlama gelir hem de iç politikada ciddi bir meşruiyet tartışması yaratır. Umarım böylesi bir macerayla karşı karşıya kalmayız. Uluslararası alanda Türkiye’de seçimlerin şaibeyle yapıldığı kanaatinin güçlenmesi ekonomi dâhil her şeyi etkiler.

HDP 31 Mart seçimlerinin belirleyici aktörü olmasına rağmen bir önceki yerel seçimlere göre çok sayıda belediye kaybetti. Parti olarak bu tabloya yorumunuz ne?

Bir kere sonuçlara özeleştirel yaklaşma konusunda net bir ortaklaşmamız var. Halkı suçlayarak demokratik mücadele yürütülemez. Eğer bir eksiklik varsa bize, suç varsa da bu baskı ortamını yaratan, demokratik koşulları işlevsizleştiren siyasi iktidara aittir. 31 Mart Türkiye siyasi hayatında muhtemelen bir dönemeçtir. Bu dönemeçte Kürtlerin özgül ağırlığıyla ilgili potansiyel yükseldi. Ama bu potansiyelin somut tezahürü seçimden hemen sonra olmasa da, orta ve uzun vadede hissedilecektir.

31 Mart günü sizin aday olduğunuz Kars dâhil, halk hangi koşullarda sandık başına gitti?

Gözle görülür somut engellemenin olmadığı yerlerde bile, parti yöneticilerimizin tutuklanmış olması seçimin eşit koşullarda yaptırılmaması anlamına geliyor. Kars’ta mesela, 7 Haziran’da görev başındaki arkadaşlarımız, ondan sonraki kongrede seçilenler ve en son kongrede seçilenler; üç dönemin eş başkanlarının tamamı şu an cezaevinde. İlçe başkanlarımız için de aynı şey geçerli. Öte yandan 31 Mart’a girdiğimiz son ana kadar bir karşı propaganda olarak kayyım atanacağı tehdidi kullanıldı. Daha seçim bile yapılmadan sanki arkadaşlarımız göreve gelmiş, suçu da işlemiş ve bunun gereği yapılacakmış gibi “GBT’leri elimizde, hazır” dendi.

KAYYIM TEHDİDİ SADIK SEÇMENİMİZİ KENETLEDİ, ORTA SINIFLARI TEDİRGİN ETTİ

Bu söylemin bir kısım seçmeninizi sandığa gitmekten alıkoyduğunu düşünüyor musunuz?

Bu Türkiye demokrasisi açısından ayıbın ötesinde rezalettir ama aynı zamanda seçmen psikolojisini de iki türlü etkiledi. Muhtemelen en sadık, fedakâr seçmenimiz bu söylem dolayısıyla, partilerine yönelik eleştirilerini saklı tutarak iradesine sahip çıktı, kenetlendi ve adayları, aday sıralamasını önemsemedi. Fakat partinin genişleme hattında yer alan daha liberal veya orta sınıf, geçmişte merkez sağ partilere oy vermiş, muhafazakâr Kürtler, kayyım propagandasından tedirgin oldu. Dolayısıyla kayyım propagandasının tek tip bir etkisi olduğunu söylemek zor.

Peki Kürdistan’daki oy düşüşünüzü nasıl izah ediyorsunuz?

Tek tek şehir analizleri yapıyoruz ama aynı şehirde hem HDP’nin hem de AKP’nin düştüğünü görüyoruz. Bunun bir sebebi sahaya başka partilerin de girmesidir. Nitekim bazı şehirlerde Saadet’e, CHP’ye hatta MHP’ye oy gittiği görülüyor. Kürt illerindeki iki kutuplu siyaset, yeniden çok parçalı siyasete kayıyor. HDP’den eksilip AKP’ye gittiği algısı doğru değil. Çünkü HDP’nin de AKP’nin de oylarının düştüğü şehir sayısı çok daha fazla. Bunun bir nedeni diğer partilerin de sahaya girmesiyse, başka nedenleri de adayların ve aşiret ilişkilerinin yereldeki güçlü tezahürüdür. Bir önemli boyut da seçmenin motivasyonuyla ilgili sorunlardır. HDP seçmeninin motivasyonunu kıran meselelerle yüzleşmemiz gerekiyor. Belli bir kitle karşı tarafa, AKP’ye kaymıyor ama HDP lehine de çok motive olmuyor.

Neden?

Başka değerler adına HDP’ye sahip çıkarken, pratik nedenler konusunda tavrını yüksek katılım sağlamayarak gösteren bir seçmen kitlesi var çünkü. Bu belki de Kürt siyasetini, değerler dünyasıyla pratiği arasındaki çelişkiye dikkat çeken bir uyarı olarak okunabilir. Bu kesim HDP’yi başkalarına yem etmiyor ama eksikliklerine de rıza göstermiyor. Elbette Dersim, Şırnak, Ağrı gibi nedenleri farklı olan istisnaları hariç tutarak söylüyorum.

HDP BELEDİYECİLİĞİNİN ÜRETTİKLERİNİ PAZARLAMADA EKSİKLİKLERİ VAR

Peki sandığa gitmeyen veya ne size ne de AKP’ye oy veren seçmenin HDP’nin belediyeciliğini sorguladığını mı düşünüyorsunuz?

Doğrusu siyasetin kendi sınırları içindeki asgari popülizm konusunda HDP belediyeciliğinin ürettiklerini sunma ve pazarlamada bir eksikliğinin olduğunu kabul etmesi gerekiyor.

Yani popülist politikalara mı yönelmeniz gerektiğini düşünüyorsunuz?

Popülizmden kastım düzen partilerinin ilkesizlik üzerine kurulu, tamamen göz boyamaya dayalı pazarlamacılığı değil elbette. Ama siyaset sadece olgular değil, kimi zaman daha çok algılardır. Belediyecilikte kadınlarla, ekolojiyle, engellilerle, yoksullarla ilgili yaptığımız ve hiçbir partinin yapmadığı bir çok değerli faaliyeti ne yazık ki yeterince sunamadık, markalaştıramadık, görünür kılamadık. Elbette bunda kriminalize eden politikaların, medya ambargosu yaratan siyasetin de etkisi var. Ama HDP’nin de bunu bilerek ama bunu gerekçe yapmadan çalışması lazım. Açıkçası Dersim’i de böyle okuma taraftarıyım.

Ama Dersim’de kazanan Maçoğlu’nun da Ovacık’taki faaliyetlerinin önünde önemli bariyerler yok muydu?

Yaptığınız az işi iyi sunduğunuzda, kitle psikolojisi üzerinden başka sonuçlar elde edebiliyorsunuz. Fakat çok daha şey yapıp iyi sunamadığınızda ise seçmen nezdinde istediğinizi elde edemiyorsunuz. Bu boyutun 31 Mart sonuçlarındaki belirleyici etkenlerden biri olduğunu düşünüyorum. İkinci boyut ise daha çok belediyecilikle iç içe geçmiş olan siyasetin ne kadar toplumsal kaygılarla yapılıp yapılmadığına dair göstergelerdir. Elbette kayyım atanmış belediyelerin hiçbirinde, bütün hedef göstermelere, “örgüte para aktarılıyor” gibi propagandalara rağmen zimmet, yolsuzluk gibi ithamlar bazı istisnalar haricinde yargı konusu bile olmamıştır.

 

SİYASETTEKİ YOZLAŞMA VE ÇÜRÜME HDP’Yİ DE ETKİLİYOR

Sizce oy kaybınızın esas sebebi devlet baskısı ve sizin kendi çalışmalarınızı iyi anlatamamanız mı?

İnsanlar burada çok zor şartlar altında siyaset yapıyor. Belediye başkanı, milletvekili, il, ilçe yöneticisi olmanın kendisi büyük bir bedel gerektiriyor ama genel olarak siyasetteki yozlaşma, çürüme, diğer partilere nazaran çok daha az olsa da HDP’yi de etkiliyor. Bu mücadeleyi karşılık beklemeden, değerleri uğruna sahiplenen halk kesimleri parti içi adaleti, ehliyeti, aday belirleme süreçlerini, ya da zor dönemlerde gözükmeyip sadece seçim dönemlerinde ortaya çıkan insanların bazen hak ettiklerinden fazla pozisyon yakalıyor olmasını sorguluyor. HDP başka partilerle değil, kendi iddialarıyla yarışır, başka partilerle değil, kendi ilke ve iddiaları üzerinden test edilir. Halktan koptuğunuzda, kariyerizme bulaştığınızda, kapalı kapılar ardında kulis siyasetine, ahbap-çavuş ilişkilerine prim verdiğinizde halk bunu görür, özellikle de küçük yerlerde bunu rahatlıkla hisseder ve mesajını bir şekilde verir.

Tabanınızın size verdiği mesaj bir yana, gözle görülür bir devlet politikası da işledi 31 Mart’ta. Örneğin Şırnak sonuçları AKP açısından en fazla övünülen örneklerden biriydi. Şırnak milletvekiliniz Hüseyin Kaçmaz, orada bir seçimden ziyade askeri müdahale olduğunu, binlerce askerin farklı bölgelerden, hatta İzmir’den bile taşınarak seçimin sonucunun AKP lehine çevrildiğini ifade ediyor…

İlçeler veya mahalleler düzeyinde çok yer söylenebilir ama şehir olarak ablukalar sırasında en ağır bedeli Şırnak ödedi. Şırnak il olduğu için çok gündeme geliyor ama 31 Mart seçimleri bağlamında ortaya çıkan sorunu sadece buraya indirgeyemeyiz. 31 Mart’ta, güvenlik politikaları açısından özel bir askeri çalışma yapılmışsa, bu “sınır güvenliği” mantığıyla yapılmış gibi görünüyor. Hakkâri’nin Şemdinli, Çukurca ilçelerinden itibaren Urfa’ya kadar uzanan Irak-Suriye hattında özel bir önem veren bir seçim stratejisinin uygulandığını söylemek mümkün. Kendine özgü gerçeklikleri bir yana, Şırnak’ı bu büyük resmin içinde okumak gerekir.

KARS’I ALINCA ERMENİSTAN’LA BİRLEŞME KARARI VERECEĞİMİZ PROPAGANDASI YAPILDI

AKP’nin bölgedeki stratejisine atıf yaparak “özel önem” verdiğini söylediğiniz bölgelerdeki 31 Mart yöntemi neydi?

Bölgeye göre değişiyor. Serhat illeriyle güneydeki iller arasında bu açıdan farklar var. Mesela Kars’ta en fazla karşılaştığımız anti-propaganda Ermenistan’la kurulacak ilişkiler ve bunun üzerinden Türkiye’nin Kafkasya’yla ilişkilerinin sabote edileceği yönündeydi. Bu propaganda rakiplerimiz tarafından seçim sürecinde bize karşı çok ciddi bir biçimde kullanıldı. Hatta bazı partiler bize karşı propagandalarını tümüyle bunun üzerine kurdular.

Belediyeyi almanız halinde ne yapacağınızı ileri sürüyorlardı?

Kars’la Ermenistan’ın birleşmesi kararı alacak ve Türkiye’nin Azerbaycan’la ilişkilerini tümüyle sabote edecekmişiz gibi bir söyleme başvurdular (Gülüyor). Bu söylemin Serhat bölgesinde, Kürt olmayan seçmen üzerinde etkisi oluyor. Ama Şırnak’ta, Urfa’da, Irak’taki Kürtlerle kurulacak bir ilişki dolayısıyla yaratılmaya çalışılacak bir tehdit algısının karşılığı olmaz, hatta ters teper. O yüzden oradalarda başka yöntemlere, el altından hazırlıklar yaparak, seçmen kaydırarak, kayıtlı seçmenlerin kayıtlarını silerek, doğrudan baskı kurarak adeta abandılar. Malazgirt’te üç oy farka rağmen geçersiz sayılan oylar sonucu değiştirebileceği halde HDP’nin yeniden sayım talebi karşılanmazken, Kars’ta aradaki 1200 oy farkına rağmen MHP’nin talebiyle tüm oyların yeniden sayımına karar veren bir seçim kurulu gerçekliği de var.

HDP’nin 43 oy farkla kaybettiği Gercüş’teki itirazı reddedilirken, AKP’nin sadece 19 oy aldığı Batman’ın Bekirhan kasabası için yaptığı itirazı kabul edildi…

Tabii. Kars’ta MHP, normalde ilk itirazı sandık başında yapmaları gerekirken bunu yapmayıp ilçe seçim kuruluna başvurarak tümden sayım kararı aldırdı. Oysa tümden sayım için çok somut gerekçelerin olması lazım. Çünkü MHP’nin sandık görevlileri de tutanakları imzalamışlar. Dolayısıyla akşam, kendi imza attıkları tutanaklara itiraz edebilmeleri için çok somut argüman sunmaları gerekiyor. Fakat buna rağmen kararı aldırdılar, tekrar sayım yapıldı. Sonuçta bizim 17 oyumuz arttı, MHP’nin 30 oyu düştü! Bunun üzerine bu sefer Kars seçimlerinin iptali için başvurdular!

Gerekçeleri ne?

İlkinden daha da komik: Er ve erbaşlara ve mahallelerde baskıyla oy kullandırıldığı gerekçesiyle. Peki tümden sayımda MHP kazansaydı ne olacaktı? Kars’ta hepi topu 167 sandık var. 25 civarında okulda oy kullanıldı ve hepsinde polis vardı. Kim, onca polisin gözü önünde kime, nasıl baskı yaptı? Bu baskı vardı da, sandık kurulu üyeleri bununla ilgili neden bir tek şikâyet yapmadılar?

Sizce bu itirazla amaçlanan şey ne?

Oyalamaya çalışıyorlar. Çünkü belediyede 360 civarında çalışmayıp maaş alan personel var. Bunların işyerlerine geldiğine dair geriye dönük belgeler hazırlanıyor. Bugün bizzat buna tanıklık ettik. Ayrıca çeşitli borç ve ödemelerle ilgili girişimler yapıyorlar. Seçim akşamı bir kuyumcu, belediye başkanına sosyal medyadan çağrı yaparak borcunun ödenmesini istedi mesela. Yine seçimlere bir gün kala, Kars’ın en büyük tarihi binalarından olan Aynalı Köşk’ün icra yoluyla satışa çıkarıldığına dair bilgiye ulaştık. Bu olay Kars’ta büyük infial yarattı. Bu tarihi binayı, güya borçlu olunan bir şirkete, üstünü de daha sonra tahsil etmek üzere icradan satış kararı çıkarılmış. Bunun iptali yönünde baskı yaptık. Şehirde MHP bile buna tepki gösterdi.

Sizden önceki belediye başkanı zaten MHP’den değil miydi?

MHP’den seçilmiş ama 7-8 ay önce, partisiyle yaşadığı sorunlar yüzünden ayrılmak zorunda kalmış. Meclis üyelerinin çoğunluğu MHP’de ama başkan bağımsız görünüyordu.

 

HDP’NİN 31 MART STRATEJİSİ RİSKLİYDİ AMA HEDEFİNE ULAŞTI

Peki nasıl oldu da HDP, MHP’nin çok güçlü olduğu Kars’ı alabildi?

Kars, 1960 ve ’70 kuşağının da çok güçlü toplumsal muhalefet dinamiklerini ortaya çıkardığı bir yer. 12 Eylül öncesi bütün sol, devrimci, demokrat hareketler burada büyük bir güç oluşturuyordu. Dolayısıyla 12 Eylül darbesinin üzerinde en sert geçtiği şehirlerden birisi de Kars olmuş. O yüzden Kars işkence ve gözaltında kayıp vakalarının en fazla yaşandığı yerlerden biri. Ezme politikaları burayı sağ popülizme teslim etmiş. Son 20-25 yıl içinde yerel yönetim bazında yapılan en yaygın şey kamu binalarının birilerine peşkeş çekilmesi, arazilerin satılması, yani şehrin yağmalanmasıdır. Bu da seçmende ciddi bir tepki, değişim arzusu yaratmıştı. Her tarafının çukur ve çamur olduğu, asgari belediyeciğin bile yapılmadığı bir ortam, HDP’ye yönelik tercihi güçlendirdi.

HDP’nin 31 Mart stratejisinin başlığı “Kürdistan’da kazanmak, batıda kaybettirmek”ti. Kürdistan’da arzuladığınız sonucu alamadınız ama Türkiye’nin batısında, siyasi dengeleri derinden etkilemeyi başardınız. HDP’nin etkili olduğu bölgede yapamadığını Türkiye’nin batısında yapmasını neye bağlıyorsunuz?

Aleni bir ittifak olmadığı halde tabanda bir destekleme ve tercih söz konusu olup örneğin İstanbul’da belediyenin el değiştirmesini sağladığınızda bunun başarısını hanenize yazdırmanız çok kolay değil. Ama herkesin bildiği fakat ilan edilemeyen tablo tam da sizin tarif ettiğinizdir. Bizim seçim stratejimiz riskliydi, fedakârlık gerektiriyordu. Anlatması, ikna edilmesi son derece zordu. Ama sonuç itibariyle genel anlamda bu proje başarılı olmuş, hedefine ulaşmıştır.

HDP, KÜRT GERÇEĞİNİN BATI METROPOLLERİNDE DE VAR OLDUĞUNU GÖSTERDİ

Peki bu stratejinin sizin açınızdan ne tür sonuçları olacağını düşünüyorsunuz? İktidarın gazabıyla mı karşılaşırsınız yoksa iktidarın gücünüzün farkına varıp ona göre bir pozisyon almasını mı bekliyorsunuz?

Ben her iki ihtimalin de söz konusu olduğunu düşünüyorum. Evet, AKP ve Erdoğan bu kaybın faturasını özel olarak HDP’ye kesmek isteyecektir. İktidar bu yönlü arayışlara başlamış da olabilir ki, muhtemelen bu da çok yabancısı olmadığımız cezalandırma yöntemleri olacaktır. Sonuçta Ankara, İstanbul, Adana, Antalya, Mersin gibi şehirlerde HDP’nin de katkısıyla sonuçların ortaya çıktığını bütün analizciler teslim ediyor. Bunun faturası bize kesilmek istenebilir ama parti kurullarımız stratejisini belirlerken bunları da göze almıştı. Sonuçta Türkiye siyasetini görmeden, bilmeden, anlık bir duygusal tepkiyle alınmış bir karar değildi bizimki. Öte yandan bardağın dolu tarafına da bakmak lazım. HDP, Kürt gerçeğinin sadece Kürt illerinde değil, artık batı metropollerinde de var olduğu gösterilmiştir. Kürtler ve ayrımcılığa, baskıya maruz kalan diğer kesimler kazanamasa bile kimin kazanıp kaybedeceğine karar verecek anahtar bir role sahip olduklarını ortaya koydu. Artık bu kesimi görmeden, dikkate almadan siyaset yapmanın imkânı yok. Bu gerçeklik iktidar açısından belki Kürt sorununda kimi adımlar atmayı, ama aynı zamanda HDP’yi kriminalize etmeyi, bu iki ayağı eşzamanlı olarak sürdürmeyi gündeme getirebilir. Bu anlayışın ise hiçbir sonuç doğurma kabiliyeti yoktur. Yani her iki iş aynı anda yürütülemez. Birinden birini yapabilirsiniz ama ikisini birden yapmaya kalktığınızda, her iki hedefe de ulaşamazsınız. Galiba bunu bir kez daha yaşayacağız.

Peki AKP’nin, Kürt seçmenin kilit rolüyle beraber Suriye’deki gelişmeleri ve ekonomideki ağır krizi de dikkate alarak daha yumuşak bir tutum takınma, HDP’ye yönelik kriminalizasyon politikasının çıtasını düşürme olasılığı var mı?

Ekonomi politikalarında ne yapılacağı, kemer sıkma politikana mı yoksa sıcak para sorununu çözecek başka esnemelere mi gidileceği tercihi burada da belirleyici olacak. Ekonomi ve dış politika, özellikle batıyla ilişkiler konusu, güvenlik politikaları, Türkiye’de uzun süredir iç politikayı da belirleyen dinamikler. Fakat her halükârda 31 Mart’ta merkezi yönetimdeki güçle yerel yönetimdeki güç arasındaki dengenin değişmiş olmasının Türkiye siyasetinde yeni kırılmaları, arayışları, buluşmaları gündeme getireceğini düşünüyorum. Her ne kadar erken seçim için olumlu sinyal verilmese de, parlamento aritmetiğinde yaşanabilecek değişimler, yeni kurulabilecek partiler, Ankara siyaset dengelerini değiştirebilir. Bu da Kürt sorununda farklı pozisyon alışları beraberinde getirebilir.

CHP’DEKİ DÖNÜŞÜMÜN HANGİ YÖNDE OLACAĞI ERDOĞAN İKTİDARININ ÖMRÜNÜ DE ETKİLEYECEK

CHP açısından bu yönde yeni bir pozisyon alış söz konusu olabilir mi?

CHP derken en az AKP kadar parçalı, farklı dengelerin parti içinde söz konusu olduğu bir siyasi gerçeklikten bahsediyoruz. CHP’nin değişim-dönüşüm sürecinin ne kadar ve hangi yönde yaşanacağı Kürt sorununu, Türkiye’de demokrasinin kurumsallaşmasını ve hatta Erdoğan’ın siyasi iktidarının ömrünü de etkileyecek. Kürt sorununda daha cesur bir pozisyon alması durumunda ulusalcı oyları kaybedeceği kaygısının CHP’yi kilitlediği, o yüzden de beklentileri karşılamasının zor olduğu görülüyor. Ama buna rağmen tabanın, gençliğin, toplumsal aktörlerin, siyasetin merkezine yönelik beklenti ve eleştirilerin CHP’de daha fazla yok sayılabileceğini düşünmüyorum. CHP’nin Ankara, İstanbul, Adana, Mersin gibi illerden çıkardığı dersin kalıcı bir başarı için yeterli olduğu kanaatindeyim.

MAÇOĞLU’YLA GERİLİM MUTLAKA SONLANMAK ZORUNDA

Seçim süreci boyunca özellikle Dersim’de TKP’den aday olan ve seçimi kazanan Mehmet Fatih Maçoğlu’yla partiniz arasında gerilim yaşandı. Siz Dersim sonuçlarını nasıl yorumluyorsunuz?

Herkes kendi özeleştirisini yapmalı ama bundan sonrasına bakmak lazım. Fakat Dersim gibi en politik yerde bile marka değerinin bu kadar belirleyici olması, bence siyaset sosyolojisi bağlamında tartışılmaya değerdir. Maçoğlu’nun daha önce yönettiği Ovacık’ta aynı siyasetin kaybetmesi ama Dersim’de kazanması, kalıcı ve yapısal dönüşümün değil, günübirlik ve seçmen sempatisini elde etmeye dayalı siyasetin belirleyiciliğini gösteriyor. O yüzden söyleşimizin başında popülizm tartışmasına işaret ettim. Burada asla popülizme teslim olmaktan bahsetmiyorum ama kontrollü, dengeli, denetlenebilir bir siyasetin inşası bence sadece HDP’nin değil, dünya solunun genel sorunu. İtalya’da da Almanya’da da eğer popülizm hep sağ siyasete kazandırıyorsa, sol ise bunun karşısında yeterince etkili sonuç alamıyorsa, bu konuya yaklaşımı ve tartışmayı baştan bir kez daha yapmak lazım. Bunu asla ilkesizlik, değerler dünyasını aşındırmak olarak görmüyorum. Sonuç itibariyle kitleler, eğitimli, politik kadrolar gibi düşünmezler. Sizin kendi durduğunuz yerden değil, onların durduğu yerden okuma yapmanız gerekir. Dersim seçiminde de oradaki halkın tanınır, görünür olma beklentisinin belirleyici olduğu kanaatindeyim.

Peki Dersim’de partinizle Maçoğlu arasındaki gerilim sonlanacak mı?

Mutlaka sonlanmak zorunda. Seçim kampanyası sırasında kayyım konusunun hiç işlenmemesi bence Maçoğlu ve TKP açısından ciddi bir eksikliktir ama bunu bir kan davasına dönüştürmek de HDP açısından doğru olmaz. Nitekim parti adına yapılan açıklamada da Dersim için işbirliği ve dayanışma içinde hareket edilmesi gerektiğinin altı çizildi.


İrfan Aktan kimdir?

Gazeteciliğe 2000 yılında Bianet’te başladı. Sırasıyla Express, BirGün, Nokta, Yeni Aktüel, Newsweek Türkiye, Birikim, Radikal ve birdirbir.org ile zete.com web sitelerinde muhabirlik, editörlük veya yazarlık yaptı. Bir süre İMC TV Ankara Temsilciliği’ni yürüttü. "Nazê/Bir Göçüş Öyküsü" ile "Zehir ve Panzehir: Kürt Sorunu" isimli kitapların yazarı. Halen Express, Al Monitor ve Duvar'da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI